Kimdir

Victor Hugo kimdir?

Victor Hugo 26 Şubat 1802 de Fransa’da, Besançon’da doğdu. Çocukluğu Feuillantines’deki evde geçti. Yalnız 1811 yılını Madrid’de geçirdi. Nisan 1809 da generalliğe yükseltilen kocasıyla buluşmak üzere Mme Hugo da üç oğlunu alarak, o yıl Madrid’e gitmişti çünkü. Mart sonundan 1813 yılı Aralık ayının sonuna kadar Feuillantines’deki hayat yeniden başladı. Victor Hugo sonradan bu evde geçirdiği günleri çok ün kazanmış olan mısralarında terennüm etti.victor hugo

Genç Victor’un hayatta ne iş yapacağı, çok geçmeden belli oldu. 1816 da: “Ya Chateaubriand olacağım, ya da hiç,” diye yazıyordu. 1819 da “Academie des Jeus Floraux” nun bir armağanını kazandı. Kardeşleri Abel ve Eugene’le beraber “Le Conservateur Litteraire” adlı dergiyi kurdu ve 1821 yılı Mart ayına kadar bunu yayınlamaya devam etti.

1822, onun hayata atıldığı ve edebi mesleğe gerçekten başladığı yıldır. O yılın 8 Haziranında ilk şiir dergisi olan “Odes et poeses diverses” adlı eserini yayınladı. Ekim ayında da çocukluk arkadaşı olan Adele Foucher ile evlendi.

1829 da yayınlanan “Les Orientales” adlı kitabı, çağdaşlarının Doğuya karşı duymakta oldukları yakınlığı parlak bir şekilde ve eşsiz bir ustalıkla dile getirmekteydi. “Bir mahkumun son günü” adlı eserinde ise yazar, ölüm cezasının kaldırılması için bütün insanlığa seslenmektedir. “Odes et Ballades” adlı eseri ve “Cromwell” adlı piyese yazdığı önsöz ile yazarın zaten kazanmış olduğu ün, yukarıda sözü geçen o iki eser dolayısıyla daha genişleyip arttı.

1830 ile 1843 arası, Victor Hugo için pek verimli bir devre oldu. Edebiyatın bütün tarzlarına el atmıştı. 1831 de “Notre-Dame’ın Kamburu” nu yazarak ilk büyük romanını da yayınlamış oldu.Romanda Ortaçağ çok parlak bir şekilde diriltiyordu. Kitap aynı zamanda, kaderin acıklı cilvelerini canlandıran bir şiir halindeydi.

Şiir alanında da ise ilk şiirlerinde doş görünüş bakımından görülen ustalığı geride bırakmıştı.Beri yandan, ilham ve düşünce bakımından bunlarda devamlı bir ilerleyiş olduğu görülüyordu.

Yine bu yıllarda Victor Hugo durup dinlenmeden çalışarak aralıksız bir şekilde debi eserler yarattı. Beri yandan da şairin hayatında, ışıklarla gölgeler gibi, kederlerle sevinçler de bir birlerini kovalıyordu: Mme Hugo, tenkidci Sainte-Veuve’ün metresi olmuştu. Fakat 1833 ten itibaren de Hugo, Juliette Drouet sevgi ile avunup ferahladı. Hugo metresini derin bir aşkla sevmekteydi. Ona yazdığı 26 Şubat 1874 tarihli bir mektupta şöyle diyordu: “Annem beni 26 Şubat 1802 de dünyaya getirdi 16 Şubat 1833 de ise seni severek dünyaya ikinci defa gelmiş oldum. Annem beni doğurdu sen ise beni yarattın. Her iki tarih de aynı ayın içine rastlıyor.”

1843 ile 1851 arasında şiirler ve sonradan “Sefiller” adını alacak bir romanın ilk kısmını yazmaya devam etti, fakat hiçbirini tamamlamadı. Bu devre içinde de hiçbir eser yayınlamadı. Buna karşılık politik hayata gittikçe daha yakından karışmaktadydı. Sık sık meclis kürsüsüne çıkarak hürriyetçi ve insancı konulara söz aldığı oluyordu ama henüz ne cumhuriyetçi, ne de sosyalistti.

1848 yılının 4 haziranında sağcı bir partinin listesinde milletvekili seçildi. “L’Evenement” adlı bir gazete çıkarmaya başlayarak ouis Napoleon Bonaparte’ın Cumhurbaşkanlığına adaylığını destekledi. 1849 da Teşri Meclis’e muhafazakarlar arasında seçildi, fakat birkaç mesele hakkında verdiği söylevler üzerine “Nizam Partisi” ile arası açıldı.

17 Temmuz 1851 de Küçük Napoleon’un diktarce emellerine karşı şiddetli bir söylev verdi. Zaten o sıralarda takndığı tavrın izahını Gülen Adam adlı romanındaki şu satırlarda buluyoruz: Halk bir sessizliktir. Ben bu sessizliğin yılmak bilmeyen avukatı olacağım… Dilsizler için konuşacağım… Halkın dili haline geleceğim… Tıkacı çıkarılmış kanlı bir ağız gibi davranacağım. Herşeyi söyleyeceğim. Çok büyük bir şey olacak bu. Louis Napoleon’un yapmak istediği hükümet darbesine karşı koymak için mukavemeti teşkilatlandırmaya çalıştı ama boşuna. Sonunda Belçika’ya kaçmak zorunda kaldı, az zaman sonra da Lous-Napoleon Bonaparte kendisinin memleketten sürüldüğü hakkındaki iradeyi imzaladı.

Sürgün hayatı 1851 yılı Aralık ayından 1870 yılı Eylülüne kadar sürdü. Victor Hugo Brüksel’de bir müddet kaldıktan sonra 1852 yılı Ağustosunda ailesiyle birlikte Jersey’deki Maurice errace adlı eve sığındı. Sürgün hayatından memnun görünen bir hali vardı. Nitekim o sıralarda bu konuda şu satırları yazıyordu: “Doğrusunu söylemek gerekirse sürgünü seviyorum… Ne misafir kabul etmek, ne de misafirliğe gitmek zorundayım. Yalnız olduğum için pek mutluyum, sakin sakin kitap okuyup hayaller kuruyor, sakin sakin çalışıyorum…”

Ateşli bir cumhuriyet taraflısı olduğu için durup dinlenmeden imparatorluk rejimine yükleniyordu. 1859 da III. Napoleon Victor Hugo için özel bir af ilan etti ama, şair bunu kabul etmedi, memleketine dönmek istemedi. Bunun üzerine itibarı bütün dünyaya yayıldı. Hayatının da eserlerinin de en yüksek devresi o yıllara rastlar.

1852 de “Küçük Napoleon”, 1853 te manzum hicviyeler olan “Cezalar” ı yayınlayarak, Fransa’da iktidarı ve hürriyetleri zorla gasbeden adamla savaşa girdi. Fakat ertesi yıldan itibaren daha ziyade felsefi ve lirik şiirler yazmaya başladı. 1856 da hem Paris’te, hem Brüksel’de yayınlanan “Les Contemplastions” adlı eseri, lirik bir şahaser olarak karşılandı. Daha başka şiir kitaplarını da bitirmek üzereydi ama kitapçı Hetzel, “Sefiller” i bitirmesi için yazarı sıkıştırıp duruyordu. Aynı kitapçı Hugo’nun dünya tarihinden ilham alan Küçük Destanlar adlı bir şiir kitabı yazmasını da istemekteydi. Küçük Destanlar, sonrada Yüzyılların Efsanesi haline geldi, ilk kısmı da 1859 da yayınlandı.

1861 de Hugo Belçika’da kısa bir yolculuk yaptıktan sonra Sefiller’i bitirdi ve bu büyük roman, muazzam bir başarı kazndı. Bunu 1864 te yazdığı William Shakespeare takip etti. Uzun bir deneme olan bu eser ilkin, oğlu François’in Shakespere’den çevirmekte olduğu piyesler için önsöz yerini tutacaktı. Şair de bunda, deha hakkındaki teorisini gayet serbest bir şekilde izah ediyordu. 1865 te, çok önceden yazmaya başladığı hafif şiirleri Sokakların ve Koruların Şarkıları adıyla yayınlandı. Bunun arkasından da 1866 da Gülen Adam’ı çıkardı. 1868 yılında ise Mme Hugo Brüksel’de öldü.

Parise 5 Eylül 1870 te dönerek Bordeaux’da toplanan Milli Meclis’e seçilen Hugo, oturum sırasında millevekilliğinden istifasını vedi. Ondan sonraki seçimlerde yenilgiye uğradı, fakat 1876 da Paris’ten senato üyeliğine seçildi.

Victor Hugo vasiyatnamesinde; “Benim için kilisede ayin yapılmasın, yalnızca dua edilsin, yeter. Tanrı’ya inanıyorum,” diye yazmıştı. 1884 te İsviçre’ye kısa bir yolculuk yaptı. 15 Mayıs 1885 Cuma günü akciğer konjestiyonuna tutuldu, 22 Mayısta öldü. 1 Haziranda hükümet kendisine milli cenaze töreni yapılmasını kararlaştırdı. Tabutu, Paris’teki zafer tankı altında halka teşhir edildikten sonra Pantheon’a gömüldü. Ölürken son sözleri şunlar olmuştu: “Kara bir ışık görüyorum.

Edebi kişiliği ve sanat anlayışı

Devrinin yazarları arasında Hugo, halk tarafından en çok sevilen ve okunanı olmuştur. Hatta şimdi bile Fransız yazarlarının halk tarafından en çok sevilenlerinden biridir Bunda kısmen bir efsane çeşnisi vermesini bildiği sürgüne gönderilişinin ve üçüncü cumhuriyet’in doğuşu sırasında kendini yeni rejimin sembolü haline getiren siyasi durumunun tesiri vardır. Fakat Hugo’nun halk tarafından sevilişinin asıl sebebi çok hisli bir insan oluşunda, temel duyguları çok iyi anlayabilmesinden, hem parlak hem de çok sade bir tarzda konuşmasını bilmesidir.

Hugo’nun dehasının ana vasfı, verimlilikti. Fakat bu verimlilik sözünü rastgele, bol bol eser yaratmak anlamına almamalıdır. Buradaki verimlilik, kendi benliğinde daima başka, ayrı biçimlerde eserler yaratabilme kabiliyeti manasındadır. Nitekim, Hugo’nun ilk eserleriyle son yıllarında verdiği eserler arasında, daha doğrusu gençlik çağının en başarılı eserleriyle olgunluk ve ihtiyarlık çağının eserleri arasında büyük bir mesafe vardır. Aradaki bu fark, şairin iç hayatının derinleşmesinden, sürgündeyken yazma tekniğini gittikçe daha hakim bir şekilde elde etmesinden ileri gelmektedir. Nitekim onun bu kabilieti hakkında Mallarma: “Hugo, mısranın tam kendisidir,” diye yazmıştı

Eserleri hayret verici derecede çeşitlidir ama, değer bakımından muhakkak ki birbirinden farklıdır. Yazdıı tiyatr eserleri, romantik devrin hür havasına bir örnek olmakla beraber artık eskimiştir. Bu arada, Claudel’in yazdığı dramlarda da Hugo’nun Cromwell adlı piyese yazdığı Önsöz’den birçok yankılar bulmak mümkündür.

Romanlardan bazıları (Sefiller, Deniz İşçileri) Balzac’tan beri roman kelimesindne anladığımız kavrama uygun değillerse de destani ya da trajik birer şiir mahiyetindedirler. Hugo’nun harikulade bir nesir yazışı vardır: Canının istediği zaman ihtişamlı bir belagat gösterir, parlak ya da sade bir şekilde kısa olmasını bilir.

Fakat onun asıl yaşayan tarafı, şairliğidir. Victor Hugo şiiri. içinde yasak meyve bulunmayan uçsuz bucaksız bir bahçeye benzetirdi. Onun için her konuya el attı, destandan hicve kadar her tarzı kullandı, zaman zaman sevimli, hayalci, şehvetli derken tuhaf oluverdi.

Victor Hugo’nun etkisi bütün XIX. yüzyılda hissedilmiştir. Baudelaire, Rimbaud, hatta MAlarme üzerindeki, “Sürrealist” ler üzerindeki tesiri inkar götürmez.

Eserleri:

Romanlar

  • İzlanda Hanı
  • İdam Mahkûmunun Son Günü
  • Notre Dame’ın Kamburu
  • Claude Gueux
  • Sefiller
  • Deniz İşçileri
  • Gülen Adam
  • Doksan Üç İhtilalı

Oyunlar

  • Amy Robsart
  • Hernani
  • Marion de Lorme
  • Kral Eğleniyor
  • Lucrèce Borgia
  • Marie Tudor
  • Padova Tiranı Angelo
  • Ruy Blas
  • Derebeyler
  • Özgürlükte Tiyatro

Şiirler

  • Odlar ve Çeşitli Şiirler
  • Yeni Odlar
  • Odlar ve Baladlar
  • Doğulular
  • Sonbahar Yaprakları
  • Şafak Türküleri
  • Gönülden Sesler
  • Işınlar ve Gölgeler
  • Azaplar
  • Düşünceler
  • Yüzyılların Efsanesi
  • Sokak ve Orman Şarkıları
  • Korkunç Yıl
  • Büyük Baba Olma Sanatı
  • Usun Dört Rüzgârı
  • Şeytanın Sonu
  • Tanrı
  • Uğursuz Yıllar: 1852-1870

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir