Kimdir

Vincent Van Gogh kimdir?

30 Mart 1852’de ölü bir bebek dünyaya geldi. Brabant köyü Groot -Zundert’in kayıtlarına 29 numara olarak geçen bebeğin adı Vincent Willem van Gogh’du. Babası Hollanda protestan topluluğunun rahibi Theodorus van Gogh, annesi Carbentus’dan doğma bayan Anna Cornelia idi. Rahip evinde derin bir acı yaşanıyordu. Kilisenin civarında bir yere gömülen bebekle birlikte ana babanın taze umutları da mezara girdi. Ama birkaç ay sonra Anna Cornelia yeniden hamile kalınca umutlar tekrar yeşerdi. Ama bu defa umutları acı ve korku ile gölgelenmişti. Acaba bu bebek yaşayacak mıydı?

Vincent Van Gogh
Vincent Van Gogh

Annenin duygusal yaşamını karnındaki bebeğin ne kadar paylaştığı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Müstakbel ressamın biyografisini yazan Marc-Edo Tralbaut “doğum öncesindeki bir travma”dan söz etmektedir. İlk doğumunu otuzüç yaşında yapan ve artık gençlikteki esnekliğini yitirmiş bir annenin karnındaki bebeğin doğum için duyulan endişelerden etkilenmeden kalması olanaksız gibidir. Önce düzelip sonra yeniden depreşen ruhsal bozukluğu ve olgunluk çağındaki sebepsiz yeteneksizliği doğum öncesi etkilenmeleriyle açıklanabilir.

Çocukluğu

Hayatta kalan bu bebek, 30 Mart 1853’te ölen kardeşinden tam bir yıl sonra dünyaya geldi ve nüfus kayıtlarına aynı sıra numarasıyla 29 olarak geçti. Ama çok daha anlamlı bir gerçek, bu ikinci çocuğa ölen bebeğin ilk iki isminin verilmesidir. Psikanalist Nagera pek çok benzer durumun incelenmesinin ortaya çıkardığı sonuçları sunmaktadır. Nagera, “bu araştırmalar göstermiştir ki bazı ailelerde çocuklarının ölümünden sonra anne baba önemli karakter değişimine uğramaktadır. Bu, kaderi ölü kardeşinin yerine konmak olan çocuğa karşı olan davranışları ciddi bir şekilde etkiler. Anne babalar iki çocuğu özdeşleştirirken, zamanla iyice idealleştirilen ve tüm istek ve ümitlerinin taşıyıcısı dian çocuğun kişiliğini yedek kalmaya zorlama eğilimi göstermektedirler.

Ayrıca ikinci çocuğu eşit değerde kabul edemezler. Böylece çocuk anne babanın gittikçe büyüyen hayal kırıklığının sebebi olmakta ve tabii ki ölen çocuğun iyice idealize olan hayalinin gölgesinde kalmaktadır. Böyle çocukların kişilikleri sık sık bozulmuş ve çarpık gelişmiştir. Çocuk güç ve tehlikelerle dolu dünyada yetersiz kalacağına ve hırpalanacağına inanır” diye yazıyor.

Bir evangelist olarak Borinage kömür madenlerinde bütün yoksullar içinde en yoksul oldu, yamalı giysiler giydi, ekmek ve suyla, insana yaraşmayan evlerde yüzü kurum içinde yaşadı, hristiyanlık yolunda en uç noktaya vardı. Latince ve Yunanca öğretmeni Mendes’in söylediğine göre başarısızlığını hoşgörüsüzce yargılayarak, Amsterdam’da kimi zaman kendini cezalandırır, “kapı dışarı eder”, geceyi dışarıda açıkta geçirirmiş. Desen çizmek için gölge yerine yakıcı güneş altına “sanat için acı çekmek” amacı ile çıkarmış. Yaşamına bir kurşunla son vermeden önce kendi vücuduna pek çok işkence yapmış ve yaralar açmıştı.

Zorluklara ve yoksulluğa dayanabilmek için mazoist eğilimi yanında, nârin-kardeşinde eksik olan kuvvetli bir bünyesi vardı.

Theo Mutlak’ı aramaya istekli değildi. Bu delice, ama ısrarla aranan, bilinmeyen hedef ona çektiği mahrumiyetle birlikte daha da pahalıya mal oluyordu. Vincent, Incil’i bırakıp resim kalemlerini eline aldığında, kafasında yoksulluğun etkisiyle sıkça düşündüğü bir soru vardı. Sanatını para kazanma yolunda nasıl kullanabilirdi? Kendini dergilere illüstrasyon çizeri olarak tanıtıyordu ve bunda da şüphesiz ciddiydi. Ama verdiği ürünler sözlerini yalanlıyordu. Çizgi stilindeki dik kafalılık dümdüz, tekdüze ürünlere gereksinme duyan bir çevrenin paletleriyle uyuşmadı. “Uzmanlar”, kuşkusuz güçlü bir ifadeye varma isteğinden kaynaklanan abartmalarını baştan sona hatalı buluyorlardı.

Gençliği

Vincent’in “kendi kendini bulmak” için gösterdiği çabaların ilk zamanlarında tam bir yetenek eksikliği vardı. Bu eksiklik iş yaşamındaki toplumsal uyum ile özgür  yaratıcılığının daha sonradan kazandığı büyük zaferi arasındaki dönemin başarısızlığının tek nedeni oluyordu. Amaçlarının bir kısmına yüzeysel de olsa ulaşmasını sağlayan yeteneği ne yazık ki azmi ile denk düşmüyordu. Atılımlarını gerçekleştirebilmesi için gerekli olan gücü tutkularının ortaya çıkardığı düşüncesi  ona uymuyordu. Amaçladığı sonsuzluk bu geçici dünyada derin izler bırakıyordu. Tanrısala adım adım yaklaşmak yerine, tanrı ile doğrudan bir ilişki kurmaya çabalıyordu.

Hiçbir otoriteyi tasvip etmediği ve kendisi üstünde de bir otorite görmek istemediği için, zavallı insanlara destek olamıyordu. Manevi gereksinimlerini kısmen giderdiğinde dinsel fanatizminden korkmaya başlamıştı. Tolstoy, Hz. Isa bir rus köyüne gelseydi herkes onunla eğlenirdi diyerek korkusunu belirtiyordu. Vincent de muhtemelen ailelerinin etkisi altında kalmış olan çocuklar tarafından alaya alındı. Bunun nedeni her halde onun açlıktan ölmek üzere olan tarifsiz görünümüydü. Bu dindar beyler haklı olarak Vincent’in papalığın “şeref’ini yerin dibine batıracağından korkuyorlardı.

Protestanlığa uzun yıllar tümüyle bağlı kalmış olan Vincent hristiyanlıktan geri dönülmez bir şekilde kopmuştu. O andaki hristiyanlığın falına baktığını yazıyordu. Papazları toplumun en Allahsız insanları, kuru materyalistleri olarak adlandırıyor, yolunu bulmak için Allaha ihtiyacı olmadığını anlatıyordu. Sonraları tanımladığı, onlarsız yaşayamayacağını söylediği dini inançlarında aydınlık ve sevgi dolu bir dünya, bütün insanları birleştiren bir kardeşlik duygusu vardı. Düşünceleri sosyalist bir anlayışa doğru yol alırken, çalışmalarında geleneksel halk sanatını uygulayan sanatçı -birkaç “kopya” haricînde- dini temaları işlemekten kaçınmıştır.

Van Gogh hayatının en karanlık dönemlerinden birinde olmasına karşın, fizik ve matematiğin en karmaşık kavramlarını sanatın potasında eritmeyi başardı. 

Vincent Mart 1886’da Paris’e geldiğinde 33  yaşındaydı ve 6 yıldır öğrenim görmekteydi. Fakat hâlâ bilgisini arttırmak için çok çalışması gerekiyordu. Cormon stüdyolarında çalışmasını ona Theo önermiş, o da büyük bir coşkuyla kabullenmişti. Okula girdiği sıralarda Emile Bemard hâlâ orada olsaydı, Vincent sonralarda dostu olan bu genç sanatçı hakkında daha o zaman, ancak benim yarı yaşımda diyebilirdi. Fakat bu harika çocuk, modellerin önünde durup poz verdikleri kahverengi örtüyü rengârenk boyadığı için, öfkeden çılgına dönmüş üstatlar tarafından okuldan atılmıştı. Bemard, Vincent’e ilk kez, eski arkadaşlarıyla vedalaşırken rastladı. Ancak birbirlerini tanıma fırsatını, Cezanne’nin resimlerinin yıllarca tek pazarlayıcısı olan, boya satıcısı Pere Tanguy’un yanında buldular.

Resim ile tanışması

Orta halli bir ressam olan Cormon, genç kabiliyetleri anlayışla teşvik etmesinden dolayı, çevresine sayılan 30’u bulan ateşli Fransız ve diğer yabancılardan oluşmuş bir gurup toplanmıştı. Bunların en tanınmışı ise Toulouse-Lautrec’di. Bozuk aksanlı HollandalInın zaman zaman korkunçlaşan üslubunun alaya alınması doğaldı. Aynca ona birazda küçümseyerek bakıyorlardı, çünkü meşhur avangardist antikacının yaşlı ağabeyi, bütün çabalara rağmen hâlâ mesleğine yeterince hâkim değildi. Cormon’un bu problemli öğrenciyi kabulüne sebep, Vincent’in öğrenmekteki dokunaklı gayreti mi, yoksa Theo’nun baskısı mıydı? Okul Theo’nun Rue Lepic’e taşınmadan önceleri oturduğu Rue Laval’deydi. Uzun süre aranıp stüdyo Cormon’u bulduğu sıralarda,Vincent’in oturdukları küçük evi kendisine bir atölye gibi düzenlemesi imkânsızdı, ama artık orada hayran olduğu çıplak modellerin ve antik heykellerin resimlerini çizebilecekti.

Vincent resim öğrenimine ancak 27 yaşında başlamış ve bütün zorluklara rağmen devam ettirmiştir. Ancak öğrenim görmeden önce de şaşırtıcı yeteneklerini ortaya koymuş olan pek çok sanatçı vardır. Toulouse-Lautrec daha çocukken yaptığı eskizlerde çizgi ve hareketlerdeki inanılmaz ifade gücünü ortaya koymuştur. Emile Bernard ise daha 17 yaşındayken ustalık mertebesine erişmişti. Eğer bir sanat tarihçisi onun resimlerini, daha sonra kazanmış olduğu ününe bakarak, Michel Angelo’nun Sixtin Kilisesi’ndeki figürlerine benzetirse yanılmış olur. Çünkü Vincent’in Nuenen’de yaptığı bu figür çalışmalarındaki cesur deformasyonlar ve kırpılmalar benzersiz bir şeytanlık örneğidirler. Örneğin Mezar Kazıcı tablosu için yaptığı figür çalışmaları kavrayış gücü ve öfkeli çizgilerin yanı sıra,  sadece çağdaşlarının değil, kendisinin de kabul ettiği eksiklikleri içerir. Zaten Paris’te yaşadığı dönemden kalma müsveddeler, Vincent’in 6 yıllık öğrenim devresinden sonra bile, Cormon okulunda resim tekniğini mükemmelleştirmeye çalışmasının nedenlerini bir dereceye kadar açıklar.

Resim yapmayı ciddiye almaya başladıktan sonra, çalışmalarının meyvalarını toplayacağına inanıyordu. Theo’yla yazışmalarında buna ilişkin pek çok örnek vardır. Çalışmalarıyla bir mevkii veya en azından para kazanmak arzusunda olduğunu yazıyor, sanatıyla bir meslek sahibi olmak istiyordu. Böylece çalışmalarını profesyonel sanatçı olmak isteyen biri gibi yönlendirdi. Bargue’nin derslerinde Millet’nin gravürlerinin ve modellerinin kopyalarını yapmaya başladı. Tersteeg’den Bargue’nün karakalem ve çıplak model resimlerinin kılavuzunu kendisine vermesini rica etti. “Resmin alfabesi” sayılabilen böyle önemli bir kitabı inceleme fırsatı buldu, daha sonra perspektif ve anatomi kitaplanna daldı.

Güzeli araması

Başlangıçta Vincent basit bir çizer olmaktan başka bir şey istemiyordu. Kabul edilmemenin büyük kabusuyla yaşarken Amsterdam’da Mauve ona boya denemeleri yapmasını önerdiği halde bunu başaramayacağından korkuyordu Onun hakkında her zaman iyi duygular beslemiş olan Tersteeg, kullanması için bir boya takımı vermişti. Haag’da kardeşini ziyarete gelen Theo, artık yağlı boya kullanmasında ısrar etmiş, hatta boya malzemeleri alabilmesi için Vincent’in geri çeviremeyeceği bir miktar para önermişti. Vincent renklere hâkim olana kadar geçen birkaç aylık sürede onlarla boğuşmuştu.

Vincent’in gelişimi süresince alçakgönüllülükten cesaretlenmeye geçişi, zamanının sanat anlayışını nasıl aştığına bir örnektir. Resim yapmaya başladığında doğadaki renklerin çeşitli tonlarını tuale aktarmayı denemiş ve şöyle not almıştı… gri olmayan hiçbir renk yok gibi kırmızı gri, yeşil gri, san gri, mavi gri. Bütün renk karışımlan bunlardan kaynaklanıyor. Sonraki mektubunda bu gözleminden şu sonucu çıkarıyordu: Kısaca, renkçi (Kolorist), doğadaki çeşitli grileri paletinin üzerinde elde etmeyi bilen kişidir. Kısa bir süre sonra ise boyarken görülenlerle hissedilenler arasında bir gerilim olduğunu anlamıştı. Yavaş yavaş renklerin kendi değerlerinin farkına varmaya başladıktan sonra ise şöyle devam ediyordu: Birlikte olunca çok güzel duran renkler var, ama ben hissettiğim gibi yapmadan  önce gördüğüm gibi yapabilmek için çok büyük bir çaba harcıyorum. Fakat sonuçta yine duyguları, yani renk   duyguları, doğada bulunan tonların gözle kavranışına ve körü körüne yansıtma fikrine üstün gelmiştir.

Sanat eserlerini incelemek kadar sanatçılarla yaptığı konuşmalar da Vincent’e yararlı oluyordu. Modern sanat eserlerini istemeyerek satan, ama genç yeteneklerin destekleyicisi diye nam salmış olan Theo kanalıyla Vincent, bu sanatçıların en önemlileriyle tanışma fırsatı buldu. Bütün yeniliklere açık ve yardımdan kaçınmayan eski ustaların başında Pisarro’nun adı anılmak zorundadır. Monet’den fazla yararlanılamıyordu. Çünkü başkalarının teorileştirerek analiz ettiklerini o, içgüdüleriyle kavrıyordu. Toulouse -Lautrec’le Vincent daha önceleri Cormon’un yanında tanışmıştı. Kendinden çok genç olan Emile Bemard’la da hiçbir zaman gölgelenmeyecek bir dostluk kurmuştu. Fakat orada Angrand, Guillaumin, Anquetin ve daha başkaları da vardı. Noktacılığı kendi buluşu gibi gösteren Seurat ve Vincent’i sonraları güneyde ziyaret eden, onun tek izleyicisi Signac’ı da unutmamak gerekir.

Gogh’un şizofreni, ikili duygudurum bozukluğu ve frengi gibi türlü ruhsal sorunları vardı

Van Gogh’un eserlerindeki çalışma temposu öyle hızlanmıştı ki, nedenlerinin incelenmesi gerekir. Eğer eli fiziksel yetersizliği nedeniyle ressamın isteklerine karşı koyuyorsa, bu beceriksiz âleti hızlı çalışmaya zorlamak anlamsız bir şey olurdu. Vincent kendisi bundan hiç bahsetmiyordu, ama bedeni eksikliğini gidererek bütün sanatçılar için ömçk olabilecek bir olay yaratmayı umuyordu. Daha Haag’dayken Theo’ya şöyle yazmıştı: Yaşamakla resim çizmek sanki aynı şey, insan çabuk ve kararlı davranmalı, olayları enerjik bir şekilde kavrayarak, anahatları çabucak ortaya çıkarmalıdır. Burada tereddüde, şüpheye yer yoktur. Eller titrememeli, bakışlar etrafa yönelmeden yalnız gerekli olanın üzerinde yoğunlaşmalı ve insan yaptıklarına öylesine dalmah ki, boş tual veya kçğıdın üzerinde ortaya çıkardıklarına kendisi bile şaşmalıdır. Hesap kitap, uygulamaya başlamadan önce yapılmalıdır. Zira uygulama başladığı anda düşünmeye ve hesap etmeye yer yoktur.

Vincent bilindiği gibi gece resimlerini, geniş kenarlı hasır şapkasının kenarına yanan mumları dizip, arkasını da tualini aydınlatan sokak lâmbasına dayayıp çiziyordu. 1888 Ekim’inde Eugene Boch’a şöyle yazıyordu: Nihayet Ron’dan ve gaz lâmbalarıyla aydınlatılmış mavi nehire yansıyan şehirden bir çalışma. Şehrin ışıkları ve onun göz kamaştıran yansısı kırmızı altın ve bronz yeşili. Üzerinde -büyük ayı- pembe yeşil parlayan yıldızların bulunduğu kobalt mavisi gök yüzü. Boch o sıralar Borinage’de çalışıyordu ve Vincent onunla resim değiş tokuşu yapmak istiyordu. Ayrıca Boch’un gündüz yerine gece çalışmayı tercih edeceğini de düşünüyordu.

Resim çizmeye odaklandı

Arles’te geçirdiği bir yıllık süre içinde Vincent 190 yağlı boya ve 108 kara kalem çalışması yapmıştır: Jan Hulsker’in hesaplamasına göre haftada ortalama dört yağlı boya tablo ve iki kara kalem çalışması. Bu ancak bir rüzgâr hızıyla gerçekleştirilebilirdi ve ressamı yaratırken mutlu ederdi. Kendine olan güveni de artmıştı, kardeşine itiraf ettiği gibi artık yeterince “utanmaz” olmuştu. Kendi yapıtlarında Monticelli’nin eserlerinin devamını görüyor ve gelecek yıl çok daha başarılı olup, çok şeyler elde edeceğine inandığını yazıyordu. Madam Ginoux’a portresinin günün birinde Luvr  Müzesi ne asılacağını söylüyordu. Fakat zaman zaman coşku ve cesaretsizlik arasında bocalayan karakterinden dolayı kendine, eserlerinin ünlülerin arasında bir yer kazanıp kazanamayacağını da soruyordu. Bunda resim sanatında hiçbir zaman büyük bir yere ulaşamayacağına ilişkin inancının da etkisi vardı.

Aşırı heyecandan çok, kendini sakin olmaya zorlaması dizginleyemediği bir duygular seli yaratıyordu. Nitekim hastalığı
tam da yeğeni için bir vaftiz hediyesi hazırladığı sırada nüksetti. Vincent’in hazırladığı bu armağan, çizgilerinin nefis sıralanışıyla, büyük dekoratif çekiciliği olan mücevher gibi parlamaktaydı. Doğal olarak bir psikanalist, Vincent’in bu resmi yaparken çocuğu kendisine rakip olarak gördüğünü iddia edebilir. Ancak sanatçının Mavi Zemin Üzerine Badem Çiçekleri yapıtında, başka hiçbir tablosunda görülmeyen kendine hâkim olma örneği göstermiş olması daha da önemlidir. Bu resmine başka hiçbir eserine göstermediği bir sabır gösterdi ve diğer eserleri arasında ayırdedilen bir mükemmelliğe ulaştırdı. Bu çalışmalar yüzünden hastalandığını büyük bir şaşkınlıkla farketti.

Vincent, hayatının içeriğini oluşturan yaratma gücüne yapıştıyşa da, çabalarının meyvalarına hiçbir zaman “sonsuz değerler” gibi anlamlar yüklemedi. Aksine, sanat niye “kutsal” olsun sorusunu kendisine sormakla yetindi. Sanatçıyı çok kere bir zanaatkâr ile

karşılaştırdı. 1884’te Eindhoven’de Hermân adlı bir kuyumcunun evini tablolarla süsledi, ölümünden birkaç ay önce ise bir çocuk odasını süsleyecek olan olağanüstü bir tablo yarattı. 9 Temmuz 1889’da Theo’ya yazdığı bir mektupta şu kanıya varmıştı: eğer bir oda  sanat eserinden yoksunsa, nasıl bir resim kendisine uygun görülen ve sanat eseriyle aynı döneme ait olmayan bir çevre ile bütün oluşturmuyorsa, aynı şekilde yetersizdir.

Doktor Gachet’nin resminde Vincent’in portre sanatı doruğuna ulaştı. Gachet’in kızını piyano başında gösteren dikine duran resmin yanında, o sırada Toulouse-Lautrec’in yaptığı piyano başındaki kadın resmi neredeyse basit ve düz kalır. Vincent’in tekniğindeki gücünü sürdüren değişim yeteneği, kendini Fırtınalı Gökyüzü Altında Manzara ve Kargalar ve Buğday Tarlası resimlerinde gösteriyordu. Resimde bir şimşeğin aydınlattığı düzlüğün üzerinde koyu fırtınalı bir gökyüzü duruyordu.Manzaraya ve gökyüzüne bakışı değiştiren, dalgalı başakların arasından bir karga sürüsü geçiyordu. Bu konuda Vincent üzüntü ve terkedilmişliğin son haddini ifade etmekten kaçınmadığını yazıyordu. Bu resimlerde içten ve dıştan kaynaklanan coşku örtüldüğü için sanatçı ile konu aldığı şey arasındaki gerilim kaybolmuştur.

Ölümü

Kaldığı hana, vücudundaki kurşunla güçlükle yürüyerek geldi. Ne oldu sorusuna ise şu cevabı verdi: “Hiç birşey. Kendimi yaraladım.” Yemeğe gelmeyince, meraklanan hancı, onu odasında kan kaybederken buldu. Yetişen Dr. Gachet’ye kardeşi Theo’nun adresini vermek istemiyordu. Theo olayı antikacı dükkânına gelen bir mektuptan öğrendi, ama ancak ertesi gün gelebildi. Vincent ilk başlarda çektiği acılardan sonra, herhangi bir acı duymaz olmuştu. Theo, sevdiği piposunu içerek yatan ağabeyinin yatak ucuna oturup, onun elini tuttu. Kendisiyle birlikte bir dünya yaratmış olan adam böyle-âdeta gülümseyerek öldü. 1890 yılında öldüğünde 37 yaşındaydı ve kayıtlara intihar diye geçti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir