Tarih

Sümerler hakkında bilgi

İlk defa Sümerlerin gelip yerleştiği Mezopotamya’nın yerli halkı yoktur. M.Ö. 4000-3000 yıllarında yaşamış olan Sümerler, buraya Orta Asya’dan göç etmişlerdir. Dil ve bazı geleneklerinden anlaşıldığına göre, bunlar Ural-Altay ve Sibirya milletleri topluluğundan idiler. Hatta Sümerologlar, Sümerlerden kalan çivi yazılı tabletlerden, eski Türkçe’ye ait kelimeler bulunduğuna dikkat çekerek, bunların Türk asıllı olabileceklerini de söylüyorlar.

Sümerler, Mezopotamya’nın güneyine, Basta Körfezi dolaylarına yerleşmiş, bataklıkları kurutmuş, yüksek bir medeniyet kurmuşlardır. Başlıca şehirleri Lagoş, Uruk, Ur, Nippur ve Eridu idi.

Bugün, Sümerlerin kökeni ve din anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan şey, geride bıraktıkları tabletleridir.

Sümerler, medeniyetlerinin en parlak çağını yaşarken, Mezopotamya’nın kuzeyine Akadlar gelmeye başladılar. Akadlar, Arap yaylasının doğusundan gelen ve Sami ırkından olan çobanlardı. Bunların başlıca şehirleri Akad, Babil, Barsippa, Kiş, Kutta ve Sippar’dı.

Akadlar, üstün Sümer kültürünü, din ve efsaneleriyle birlikte benimsediler. Kutsal yazılarında, Sümer dilini kullandılar.Zamanla Sümerler, Akadlar arasında eridi. Akadların varlıkları M.Ö. 1. yüzyılda buraya Partların gelişine kadar devam etti.

Övgü ile anılıyorlar

Mezopotamya’da, Sümer ve Akadlardan sonra Babilliler ve Asurlar egemenlik ve medeniyet kurmuşlardır. Bu kavimlerin kralları, kanunlarıyla, savaşlarıyla, güzel sanatlara ve özellikle mimarlık eserlerine, yazı sanatına verdikleri önemden dolayı, binlerce yıldan beri övgü ile anılmaktadırlar. Bu krallıklar, Yunanlılara, Romalılara, dolayısıyla bütün Batıya sanat ve ilimde büyük miras bırakmışlardır. Mesela, Babil’in Sami sülalesinden altıncı kralı olan Hammurabi, hem savaşları, hem de kanunları ile ünlüdür.

Hammurabi, M.Ö. 18. yüzyılda bütün Mezopotamya’yı Babil çevresine toplamıştı. M.Ö. 1000 yıllarında Babil’in yerini Asur almıştı. Asur krallarından Asurbanipal’in kütüphanesinde bulunan binlerce tablet Mezopotamya medeniyeti ve tarihi hakkında geni bilgi vermektedir.

M.Ö. 1000 yıllarında, Asurluların egemenliğine geçen, fakat M.Ö. 612’de Med’lerle kurduğu bir ittifak sonunda Ninova’yı alarak Asur imparatorluğuna son veren Babil, kral Nabukodonsor II’nin idaresi altında yeniden gelişti. Bu kral Mısır’a kadar ilerledi. Kudüs’ü alıp, Yahudi devletini yıktı. Kendi ülkesine pek çok anıt yaptırdı.

Dünyanın yedi harikasından olan Babil Kulesi ve Babil’in Asma Bahçeleri, işte o devrin eseridir. Bu eserlerin bugün ikisi de ayakta değildir.Fakat, zamanın görgü tanıkları sayılan yazarlar, tarihçileri ve mukaddes kitaplar, bu harikaların özelliklerini, yapılış gayelerini anlatmış boyutları hakkında bir fikir vermişlerdir.

Önceleri, sadece kitaplarda, efsanelerde yer aldığı sanılan, gerçek olup omadıkları bilinmeyen bu eserlerin kalıntıları, 20. yüzyılda yapılan kazılarda kumların altından çıkarılmış, gerçekten var oldukları, anlatıldığı şekilde oldukça anlaşılmaktadır.

Gılgamış destanı

M.Ö. 7. yüzyılda yaşamış Asurbanipal’in Ninova’daki kütüphanesine buluan bir Gılgamış destanı, her biri 300 mısralık, 12 şarkıdan oluşur. Ayrıca Sümerler zamanında yazılmış daha eski bir Gılgamış destanıda bulunmuştur.

Bugün yalnız Sümerlere at çivi yazılı taş levhaların sayısı 250 bini aşmaktadır. Asur ve Babillerden kalan tabletler daha da çoktur. İnsanlığın en eski çağlarına, en eski medeniyetlere ait yazılı belgeleri, mimarlık ve heykeltıraşlık eserleri bırakan Mezopotamyalılar, tarımda, tıpta, astronomide ileri idiler. Venüs gezegeninin evrelerini bulmuş, Ay tutulması dönemlerini tespit etmişlerdir.

Zamanımızda bir günün 24 eşit parçaya bölünmesi geleneği Babillilerden kalmıştır. Bugünkü tiyatronun kurucusu da onlar sayılır. Mezopotamyalılar bütün bu kültür ve bilimleri eski Yunanlılara, dolayısıyla bütün Batıya miras bıraktılar.

Sümer Tapınağı

M.Ö. 3500 yıllarında Sümerlerin kurduğu büyük şehirlerden biri Eridu idi. Bugün Irak sınırları içinde kalan ve Bu Şehreyn adı verilen bölgededir.

Sümerliler burada Zigurat denilen büyük anıtlar yapmışlardı. 1946 – 1949 yılları arasına yapılan kazılarda bu ziguratların kalıntıları, temelleri bulundu. Kaide duvarının dibindeki insan resimleri tapınağın boyutları hakkında fikir vermektedir. Bu zigurat binlerce yıl sonra bile ünlü mimarlar tarafından örnek alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir