Kimdir

Roger Martin du Gard kimdir?

Fransa’da Birinci Dünya Savaşından önce, varlığını hissettiren, savaş boyunca gelişerek olgun eserlerini 1918 yılından sonra vermeye başlayan, yazarlar kuşağının belli başlı romancılardan biridir. Martin du Gard’ın eserleri yalnız Fransa’nın sınırları içinde kalmamış, bu sınırları aşarak, dünya ölçüsünde bir önem kazanmıştır. Kendisine 1 937 yılı Nobel edebiyat ödülünün verilmesi eserlerinin dünyaca takdir edildiğine bir delildir.

Bu ünlü Fransız romancısı 1881 yılında Paris’te Neuilly Seine’de doğdu. Katolik bir ailenin içinde büyüdü. Orta öğretimini Condorcet lisesinde yaptıktan sonra, Sorbonne Üniversitesi edebiyat fakültesine kaydedilmişti. Fakat lisans imtihanlarını başaramadığından L’Ecole des Chartes’a girdi. 1906 yılında Paris’te avukatlık yapan Albert Foucault’un kızı Helene Foucault’la evlendı. Bir yıl sonra bir kızı dünyaya geldi.

Martin du Gard küçük yaşından beri yazı yazmaya karşı büyük bir istek duyuyordu. Çok önceden hazırlıklarını yaptığı Une Vie de Sainr başlıklı romanına bir haylı çalıştıktan sonra, 1 908 yılının kışında bu esere devam etmekten vazgeçerek, Paris hastahanelerinde çeşitli sinir ve akıl hastalıkları üzerinde yapılan konsültasyonlarda hazır bulundu. Aynı yılın baharında Barbizon’da Devenir adlı ilk romanını tamamladı ve eser, altı ay sonra Ollendorff Yayınevi tarafından yayınlandı.

Bu sıralarda Fransa’da edebiyat aleminde birinci planda rol oynayacak olan bir yazar topluluğu meydana gelmekte idi. Bu topluluğun başında başkan olarak değil de, daha ziyade örnek dost olarak Andre Gide bulunuyordu. Bu topluluğu meydana getiren yazarlar La Nouvelle Revue Française başlıklı bir dergi çıkardıkları için, bu .adla tanınmaya başlamışlardı. Bunların arasında tıerhangi bir ortak nokta varını idi ? Belli bir doktrine bağlı değillerdi. Fakat edebiyat alanında büyük sayılan insanlara derin saygı duyuyor, aralarına alacakları kimseleri seçmekte büyük bir titizlik gösteriyorlardı. Martin du Gard’daki romancılık içgüdüsü Gid’den daha kuvvetli idi. Yalnız Gide, daima bir bayalığa düşmekten korkmuştur. Halbuki Martin du Gard. Gide kadar titizlik göstermiyordu.

Yazar, 1 910 yılında ilk önemli eseri sayılan Jean Barois adlı romanının hazırlıklarına başlamış, üç yıllık çalışmadan sonra eserini 1913 yılında tamamlamıştı. Roman, aynı yılın kasım ayı ortalarına doğru Gallimard tarafından basılarak satışa çıkarıldı. Jean Barois, Fransız okuyucularım hemen hemen Jean Christophe kadar sarsmıştır.

Martin du Gard, 1910 – 1913 yılları arasında romanına çalışırken  köylülerin hayatını realist bir görüşle canlandırdığı Le Testement du Pere Leleu adlı komedisini yazmaya da zaman ayırabiliyordu. 1913 yılında tamamlanan bu piyes, 191 4 şubatında Vieux – Colombier tiyatrosunda Charles Dullin ve Gina Barbieri tarafından oynandı. Bu sıralarda siyasi hava karışmış, Birinci Dünya Savaşının başlayacağına dair söylentiler Fransanın her tarafında büyük bir heyecan uyandırmıştı.

Sonunda beklenen hadise oldu ve dünya savaşı başladı. Martin du Gard, Birinci suvari kolordusunun ikmal kolunda nakliyeci olarak görevlendirildi ve savaşın sonuna kadar bu vazifede kaldı. 1919 yılında savaş bitince, Paris’e gelip yerleşti ve Vieux-Colombier tiyatrosunun tekrar açılışında Jacques Copeau’ya yardım etti. Hattft, karısı tiyatronun kostümlerini hazırlayan
atölyenin idaresini üstüne aldı.

Birinci Dünya Savaşı sona erdiği zaman, Martin du Gard, 37, 38 yaşlarında idi. Artık yazar, olgun romanlarını verecek kadar tecrübe kazanmış bulunuyordu. Nitekim, 1920 yılında bir aile dostu olan Thibault‘lar’in planını hazırlayarak, bu kocaman eseri yazmaya başlamış, iki yıl sonra, yani 1922 de, romanın birinci cildini (Le Cabier gris); bir ay sonra ikinci cildini (Le Penitencier); 1923 yılında üçüncü cildini (La Belle Saison) yayımlamak suretiyle ustalığını ispat etmiş bulunuyordu.

1924 yılında babasının ölmesi, bu hadiseden birkaç ay sonra annesinin hastalanması, 1925 yılında annesini kaybetmesi, aynı yılın yaz aylarında kayınbabasının Tertre’deki çifdiğini satın alarak oraya yerleşmesi Thibault ların üçüncü cildi ile dördüncü cildi arasına beş yıllık bir zaman aralığının girmesine sebep oldu. 1926 yılında tekrar çalışmalarına başlayarak 1928 yılında romanın dördüncü cildini (La Consultation); bir ay sonra beşinci cildini (La Sorellina); 1929 yılı martında altıncı cildini (La Mort du Pere) yayımladı.

Savaşın bütün sıkıntı ve üzüntülerine rağmen, yaşı 60 a yaklaşan büyük romancı, yeni bir edebi hamleye hazırlanıyordu. Konusu için birçok notlar topladığı, fakat tamamlayamadığı bu eserin başlığı Souvenirs du Colonel Maumort’dur.

1951 den sonra Martin du Gard’ın edebiyat hayatında kayda değer bir hadise olmadı. Hayatının son yıllarını müzmin romatizma ağrılarıyla geçiriyordu. Hastalığın etkisi ile kan dolaşımı bozuklukları baş göstermişti. 1958 ağustosunun ilk günlerinde hastalığı arttı. Ensesinde midesinde, bilhassa kalbinde ağrılar duyuyordu. Yapılan muayene sonunda İnfarctus teşhisi kondu. Doktorunun bütün ihtimamlarına rağmen, son beliren buhranı yenemedi. 22 ağustos 1958 cuma günü akşam saat 20.45 de, içinde hayatının uzun yıllarını geçirdiği, Tertre’deki çiftliğinde, dünyaya gözlerini yumdu. Birkaç gün sonra cesedi beş on tanıdığın katıldığı sade bir törenle Nice civarındaki Cimiez mezarlığına, karısının yanına gömüldü.

Edebi kişiliği

Andre Maurois, Etudes Litıeraire’nin ikinci cildinde, Martin du Gard’ın hayat ve eserlerini incelerken romancının özelliklerini şöyle anlatmaktadır: “Ben Martin du Gard’ı 1922 yılında. her yaz N. R. F. yazarlarının toplandığı Abbay de Pontigny’de tanıdım. Jean Barois’yı okuduğumdan beri onun ustalığına karşı büyük bir hayranlık duyuyordum. Hiçbir zaman siyasi tartışmalara karışmıyor ve bunlara katılmamak için de söylenenlere ve sorulanlara inatçı bir sükutla mukabele ediyordu. Yalnız zaman zaman küçük not defterini çıkarıp bütün işittiklerini, duyduklarını, düşündüklerini, hasılı kendi eseri için önemli
saydığı bütün şeyleri oraya yazıyordu. Martin du Gard asla makale yazmamış, konferans vermemişti.

Roger Martin du Gard, edebiyat hayatına ilk romanı olan Devenir ile başlamışsa da, onun tanınmasında en fazla etkisi olan eseri Jean Barois adlı romanıdır. Kitap, üç yıllık devamlı bir çalışma sonunda 1913 yılında. tamamlanıp yayımlanmış ve geniş bir okuyucu topluluğu üstünde derin akisler yaratmıştır.

Felsefesi

Maurois, Martin du Gard’ın felsefesini şöyle özetler: “Martin du Gard’ın eserlerinden bir felsefe çıkarmak mümkün müdür?
Yazarın bu soruya, eğer böyle bir şey yaparsanız, ben mahvolurum.” cevabını vereceğini düşünüyorum. Çünkü, o da, Falubert gibi, bir sanat esennın herhangi bir şeyi ispat etmeyeceğine inanır. Bize diyecektir ki, “dünya herkesin bildiği gibidir. Ben insanlan olduğu gibi tasvir ettim.”

işte gerçekten realist bir romancının davranışı. Bununla beraber, bir taraftan romancının tasvir ettiği insanın hayat hakkında birtakım fikirleri, birtakım inançları vardır. Zaten bu fikirler ve inançlar olmazsa onları birer insan olarak saymak imkansızdır. Öte taraftan okuyucunun, bu insanların hayat manzarasından genel bir fikir edinmesi de mümkün değildir.

Her romancı, özel kanunlarıyle, problemleriyle kendine mahsus bir alem yaratır. Acaba Martin du Gard’ın alemi nasıl bir alemdir: Muhakkak ki etle ruh arasnda devamlı mücadeleye sahne olan ve insanın bu mücadeleden ancak ilahi rahmetle
kurtulabileceği sonucuna varan Mauriac’ını alemi değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir