Kimdir

Stendhal kimdir?

Asıl adı Marie-Henrl Beyle olan Fransız yazarı Stendhal, 23 Ocak 1783’te Grenoble’da doğdu, 23 Mart 1842 de Paris’te öldü.

Küçük Henri henüz yedi yaşında bile değilken Annesi Henriette Gagnon’ kaybetti. Çocuk, annesine büyük sevgi besliyordu. Onun için babası Cherubin Beyle ile halası Seraphie’nin çocukluk devresine hakim oluşlarını bir türlü affetmedi. İkisine karşı nefret duymaya başladı. Bu nefret duygusu gitgide bu iki insanın temsil ettikleri saygıdeğer fikirlere olduğu kadar, o zamanki politik ve sosyal düzene, hatta Henri’ni doğum yeri olan Grenoble şehrinin kendisine kadar yayıldı.

Henri’nin hissetmekte olduğu bu aşırı duygular, kendisinin anneden yoksun, ayrıca çok hassas bir çocukluk oluşundan ileri geliyordu. Onun için çocuk, bütün sevgisini büyükbabası Henri Gagnın’a ve kızkardeşi Pauline’e verdi. Nitekim, aslında kendi hayat hikayesi olan “La Vie de Henri Brulard” – “Henri Brulard’ın Hayatı” adlı kitabında çocukluğunun bu safhasın, şefkate olan ihtiyacını, duymakta olduğu hıncı uzun uzun anlatır.Zaten o, kendisi için dahi bambaşka bir gelecek özlemekteydi.

Babasıyla olan anlaşmazlığı o kadar derindi ki, babası kralcı diye, Henri Beyle cumhuriyetçi olmuştu. Kral XVI. Lous kafası giyotinle kesilerek idam edildiği zaman, Henri buna gizliden gizliye sevinmişti.Hocası olan rahip Raillanedan da nefret ettiği için kilisenin de dinin de düşmanı kesildi.

1796’da Henri Beyle, Grenoble’daki Ecole Centrale e devama başladı. Aynı zamanda, şehre Virginie Kubly adında bir aktrisin gelişi üzerine, aşk denen şeyi de tattı, ki kendi deyimiyle aşkından sonra hayatının başlıca amacı olacaktı.

1799 da, iç yıllık bir öğrenimden sonra, Henrl Beyle matematik birinci mükafat kazandı. Zaten matematik onun tahlilci, mantıkçı mizacına pek uygun düşüyordu. Aynı zamanda , matematik sayesinde Grenoble’dan yakasını kurtarmak da mümkün olabileceğini düşünüyordu. Nitekim, beslediği yüksek emelleri ancak Paris’te tatmin edebileceğini anlıyordu.

10 Kasımda Politeknik Okulunun giriş sınavına katılmak üzere başkente geldi, ama dağsız bir yerde oturmayı aklı almadığından kendi doğduğu yerleri özlemeye başladı, sıla hasreti duydu.

Paris’te ona göz kulak olan hasımı ve koruyucusu Pierre Daru, Beyle’i Harbiye Bakanlığında kendi maiyetinde çalıştırmaya başladı. 7 Mayıs 1800 de Beyle, Paris’ten İtalya’ya gitti, orada sürvari asteğmeni oldu. İtalya’yı ilk görüşte sevdi. Burayı kendisine vatan bildi. Beri yandan müziğe de merak sarmıştı. Fakat, askerlik mesleğinden hoşlanmamıştı. 1801 de hastalandı, tebdil hava için izin alarak Grenoble’a geldi, fakat o sırada Victorine Mounier adlı bir kıza tutulup, onun peşine takılarak yine Paris’i boyladı. Ondan sonra da Paris’te başıboş, avare bağımsız bir ömür sürmeye başladı.Akşamları salonlara gidiyor, ya da tiyatro piyesleri seyrediyordu.

Victorine Mounter’den sonra, Adele Rubuffet, Mme Rebuffet, aktiris Mlle Duchesnois da delikanlının gönlünü sıra ile fethettiler. Beri yandan , delikanlının kendine göre birtakım emelleri de vardı: Tacirlik, bankerlik yapıp zengin olmak istioydu. Fakat asıl edebiyata karşı büyük bir eğilim duymaktaydı. Kendi benliğin daha iyi anlamak için hatıra defteri tutmaya başladı. Bir yandan da Moliere gibi komediler yazmak istiyordu.

O sıralarda genç bir aktris olan Melanie Guilbert’e aşık oldu, kızın peşine takılıp Marsilya’ya gitti. 1805 yılı Temmuzundan Aralık ayına kadar Marsilya’da bir balayı hayatı geçirdi. Beri yandan da, bakkaliye eşyası ihraç eden bir tacirin yanında çalışıyordu.

1806 da Melanie Marsilya’dan ayrılınca, iki sevdalı da bir birlerinden ayrıldılar. Paris’e dönen Beyle, kuzenleri olan Daru’lere yanaştı. Onların desteğiyle Levazım dairesinde kendine iş buldu, sonra ordunun peşine takılarak Almanya’ya gitti.

İşte o andan itibaren, Henri Beyle için gezginci bir hayat başladı. Kahramanı olan Napoleon’un peşinde dolaşırken, insanlar hakkında da eşsiz bir tecrübe ediniyordu. Yazı yazdığı zamanlar birçok takma adlar kullanıyordu. Stendal adlı küçük Alman kasabasının ismini de böylece kullanmaya başladı. Sonradan edebiyat alanında dünya ölçüsünde bir ün kazanınca, bu kasabanın adını da meşhur etmiş oldu.

1808 Kasım ayında Paris’e çağrıldı. 1809 da hısımı kont Daru’nun emri altında Strazburg’a Viyana’ya Linz’e gitti. 1810 da yine Paris’e geldi ve hayatının en parlak yıllarından birini geçirdi. İki tane resmi görevi vardı, gayet iyi giyiniyordu. Hoş sohbet bir genç olarak tanınmıştı. Devrin, gidilmesi moda olan bütün salonlarına, tiyatrolarına gidiyordu.

Ömrünün en mutlu devresi muhakkak ki, Milano’da kaldığı yıllar oldu. Yalnız, gönül işleri bakımından epey buhranlı devreler, hayal kırıklıkları da geçirmişti. 1815 te Angela Pietragrua’dana ayrıldı. 1818 ve 1819 da Metilde Dembovski’ye karşı ıstıraplı bir aşkla bağlandı. Onun peşinden Volterra’ya, Floransa’ya gitti ama, genç kadının mukavemetini kıramadı. Sonunda yine Milano’ya dönerek düşünmeye, yazı yazmaya başladı. Gerçi onsekiz yaşından beri yazı yazmaya koyulmuştu ama onun gerçek edebi mesleğe Milano’da atıldığını söyleyebiliriz. 1814 ve 1817 de L.A.C Comblet imzası altında, müzik ve resimle ilgili iki eser yazdı. Yine 1817 de Rome, Naples et Florence adlı eserini Stendhal takma adı altında yayınladı. Bu kitap, onun ilk eseriydi.İlk ikisini, orandan buradan derlediği bilgileri bir araya getirerek yazmıştı.

Bir müddet Londra’da kaldıktan sonra, yine Paris’e dönerek eskis gibi bir salon adamı hayatı sürmeye koyuldu. Geçimini sağlamak için, ingilizce dergilere yazılar yazıyor. 1823’te de kendi deyimiyle “Romanticisme” adlı edebi mesleğinin ilkelerini ilan eden bir eser olan “Racine ve Shakespeare” i yayınladı. Yine o sırada “Rossini’nin Hayatı” adlı kitabını da yayınladıktan sonra, İtalya’ya giderek bir müddet Roma’da oturdu. Sonra Paris’e dönerek kontes Curial’e aşık oldu. Paris’te resim ve müzik hakkında makaleler yazdı. Mart 1825’te Racine ve Shakespeare adlı eserinin ikinci bölümünü yayınladı. Mayıs ayında Metilde Dembovski’nin öldüğünü haber aldı. 1826 da, metresi kontes de Curial’den ayrıldı ve ingiltere’ye gitti. Belki de u ayrıış üzerine kendini avutmak için ilk romanı olan ve 1827 de yayınlanan “Armance” adlı eserini yazdı, fakat eser pek o kadar büyük ilgi uyandırmadı.

Armance” ın yayınlanmasından sonra, Beyle, yine İtalya’ya giderek Floransa’da Lamartine’le buluştu; Bolonya; Frrare, Venedik’te kaldı. Milanoya’ya gelince, polis kendisini Fransa’ya dönmek zorunda bıraktı. 18 Ocak 1828 de Paris’e döndüğü zaman, geçimini sağlamak kaygısına düştü. İngiliz dergilerine yazdığı yazılar, kendisini doyurmuyordu. Kralın kitaplığındaki kütüphane memur yardımcılığını elde etmek için boş yere çalıştı durdu. Eylül 1829’da “Roma Gezintileri” adlı eseri çıktı.

25 Eylül 1830’da Beyle, Trieste’ye, daha sonra Civita-Vecchia’ya konsolos tayin edildi. İlk şahaseri olan “Kırmızı ve Siyah” 1831’de çıktı. Ne yazık ki, bu yepyeni, ateşli roman, çıktığı zaman bundan hiç kimse bir şey anlamadı. Fakat Stendal kendisine has o keskin görüşle, eserlerinin kendi zamanında anlaşılamayacağını pek iyi seziyordu. Nitekim şöyle demekteydi. Ben eserlerimi hep birer piyango bileti saydım. Bugün çıkarmış olduğum eserler ancak 1900 yıında yenidne basılacaktır.”

O sırada, Parma dükü Alexandre Farnese’in gençlik devresinden ilhamlanarak, İtalya ile ilgili bir yazı yazmak istedi. Alexandre Farnese bir İtalyan asker ve diplomatıydı. Sonradan Beyle, bu konuyu çağdaş bir hale sokup roman haline yazmayı tasarladı. İkinci şahaseri olan “Parma Manastırı” da böylece doğru. Konu zihninde öylesine hazır bir haldeydi ki, romanı iki ay içinde yazıp tamamladı. Kitap 6 Nisan 1939 da çıktı. Bu eserde Stendal’in kendisini de görür gibi oluruz. Onun nasıl düşündüğünü, nasıl sevdiğini anlarız. Eser bir romandan daha çok, şairane bir itiraftır.

Parma Manastırı da yayınlanınca pek büyük başarı kazanamadı. Fakat Balzac yazdığı bir yazıda eseri çok övdü. Yazar da Ağustos ayında kalkıp Civita-Vecchia’ya gitti, orada “Aamiel” adlı eserini yazmaya koyuldu. Sevgiden, şefkatten yoksun bir haldeydi. Edebi çalışmaları yerinde sayıyordu. Tek eğlencesi, kkırlarda dolaşmaktrı. Kendisinin “Erline” adını vereceği genç bir Romalı kadın, son aşkı oldu. Beri yandan sağlık durumu da bozulmaktaydı. 15 Mart 1841 de kendisine inme indi. 8 Kasım 1841 de pek yorgun bir halde Paris’e döndü. 1842 de biraz kuvvetlendiğini hissedince tekrar çalışmaya başladı. Fakat 22 Mart günü, sokaktayken kendisine yine felç geldi, kendine gelmeksizin ertesi gün öldü ve Assomption kilisesinde yapılan bir ayinden sonra Montmartre mezarlığına gömüldü.

Eserleri:

Roman

  • Armance (1827)
  • Kırmızı ve Siyah (1830)
  • Parma Manastırı (1839)
  • Lucien Leuwen (tamamlanmamış kitap, 1835’te yazıldı, 1894’te yayınlandı)
  • Lamiel (tamamlanamamış kitap, 1839-1842 yıllarında yazıldı, 1889’da yayınlandı)

Deneme

  • Aşk Üzerine (1822)

Biyografi

  • Haydn, Mozart ve Metastasio’nun Hayatları (1815)
  • Napolyon’un Hayatı (1817-1818)
  • Rossini’nin Hayatı (1823)

Otobiyografi

  • Henri Brulard’ın Hayatı (1890’da yayınlandı)
  • Bir Bencilin Anıları (1892’de yayınlandı)

Gezi

  • Roma, Napoli ve Floransa (1817)
  • Roma’da Gezintiler (1829)
  • Bir Turistin Anıları (1838)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir