Kimdir

Timur kimdir?

Timur büyük bir imparatorluk kurarak, Anadolu’dan Çin’e kadar olan sahada kendisinden yaklaşık iki asır önce esen Moğol fırtınasının bir benzerini tekrarlamış, dünya harp tarihinin en büyük komutanlarından biridir. 1336’da Maveraünnehir’de Barulas aşiretinin önde gelen bey ailelerinden birinin çocuğu olarak doğan Timur, 1370’e gelindiğinde bu bölgeye hakim olmuştu. Daha sonra hakimiyet sahasını Çin’den Suriye’ye, Rusya içlerinden Hindistan’a kadar genişletti. 1405’te Çin’e büyük bir sefer düzenlerken öldü.

Timur’un ait olduğu Barulas boyu Mogolların bir aşiretidir. Timur’un kurduğu devlet de teşkilat, askerî sistem ve hukukî yapı (Cengiz Han Yasası’nı uygulamıştır) bakımından Moğol devletleriyle benzerlikler gösterir. Ancak Timur’dan önce Cengiz’in soyundan gelenler tarafından kurulmuş olan Çağatay Devleti Türkleş­mişti. Hatta Çağataylıların diğer Moğollar’la yazışmalarında birbirlerine melez (karaunas) ve haydut (çet) diye hitap ettiklerini biliyoruz. Bu yüzden Timur da, bulunduğu bölgedeki diğer Moğollar gibi Türk kültürünün derin tesiri altında kalmıştı. Sarayında Türkçe konuşulmakta, Türk adet ve gelenekleri uygulan­maktaydı. Bu yüzden bazı tarihçiler Timur’u Türkleşmiş Moğol olarak nitelerler.

Timur neden Anadolu’ya yöneldi?

Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan sahada kısa zamanda büyük bir imparatorluk kuran Timur, Selçuklular’ın ve İlhanlılar’ın vârisi sıfatıyla Anadolu’daki devlet ve beyliklerin kendisine tâbi olmasını istiyordu. Ayrıca Osmanlılar’ın kendi topraklarına fazla yaklaşmasından dolayı da rahatsızlık duyu­yordu. Timur’un batı seferi sadece Osmanlılar’a yönelik değildi. Uzun zamandır ihtilaflı olduğu Memlük Devleti’ni işgal etmek için Sultan Berkuk’un ölümü de ona bir fırsat yaratmıştı. Bu dönemde Yıldırım’ın fetihleri yüzünden Osmanlılar ile Memlükler’in arasının açılması da Timur’un işini kolaylaştırdı.

Timur, Bağdat’ı ele geçirip batıya doğru ilerlemeye devam edince, Cela-yirli hükümdarı Ahmed ve Karakoyunlu Devleti’nin reisi Kara Yusuf, Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Bu iki hükümdarın durumu, Timurlu ile Osmanlılar arasında sert yazışmalara sebep oldu. Anadolu beyliklerinden toprakları Os­manlılar tarafından fethedilenlerin beylerinin Timur’a sığınması ve Osmanlılar’a vergi veren Erzincan Emiri Muttaharten’in de Timur’un himayesine girmesi iki tarafın arasını iyice açtı. Bu arada Osmanlılar’ı durdurmak isteyen Bizans, Venedik ve Ceneviz de Timur’u Osmanlılar’a karşı kışkırtıyordu.

Timur’un Birinci Anadolu seferi nasıl neticelendi?

Timur batıya doğru harekete geçtiğinde Osmanlılar, Memlükler, Altınordu ve Kadı Burhaneddin Ahmed Beyliği arasında ona karşı bir ittifak oluşturul­maya çalışıldı. Kadı Burhaneddin Ahmed’in ölümü ve Yıldırım’ın doğudaki fetihleri yüzünden Osmanlılar ile Memlükler’in arasının açılması yüzünden bu ittifak aksadı. Bu durumdan faydalanan Timur önce Altınordu’yu, ardından Memlükleri, daha sonra da Osmanlılar’ı mağlup etmiştir.

Erzincan’ın kimin hakimiyeti altında olduğu meselesi yüzünden yapılan sert yazışmalarla iki devletin arası iyice açılmıştı. Osmanlı topraklarına giren Timur, 18 günlük bir kuşatmanın ardından 10 Ağustos 1400’de Sivas’ı teslim aldı. Kaleyi savunan 4000 askeri kan dökmemeye söz verdiği için diri diri toprağa gömdürdü ve şehri de yakıp, yıktı. Böylece, Osmanlılar’a gözdağı veriyordu. Sivas’ın ardından Malatya’yı da ele geçiren Timur, Osmanlı topraklarından çıkarak Memlükler’in üzerine yürüyüp, Suriye’yi işgal etti.

Sivas’a yardım edemeyen Yıldırım, Timur’un Suriye’ye inmesi üzerine onunla işbirliği yapan Muttaharten’i cezalandırmak için harekete geçti. Erzin­can ve Kemah’ı ele geçirdi. Bu hadiseler iki devletin arasını iyice açtı. Bundan sonra iki devlet arasında barış görüşmeleri olduysa da, bir netice çıkmadı. Timur karışıklık içerisinde bulunan Çin’e sefere çıkmadan önce, arkasında Yıldırım gibi birini bırakmak istemiyordu. Kendisi Çin seferindeyken Yıldırım Bâyezid’in batıdaki topraklarını işgal edebileceği endişesini taşıyordu. Ancak Osmanlılar’ın, Hristiyanlar’a karşı savaştıkları için edindikleri saygınlıktan do­layı, bu seferi ağırdan aldı ve kabul edemeyeceği teklifler ileri sürerek, savaşın suçunu Yıldırım’ın üzerine yıkmaya çalıştı.

Ankara Savaşı nasıl cereyan etti?

Yıldırım, Timur’u karşılamak için Tokat civarlarına gitmişti. Timur or­dusunun daha kalabalık olmasına rağmen, süvarilerinin fazlalığı yüzünden piyade ağırlıklı Osmanlı ordusu karşısında dağlık bölgelerde savaşın aleyhine olacağını düşünerek Tokat civarında bir savaşı kabul etmedi. Piyade ağırlıklı Osmanlı ordusunu yormak için Kayseri-Kırşehir yoluyla Ankara’ya geldi ve kaleyi kuşattı. Osmanlı ordusu da Timur’u takip ederek Çubuk Ovası’na indi. Timur’un ordusu daha önce geldiğinden dinlenmiş ve su kaynaklarına da hakim olmuştu. Osmanlı ordusu yorgundu ve susuz kalmıştı. Ayrıca Timurluların gönderdiği casuslar, Osmanlı ordusundaki Kara Tatarları savaş esnasında kendi taraflarına geçmeye razı etmişti.

28 Temmuz 1402’de Çubuk Ovası’nda karşılaşan iki ordunun sayıları birbirinden oldukça farklıydı. Osmanlı ordusu 70 ile 90 bin kişiden oluşur­ken, Timur’un ordusu 160 bin kişiydi. Timur’un ordusunun çoğu süvariydi ve önemli sayıda zırhlı birlikleri vardı. Ayrıca Anadolu askerinin o zamana kadar görmediği 30’dan fazla fil de bu orduda yer alıyordu. Osmanlı ordusunun önemli bir kısmı ise piyadeydi. Savaşın başlangıcında Osmanlı kuvvetlerinin yaptığı şiddetli saldırı, filler ve zırhlı birlikler tarafından durduruldu.

Savaş devam ederken Kara Tatarlar’ın ve Anadolu beyliklerine ait as­kerlerin karşı tarafa geçmesi Osmanlı ordusunun bozulmasına sebep oldu. Bunun üzerine savaşın kaybedildiğini gören şehzâdeler de, kuvvetlerini alarak harp sahrasından ayrıldılar. Yıldırım çekilme tekliflerini reddederek yanındaki 3000 kişi ile savaşmaya devam etti. Ancak koskoca bir ordu karşısında yapacağı bir şey olmadığından sonunda esir düştü. Savaşın ar­dından Timurlu kuvvetleri Anadolu’yu işgal edip, Osmanlı başkenti Bursa’yı yağmaladılar. Bir süre Anadolu’da kalan Timur 1344’te Hristiyanlar’ın eline geçmiş Aşağı İzmir’i alarak Aydınoğullarına verdi. Bu hareketiyle kendisinin de gazi olduğunu ve Osmanlılar’ın alamadığı bir yeri nasıl ele geçirdiğini göstermek istemişti.

Timur, dünya harp tarihinin en büyük dahilerinden biridir. Büyük bir stratejisttir. Bu savaşta Osmanlı kuvvetlerini arkasına takıp yorarak, kendi ordusunun özelliklerine uygun bir yere çekmesi, onun komutanlık dehasını gösterir. Osmanlılar daha önce birçok devleti rahatlıkla mağlup etmişlerdi. Ancak bu sefer karşılarında bir cihan fatihi vardı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü, o dönemde Timur’un ordusunu mağlup edebilecek düzeyde değildi. Timur uyguladığı strateji ile savaşı çok zorlanmadan kazanmıştı.

Osmanlı tarihçileri Timur’a nasıl bakarlar?

Osmanlı tarihçileri Timur’u adaletten yoksun, zalim bir şahıs olarak gösterirken, Yıldırım’ı da kibir ve gurura kapılmakla, devlet ileri gelenlerinin nasihatlerini dinlememekle suçlarlar. Tarihçiler mensup oldukları devleti yıkılmanın eşiğine getiren Timur hakkında zaman zaman ağır ifadeler kullanmakla beraber, bu hadisede Yıldırım’ı hatalı bulmuşlar ve hadiseyi izlediği merkeziyetçi siyaset yüzünden ulema ve bazı nüfuz gruplarını incittiği için ona verilmiş bir ilahî ceza olarak görmüşlerdir. Yıldırım’ı da suçlamakla beraber tarihçiler olumsuz bir Timur imajı çizmişler ve bu görüşleri daha sonraki yazarlar tarafından da benimsenmiştir. XIX. yüzyıldan itibaren milliyetçi fikirlerin Türkiye’de yaygınlaşması ile Timur’a bakış biraz müspetleşmişse de, genellikle Osmanlı gözüyle bakılmaya devam edildiği için Timur’un imajı hâlâ olumsuzdur.

Timur, Altınordu ve Osmanlı devletlerine vurduğu dar­beler yüzünden Türk tarihinin gelişimine zarar verdi mi?

Tarihçiler genellikle Timur’u, Altınordu Devleti’ne vurduğu darbeler yüzünden Ruslar’ın güçlenmesine sebep olduğu, Osmanlılar’a vurduğu darbe yüzünden de Anadolu birliğinin kurulmasına engel olduğu ve İstanbul’un alınmasını 50 yıl geciktirdiği için suçlarlar. Müslüman Türk devletlerinin birbirlerini boşu boşuna yıprattığını belirtirler. Bu hadiselere Osmanlı gözü ile bakıldığından bu neticeye ulaşılması normaldir. Hâlbuki Türk tarihine göz atıldığında büyük savaşların çoğunun Türk devletlerinin kendi arasında meydana geldiği görülür. Göktürkler’le Türgişler arasında meydana gelen ve ilk defa iki büyük Türk devletinin karşılaşması olan Bolçu savaşlarından itibaren Türk devletleri birçok defa harp meydanlarında karşılaştılar. Gazneliler’le Selçuklular Dandanakan’da, Osmanlılar’la Akkoyunlular Otlukbeli’nde, Osmanlılar’la Safeviler Çaldıran’da, Osmanlılar’la Memlükler Mercidabık ve Ridaniye’de savaştılar.

Timur, Altınordu tahtına geçmesi için Toktamış’a yardım etmişti. Ancak Harezm ve Güney Azerbaycan bölgelerine kimin hakim olacağı meselesinden iki devlet 1391’de Kunduzca ve 1395’te Terek’te savaştı. Her iki savaşta da büyük mağlubiyet alan Altınordu eski gücünü kaybettiği için, bundan istifade eden Moskova Knezliği de yavaş yavaş büyüdü. Altınordu zayıfladıktan sonra 85 yıl daha ayakta kaldı. Yıkılmadan önce Ahmed Han’ın Moskova seferinde, bu şehri alabilecek güce sahipti. Ancak bu sıralarda Altınordu-Lehistan/Lit-vanya ittifakı, Moskova-Kırım Hanlığı ittifakı ile mücadele ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu da, Kırım Hanlığı yüzünden Altınordu’yu desteklemediği gibi, karşı ittifaka yardım etmekteydi. Ahmed Han’ın 1480 Moskova seferi, Kırım Hanı’nın, o seferdeyken başkentine saldırması yüzünden başarısız olmuş ve bu seferin ardından Altınordu Devleti, Kırım’dan yediği diğer darbelerle tarih sahnesinden çekilmiştir. Altınordu’nun bu trajik ortadan kalkışına dikkat edilirse, bunda Kırım Hanlığı ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun da rolü görülür.

Timurlular Devleti’nin tarihteki yeri nedir?

Ankara Savaşı’na genellikle Osmanlı gözü ile bakıldığından ve mağlubiyetin acısı unutulmak istendiğinden, Timur’un göçebe bir imparatorluk kurduğu ve bu devletin de kısa bir süre sonra dağıldığı, ancak Osmanlılar’ın mağlup olma­larına rağmen bu savaştan sonra kendilerini toparlayıp 500 yıl daha sürecek bir cihan devletini meydana getirdikleri söylenir. Ancak Timur’un kurduğu devlet kof bir imparatorluk değildir. Ayrıca İslâm Medeniyeti’nin en parlak ürünle­rini verdiği Semerkant bölgesinde kurulduğu gözden kaçmamalıdır. Timur’un kurduğu imparatorluğun Maveraünnehir bölgesindeki kısmı XVI. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Torunlarından Babür’ün Hindistan’da kurduğu devlet de XIX. yüzyıl ortalarına kadar varlığını sürdürdü. Bugün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te 300 milyondan fazla Müslüman’ın bulunmasında en büyük rol Timurlularındır.

Timurlu İmparatorluğu sanıldığı gibi göçebe bir imparatorluk da değil­dir. İslâm mimarisinin, edebiyatının en güzel eserleri bu sahada meydana gelmiş, başta astronomi olmak üzere birçok bilim dalında önemli çalışmalar yapılmıştır. En büyük şairlerden Ali Şir Nevaî ve astronomi üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı ayda bir kratere adı verilen Uluğ Beyin bu imparatorlukta yaşadıkları hatırlanırsa durum daha iyi anlaşılır. Bazı bilim adamları Timurlu İmparatorluğu’ndaki bu faaliyetleri İslâm Rönesans’ı olarak nitelerler. Osmanlı İmparatorluğu’nun bilim adamı yönünden ihtiyacı en çok bu bölgeden karşı­lanmış, başta Ali Kuşçu olmak üzere birçok âlimi ülkelerine çekebilmek için Osmanlı padişahları büyük miktarlarda paralar vermişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir