Sion tarikatı hakkında bilgi


Örgüt 1090 yılında, İsa’nın soyunu devam ettiren Merovenjlerin soyundan gelen Godfroi de Bouillion tarafından, ilk Haçlı seferinden 9 yıl önce Kudüs’te Sion Tepesi’nde kurulmuştur. Fransa Kralı VII. Louis’in imzaladığı, 1152 tarihli bir belgede tarikata Orleans Merkezi adı altında bir mülk bağışlandığının yazılı olması, Sion Tarikatı’nın bir efsane olmadığını ispatlar.

Ayrıca Dr. Halit Erol’un ‘Tapınak Şövalyeleri ve Sion Tarikatı’ adlı kitabında belirttiği gibi, 111. Papa Alexandre’in imzasını taşıyan 1178 tarihli bir başka belgede, Sion Tarikatı’nın Fransa, İspanya ve İtalya’ da da topraklan olduğu doğrulanmaktadır. Tapınağın örgütlenme biçimi aşağıda gösterilmiştir.

Örgütün dereceleri

1. Derece Nautonnier – Denizci
2. Derece Senechaux – Yargıç
3. Derece Connetables – Başkumandan
4. Derece Commandeurs – Komutan 
5. Derece Chevaliers – Şövalyeler
6. Derece Ecuyers – Seyisler
7. Derece Preux – Yiğitler 
8. Derece Croices – Haçlar 
9. Derece Novice – Çıraklar

Bilinen en son Büyük Üstad ya da ‘Denizci’, Pierre Plantard de St. Clair‘ di. Ama o da 1984 yılında görevini bıraktığını açıklamıştı. Plantard için İsa’nın soyunun son temsilcisi olduğu, yani Isa’nın torunu olduğu söylentiler arasında ama Vatikan’ın yüzyıllardır yok etmeye çalıştığı İsa soyunun üyeleri kendilerini her zaman gizlemek zorundalar. Şu anda kimin Denizci olduğu bilinmiyor. Örgütün Büyük Üstadlan arasında çok büyük bilim adamları ve sanat dünyasından tanıdık isimler bulunmuştu.

Tarikatın kuruluş amacı

Tarikatın kuruluş amacının, Hz. İsa’nın (Jesus, Iesos, Jeshua, Yeshua) çarmıhtan kurtarılarak, Fransa’ya götürülen ailesi ve soyunun korunması için kurulmuştur.

Tapınak Şövalyeleri (Templars ), bugüne kadar gelen binlerce yıllık gizli örgütlere esin kaynağı olması bakımından incelenmeye değerdir. XII. yüzyıl bugünlerle kıyaslandığında, Avrupa tamamen zıt bir görüntü içindeydi. İnsanlar cehalet içinde, yoksulluktan bir lokma ekmek için birbirlerini öldürüyorlardı. Fuhuş ve dilencilik en gözde meslekler olmuştu. Yaşadıkları yerler ise ahırdan farksızdı. Genelevlerin resmi çalıştırıcıları olmalarına rağmen, yeteri kadar bağış alamayan kiliseler ve fakir halktan vergi toplayamadıkları için kraliyet hazineleri tamtakır olan krallar, ihtişamlı yaşamlarına devam edebilmek için pir çözüm yolu arıyorlardı.

Sion Tarikatı Hz. İsa’nın soyundan gelen kişileri koruduklarını iddia eden gizli bir topluluktur.

Bütün bunlara karşın, Doğu olarak adlandırılan müslüman ülkeleri zenginlik ve refah içindeydiler. İnsanlar saray, tapınak ve kütüphanelerle dolu muntazam planlanmış şehirlerde, o zamana göre modem evlerde yaşıyorlar, altın ve değerli taşlardan oluşan takılar takıyorlar, birbirinden zarif kumaşlarla dikilmiş elbiselerle dolaşıyorlardı. Bu ülkelere gelen Avrupalı tüccarlar, ülkelerine döndüklerinde bu ihtişamı daha da abartarak anlatıyorlardı. Bütün bunların üstüne Kudüs , Müslümanların elindeydi ama Kudüs’te her üç dinin halkı birarada barış içinde yaşıyorlardı.

Tapınağın harabeleri altında gömülü olan Masonların sırlarını ve gizli hazineyi ele geçirmek isteyen, mabedin yapımında çalışmış Masonların soyundan gelen aileler ve para derdine düşen krallar, Kudüs’ün geri alınması için Papa II. Urban’a baskı yapıyorlardı. Hacca gittiği zaman kötü muameleye uğradığını iddia eden Keşiş Pierre isimli emekli bir asker, Papa’nın kendisine gerekli izni vermesiyle Avrupa ülkelerini dolaşmış, buralarda yaptığı konuşmalarda; İsa’nın mezarının Müslümanlar tarafından tahrip edildiği , tekmelenip tükürüldüğü , eğer hemen harekete geçilmezse, İsa’nın öbür dünyada bunun hesabını herkese soracağını ve cehennemlik olacakları gibi yalanlarla halkın dini duygularını kökten sarsmıştı. Halk artık onu Tann’nın seçtiği özel bir kişi olarak görüyor ve gittiği yerlerde büyük bir itibar görüyordu. Doğal olarak bu hareket büyüdü ve bir orduya dönüştü.

O devirlerde İstanbul (Ortodoks) ile Roma Kiliseleri (Katolik) üstünlük yarışına girmişlerdi. Roma Kilisesi, Malazgirt yenilgisinden sonra gittikçe zayıflayan Bizans Kilisesine karşı kesin bir üstünlük sağlamak ve Hristiyanlık dünyasının tek otoritesi olabilmek için Haçlı Seferlerini desteklemeye karar verdi. Kudüs’ün fethedilmesiyle Doğudaki İslam egemenliğine bir son verilecek ve elbette ki Bizans Patrik’i de Roma Kilisesine boyun eğmek zorunda kalacaktı. Bu durum karşısında Papa II. Urban ya da gerçek adıyla Otta de Lagery, yapılan bir toplantıdan sonra herkesin bu orduya katılması gerektiği, katılanların günahlarının affedileceği, gitmeyenlerin ise aforoz edileceğini ilan edince, katılım çığ gibi büyüdü.

Romalılar Kudüs’ü ve Süleyman Tapınağı’nı yakıp yıktılar ve Süleyman Hazinesi’ni Roma’ya getirdiler. Roma’yı ele geçiren ve Merovenj soyunun kökünü oluşturan Vizigotlar, bu hazineyi ellerine geçirdiler. Tapınakçılar da Fransa Kralı Philip’ten kaçırdıkları hazineleriyle beraber bu bölgede bir süre kalmışlardı. Aynı bölgede yaşayan Katharlar da böyle bir hazineye sahiptiler ve bu hazineler hep esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştu.

Sion tarikatının (tapınakçılar) sonu

Tapınak Şövalyeleri’nin de keyfi yerindeydi. Şimdiki bankacılık sistemini onlar icat etmişler ve günümüz Kapitalist sistemine esin kaynağı olmuşlardır. (Günümüz dev bankacılarının onların soyundan geldikleri iddia edilir.) Borç, faiz karşılığı veriliyordu. Uzak şehirlerle ticaret yapan insanlar paralarını bir Tapınak Şövalyesi kurumuna bırakıp, karşılığında bir belge alıyor ve gittiği şehirde Avrupa’da her şehirde bulunan bu kurumun o şehirdeki şubesinden bir komisyon karşılığı parasını geri alıyor ve ticaretini devam ettiriyordu.

Leigh, Baigent ve diğer araştırmacı yazarlara göre, borç içinde yüzen Fransa Kralı IV.Philip onların bu durumunu kıskanıyor ve artık bir efsane haline gelen hazinelerini ele geçirmek için planlar yapıyordu. Papa ise İsa ve Ailesi’nden ölümlü olarak bahseden Tapınakçıların ellerindeki belgeleri ele geçirip yok etmek için herşeye razıydı. Kutsal toprakların kaybedilmesi ile Philip’in seçilmesinde büyük rol oynadığı, İsa’nın ölümlü, sıradan bir insan olduğunu gösteren belgelerle kiliseye yaptıkları şantaj yüzünden onlardan nefret eden Papa V.Clement’in de onayıyla Fransa’daki Tapınakçılar, 13 Ekim 1307 Cuma günü tutuklandılar. (Cuma gününün ayın 13’üne gelirse, uğursuz sayılması bu olay yüzündendir.)

Diğer ülkelerdeki Tapınakçıların tutuklanması için de Papa krallara baskı yapar fakat krallar göstermelik mahkemelerde Tapınakçıları yargılayıp birkaç ay hapiste tutar, sonra da salıverirler.

Olayı haber alan bazı Tapınakçılar, gizlice hazinelerini de yanlarına alarak İrlanda’ya doğru yelken açarlar. Ama Molay onlar kadar şanslı değildir ve uzunca bir işkence döneminin ardından arkadaşlarıyla beraber, 1 3 14 yılında Seine Nehri üzerindeki, bügün adlarına bir plaket asılı olan Cite Adası’nda yakılarak öldürülürler. Suçlamalar arasında bir heykele tapmak, İsa heykeline tükürmek, işemek, homoseksüellik gibi iftiralar vardır. Molay ölmeden önce, hem Kral’a hem Papa’ya lanet okur. Ve ilginç bir şekilde bu lanet tuttu, her ikisi de kısa bir sonra amansız hastalıklara yakalanarak öldüler.

Baigent ve Leigh’in yazdığı ‘Mabet ve Loca’ adlı kitaplarında yazdıklarına göre, bu baskınlardan kurtulabilen bazı tapınakçılar Hospitaller ve Töton Şövalyeleri’ne katıldılar. Diğerleri önce İrlanda’ya, oradan da İskoçya’ya geçtiler. O sıralar Robert Bruce, İskoçya’nın bağımsızlığı için İngilizlerle savaş halindeydi ve böyle hem zengin hem de savaşçı şövalyeler onun için bulunmaz bir nimetti. Memnuniyetle onları ülkesine kabul etti ve bu isabetli kararının mükafatını İngilizlere karşı yapılan Bannockburn savaşını Tapınakçıların yardımıyla kazanarak elde etti. Bruce daha sonra onlara ülkesinde topraklar ve mevkiler verdi. Tapınakçılar, kardeş kuruluşları İskoç ve İngiliz Mason D erneklerine üye oldular. O zamanki Mason dernekleri duvar işçilerinin derneğiydi ve inşaatçılık Eski Mısır’dan beri en kıymetli meslekler arasındaydı. Asıl demek yöneticileri Hermes’in bilgilerine sahip olan ve bilgileri gizli tutan Mason alimlerdi. Kendilerine yapılan alçakça saldırılardan sonra, dünyada tek bir devlet ve tek bir din kurma fikri o zamanlarda Tapınakçıların idealleri olmuştu. Zamanla Tapınakçı kimliklerini terkederek, Mason olarak günümüze kadar geldiler.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir