Tarih

Taç Mahal hakkında bilgi

Kudretli hükümdar Şah Cihan’ın çok sevdiği eşi için yaptırdığı bu türbe, dünyada aşk için dikilmiş en büyük, en güzel anıt olarak kabul ediliyor. Taç Mahal bir türbedir. Bir aşk, bir vefa türbesidir. Dünyadaki bütün türbelerin en güzeli, en romantik olanıdır. Hindistan’da olmasına rağmen o, bir Türk eseridir. Çünkü, hem onu yaptıran hükümdar Şah Cihan Türk asıllıdır, hem de eserin başmimarı bir Türktür.

Bu ünlü anıtı yaptıran Şah Cihan, Hindistan Türk İmparatorluğunun, Timuroğulları hanedanından 5. hükümdarıdır. Dünya Şahı anlamına gelen Şah-ı Cihan lakabı ile anılıyordu. Bu isim zamanla Şah Cihan şeklinde söylenir olmuştur.1593’de doğmuş, 1627’de Taht’a çıkmış, 1658’e kadar 31 yıl saltanat sürdürmüştür. Bu tarihte oğlu Evrengizib Alemgir Mirza Taht’a çıktı. Şah Cihan 1666’da öldü.

Müstesna bir devlet adamı, ünlü bir kumandan ve büyük bir sanatkârdı. İmparatorluğun başkenti Agra’dan başka, Hindistan’ın pek çok yerinde ve bugün Pakistan sınırları içinde kalan bölgelerde, onun zamanından kalma çok önemli eserler vardır.

Ercümend Bânû (Mümtaz Banu Begüm)

Şâh Cihân’ın eşi Ercümend Bânû, güzelliği, zekası, iyilikseverliği ile bütün imparatorluğun gönlünü fethetmiş, en seçkin sultân idi. Bu vasfından dolayı Mümtâz Mahal diye anılıyordu. Şâh Cihân, ona 16 yaşında âşık olmuş, evlenmek için 5 yıl beklemişti.

Şâh Cihân, çok sevdiği eşini her yere götürür, onun fikirlerine önem verir, her önemli olayda ve kararlarında onun fikrini ve desteğini alırdı. Ülkenin bütün güzelleri, ona kûl ve câriye olmaya hazır olduğu halde Şâh Cihân, yalnız Mümtâz Mahâl ile beraber olur, yalnız onu severdi. EN derin ve temiz bir aşkla seviyordu onu. Mümtaz Mahal, ona tam 14 çocuk vermişti.

Fakat bu duygulu, zeki ve güzel kadın, 1631 yılında 14. çocuğunu dünyaya getirirken vefât etti. Şâh Cihân, eşinin ölümünü takip eden sekiz gün boyunca yemekten içmekten kesilmiş, hiç odasından çıkmamıştı. Dokuzuncu gün, kapısını açıp dışarıya çıktığı zaman, iyice çöktüğü ve saçlarının bembeyaz olduğu görülmüştü.

Duygulu aşkına vefâlı hükümdâr, ölünceye kadar kalbinde yaşatacağı sevgili eşi için eşsiz bir türbe yaptırmak istedi. Bu türbe, saf aşkı sembolize edecek şekilde güzel, iç acıcı, aynı zamanda da muhteşem olmalıydı. Bunun için dünyanın en büyük ustalarını bulacak, hazinesini bu esere harcanmak üzere onların emrine verecekti.

İstanbul’dan Çağrılan Mimarlar

Şâh Cihân, İstanbul’dan Mimar Sinan’ın öğrencilerinden biri olan Mehmet İsa Efendi’yi davet etti. Başmimar, o olacaktı. Ona karısının ne yaratılışta, ne rûhta, ne güzellikte ve ne incelikte bir kadın olduğunu günlerce anlatarak eserin bu ruha ve aralarındaki derin aşka lâyık olmasını istedi.

Şâh Cihân’ın vefât eden eşine olan duygularını en iyi anlayan mimar da ancak Mehmet İsa Efendi olabilirdi. Çünkü o da çok sevdiği güzel eşini kaybetmişti ve bunun dinmez acısını yaşıyordu.

Mehmet İsa Efendi’nin aylarca çalışarak planını yaptığı Taç Mahal‘in yapısında son derece berrâk, beyaz bir mermer kullanıldı. Parlak beyaz mermerin ince mavi damarları da vardı. Aynı mermerden yapılan muhteşem kubbenin yerden yüksekliği, 82 metredir. Kubbenin üzerindeki altınlı âlem ile bu yükseklik, daha da artıyor.

Taç Mahal’in kubbesini bu iş için İstanbul’dan getirtilen Mimar İsmail Efendi yapmıştır. Türbenin, beyaz mermerden dört minaresi var. Anıtın dört yanına çok güzel bir yazı ile Yâsîn Sûresi’nin tamamı, yine İstanbul’dan getirtilen Hattat Seddâr Efendi (kimi kaynaklarda Serdar olarak geçer.) tarafından yazılmıştır.

22 Yılda Tamamlandı

Eserin yapımına 1630’da başlanılmış, 22 yıl sonra 1652’de bitirilmiştir. Efsaneye göre kubbeyi desteklemek için yapılan iskele, kubbeden daha fazla masraf ve iş gücü gerektirmişti. İnşaatın bitimine yakın Şah Cihan’a iskeleti sökmenin 5 yıl alacağı bilgisi verilmesi üzerine Şah Cihan, herkesin söktüğü tuğlanın kendisine kalacağı şeklinde bir emir yayınlamış ve iskele bir gecede sökülmüştü.  Yine efsaneye göre, yapımı bittikten sonra, türbe işçilerinin kolları, aynı yapıttan bir tane daha yapılmaması için kesilmiştir.

Mümtâz Mahal’in ve 1666’da öldükten sonra onun yanına konulan Şâh Cihân’ın sandukaları, üst kattadır. Kubbenin altında bulunan bu sandukalarda mermer oymacılığının en güzel örnekleri görülür. Sandukaların olduğu yerde, insan ağzından çıkan her ses, muhteşem kubbede 7 defa yankılanır. Olağanüstü bir akustiği vardır.

Aşık hükümdâr ve eşinin asıl lâhitleri, bütün Türk türbelerinde olduğu gibi en alt katta bulunmaktadır.

Taç Mahal’in Duvarlarındaki Hazine

Sanat eseri olarak başlı başına bir hazine olan Taç Mahal‘in duvarları, gerçek hazine taşlarıyla süslenmiştir. Yüz binlerce akik, sedef, firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yâkut, 625 pırlanta, 50 tane de çok büyük inci vardır.

Mimarlık eserlerinin en güzeli sayılan Tac Mahal’in yapımı için 47.000.000 altın lira harcanmıştır. İstanbul’daki muhteşem Süleymaniye Camii’nin yapımı için bile ancak 19.000.000 altın lira harcandığını söylersek, Taç Mahal için ne muazzam bir fedâkârlık yapıldığı daha kolay anlaşılır.

Bir Türk Eseri

Batılı kaynaklar, Taç Mahal’in mimarlarını bazen İranlı, bazen Hintli, hatta bazen İtalyan olarak gösterirler. Bu, eserin yapımında pek çok yabancı ustanın da çalışmış olmasından kaynaklanan yanlış bir hükümdür. Tarih belgeleri, artık herkese sunulmuştur. Bu anıt, Şâh Cihân’ın İstanbul’dan davet ettiği Türk mimarların eseridir. Planını ve baş mimarlığını, İstanbullu Mimar Mehmet İsa Efendi; kubbeyi, İstanbullu Mimar İsmail Efendi yapmış; duvarlardaki şâhâne yazıları yine İstanbullu Hattat Seddar Efendi yazmıştır. Birçok yabancı usta da bunların emirlerinde çalışmıştır.

Ay’dan Daha Parlak

Agra’nın mehtaplı gecelerinde Taç Mahal, Ay’dan daha parlak görünür. Romantik görünüşü ile herkesi büyüler ve her sanatçıya ilham kaynağı olur. İster havadan, ister karadan bakılsın; tâ uzaklarda pırıl pırıl parlar.

1966 Hint-Pakistan savaşında, Pakistan savaş uçaklarına yol gösterici bir parıltı olmasın diye Hint hükümeti, Tac Mahal’in kubbesini siyah bir çadırla örtmek zorunda kalmıştı.

İlham Kaynağı

Doğulu-Batılı pek çok ünlü yazar ve şaire Tac Mahal, ilham kaynağı olmuştur. Seyyahlar, onu anlata anlata bitirememişlerdir. Yapıldığı tarihten 20. yüzyıla kadar onu öven ünlü yazarların sayısı, 100’ü geçer. Fakat 20. yüzyılın büyük yazarları da onu anlatmaya devam ediyorlar. Bunlar arasında Pierre Loti, Rudyard Kipling, Aldous Huxley, Eleonar Roosevelt gibi ünlüleri sayabiliriz. Fakat, Tac Mahal için en güzel yazıları, yine Doğulu sanatçılar yazmışlardır. Hint Müslümanlarının ünlü şâirlerinden Sahir Lûdî Hanevî’nin;

“İlk şehinşah ni devlet ga sahara lekır
Hem gariban ki muhabbet ga otaya he mezak
Meri mehbub ka hin or milekır.”

diye devam eden şiiri, pek meşhûrdur. Şâir, bu şiirinde özetle şöyle diyor; “Bir şehinşah ki devlet kudretiyle böyle bir türbe yaptırmış. Biz garibanlarla alay etmek için mi? Gel sevgilim, biz, başka yere gidelim. Çünkü sana böyle bir türbe yaptıramam. Ama bilesin ki benim sana olan aşkım, hükümdarın sevgilisine olan aşkından daha büyüktür.”

Şâir, belki haklıdır. Ama Şâh Cihân’ın aşkı gerçektir, büyüktür, saygı duyulur. O, sevgilisi öldükten sonra ona bir türbe yaptırmakla kalmamış, bulunduğu her odayı onun resimleriyle, onun anılarını taşıyan eşyalarla doldurmuş, onu hep yanı başında görmek istemiştir. Onun ölümünden sonra, üzüntüsünden hükümdârlık görevini bile unutur olduğundan çocukları taht kavgasına düşmüş, Şâh Cihân da, aşkından daha önemli görmediği tahtını oğluna terk etmek zorunda kalmıştır.

Taç Mahal
Taç Mahal

Her An Sevgilisini Görmek İçin

Taç Mahal, Jumna nehrinin kıyısındadır. Şâh Cihân’ın sarayı da bu nehrin az ilerisinde bulunur. Aşık hükümdar, sevgilisi Mümtâz Mahal’in ölümünden sonra, sarayın Tac Mahal’e uzanan avlusunun bir köşesinde, Topkapı’daki Bağdat Köşkü’nü andıran bir köşk yaptırmıştır. Bu köşkün duvarlarını yalnız çinilerle değil; prizmatik küçük aynalarla kaplatmıştır.

Köşke giren bir insan, yüzü ne tarafa dönük olursa olsun, karşısındaki aynada Tac Mahal’i de görüyordu. Hiç şüphesiz Şâh Cihân, bu aynalarda Taç Mahal’in içinde yatan Mümtaz Mahal’i de görür gibi oluyordu. Ne yazık ki kötü kişiler, Batılı istilacılar ve bazı turistler, hatıra diye bu küçük aynaları birer birer çalmışlar. Yerleri boş kalmış. Bugün, köşkte pek az ayna var. Onlar da aksettirici karşıtları olmadığı için Taç Mahal‘i yansıtmıyor. Fakat, ihtişam ve inceliği bağdaştıran Taç Mahal, seyreden herkesi hayran bırakmaya, ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir