Tarih

Rodos’un fethi

Osmanlı donanması, 1522 yılının haziranında bir sabah pupa yelken Marmara’ya doğru yola çıktığı gün, padişah Maltepe’de idi. İçi, yüz bin askerle dolu olan bu muhteşem armadayı seyretmek, Kanuni Sultan Süleyman‘a ayrı bir zevk verdi. Dört gün sonra donanmanın küçük Halki Adası’nı ele geçirdiği ve Rodos’a doğru yollandığı haberi gelince, padişah daha fazla beklemedi, ikinci bir parça donanma ile o da askerlerinin arkasından Rodos’a hareket etti.

Temmuzun sekizinci günü, Kanuni Rodos’un Parambolen koyunda yatan Osmanlı donanmasının ve yüzden fazla kuşatma toplarının ateşiyle selamlanarak adaya çıktı. Emindi, inanıyordu, serasker olarak ordusunun başına geçtirdiği Mustafa Paşa’ya güveniyordu.Bu yüzden adaya çıkar çıkmaz ilk işi güleç ve teşvik edici bir yüzle istihkamları gezmek oldu. Her şey iyi hazırlanmıştı. Rodos şövalyelerinin içine çekildikleri kale, tam bir kuşatma çemberi ile çevrilmişti. Bütün Rodoslular şimdi büyük bir endişe içinde kalelerin mazgallarında, bir karınca yığını halinde dolaşan sipahilere, koyları tıkayan donanmaya bakıyorlardı.

Rodos köyleri yanıyor!

Padişah, Marmaris’ten Rodos’a geçerken, gözlerini adadan ayırmamıştı. Adanın dağlarında bir takım dumanlar görüyordu. Kendisini Marmaris’te karşılamış olan sefer komutanı Mustafa Paşa’ya Baka Mustafa, bu dumanlar nedir? Köyler mi yanar diye sormuştu. Mustafa Paşa: Belki şevketlü padişahım, kafir köylere ateş verdirdi. Bütün köy evleri yaktırdı, ahalisini kaleye aldı. Şimdi onları kale tamirlerinde kullanacak diye cevap verdi.

Kanuni Sultan Süleyman, Rodos kıyılarını dolduran Osmanlı malzemesini topladı, şehrin etrafını çeviren istihkamları dolaştıktan sonra komutanlarını aldı, bir divan kurdu, bir ay içinde alınan haberler kendisine bir bir nakledildi.

Rodos kalesi, yedi mevkiye ayrılmıştı. Bu mevkilerin her biri bir dil şövalyesine verilmişti. Fransız, Alman, İngiliz, İspanya, Portekiz, İtalyan, Overnya ve Provans şövalyelerine. Böylece her millet, bir mevkiin müdafası şerefine nail edilmişti. Üstad-ı azam şövalyeler reisi sarayını terk etmiş gelip Galipler Kapısı’na yerleşmişti.

Osmanlı ordusu yirmi binden fazla şehit vermiştir.

Rodos’un önemi

Rodos çok kuvvetliydi. Şövalyeler burasını yüz yıllara sığan tahkimat ile ele geçirilmez bir halde perçinlenmişlerdi. Şehir çok kuvvetli surlar, kaleler, duvarlarla çevrili idi. Hendekler alabildiğine geniş ve büyüktü. Yıllardan beri Akdeniz’in en kuvvetli karakolunu teşkil etmişti.

Osmanlı imparatorluğu alabildiğine genişlediği, genişlik peydah ettiği ve bütün Avrupa’nın en kuvvetli denizcilerine ve donanmasına sahip olduğu halde Rodos, bütün bu genişlemeden masun kalmıştı. Halbuki imparatorluk için bir çıban başı idi. Koparılıp atılmak lazımdı. Nasıl Balkanlar’da Hristiyanlığın en önemli mevkii olan Belgrad düşürülüp bu yer şimdi ortadan kaldırılmışsa, bir Türk gölü haline gelen Akdeniz’deki bu Hristiyan karakolu da ele geçirilmeli, şövalyeler sürülmeliydi.

Rodos nasıl fethedildi?

Kan ve ateşin verdiği büyük canlılık artık kuşatma çemberinin her tarafına sirayet etmişti. Geniş omuzlu, iri pençeli yeniçeri şahbazları sabırsızlanıyorlardı: Gün ise bugün, Paişah-ı aleme can verme günüdür. Ne için bekleriz yoldaşlar? diyerek sabırsızlıklarını dile getiriyorlardı.

Ordunun disiplini yerinde idi. Dövüşe karşı bu derecede büyük isteğe rağmen, tek bir yeniçeri, komutanın emri dışına çıkmıyordu.

Eylülün yirmi dördüncü gecesi, yeniçeri çadırları arasında dolaşan münadiler, çın çın öten sesleriyle bağırıyorlardı: Yarın bi-izn-i Taala hücum var! Taş ve toprak padişahındır, can ile mal galiplerin, gaza ganimettir!

Nihayet sabah güneş doğarken, yüz binden fazla asker, birbiri ardı sıra patlayan lağımların arkasından şehrin kuzeyine, doğusuna ve güneyine saldırdılar. Allah Allah sesleri gökleri tutuyordu. Bir anda İspanyol kulesi üzerinde bir Osmanlı bayrağının dalgalandığı görüldü. Az sonra yeniçeri ağası başta olduğu halde bu kulenin bir başka yanına çıkan yeniçeri bir ikinci bayrak daha dikti. Her tarafta korkunç, kanlı bir savaş oluyordu. Rodoslular, kutsal olarak saydıkları adayı, ne pahasına olursa olsun, din düşmanlarına vermek istemiyorlardı. Sel gibi kan akıyordu. Şövalye askerleri şimşek gibi saldıran sipahilerin palalarına ve kılıçlarına karşı durmaya çalışıyorlar, kuleler üstünde yer yer kanlı boğuşmalar görülüyordu. Şehir halkı da çocuğundan kadınına kadar hepsi sipahileri önlemeye çalışıyor, mazgallardan aşağıya taşlar, kızgın sular, tutuşturulmuş paçavralar, katranlar atıyorlardı. Bazıları da açılan gedikleri doldurmak için, durmadan toprak ve taş taşıyorlardı. Bu amansız mücadele, sabahın ilk saatlerinden, gecenin geç vaktine kadar devam etti. Tüm zorluklara rağmen Kanuni Sultan Süleyman Rodos’u ele geçirmeye çok yaklaştı.

Teslim teklifi, mühlet isteği

Kuşatma, çok kanlı ve şiddetli oluyordu. Türkler’in can kaybı kadar, şövalyelerin zayiatı da önemli idi. Adanın kutsal sakini olan üstad-ı azam Vilye dö Lil Adam‘da manevi bir kudret gören Hristiyanlar, Fatih devrinde 3 defa tekrarlanan kuşatmalar gibi , bu kuşatmanın da en nihayet sonuçsuz kalacağına inanıyorlardı.

Türkler şehir içinde

10 aralıkta Kanuni Sultan Süleyman’ın tehditlerle dolu teslim teklifi şövalyeleri endişeye düşürdü. Halk, aç, sefil, perişan bir hale gelmişti. Kuşatmaya karşı duracak asker azalmıştı. Şövalyeler meclisi, teslim teklifini kabule eğilimli olduğu halde, Venedik’ten yardım geleceği ümidiyle işi uzatmaya kara verdi. Padişahtan şahtan mühlet istendi. Fakat Kanuni Sultan Süleyman, ertesi günü savaşa yeniden başlanması emri ile cevap verdi.

Birbiri ardı sıra atılan lağımlardan harap olan İspanyol kulesinde sipahiler zafer naraları atarak şehre daldılar, adım adım gerileyen şövalye askerleri nihayet şehir içindeki istihkam ve hendeklere çekilmek zorunda kaldılar. Türkler artık şehrin bir parçasını ellerine geçirmişlerdi, buradan sonra kolayca ilerleyebilir ve istediklerini yapabilirlerdi. Bu sebepten üstad-azam iki şövalyesini,ü ellerinde beyaz bayraklarla seraskere, şehrin teslimi müzakerelerine gönderdi. Şartlar görüşüldü ve kabul olundu Fakat bu şartlar arasında gene bir mühlet vardı. Bu, şövalyelerin ümit kapısını açık tutmak istemelerinden ileri gelen son debelenişleri idi.

Artık şehir düşmüştü. Şövalyeler bir küme halinde İspanyol kuleisnde bekleşiyorlardı. Nihayet üstad-ı azamın huzur-ı padişahiye kabul edileceği haberi geldi. Şövalye Vilye dö Lil kederli ve yeisli, sırtına geçirilen hıl’at-ı şerif ile imparator Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkartıldı. Zaferden zafere koşan ve Avrupa ovalarına kadar bütün topraklara, Akdeniz’e hakim bulunan Kanuni, şövalyeye, kara bahtından dolayı teselli edici sözler söyledi. Nihayet şövalye huzurundan çıktığı zaman yanı başında bulunan İbrahim Paşa’ya döndü: Bu Hristiyan’ı ihtiyarlığında evini, barkını, malını, mülkünü terk etmeye mecbur ettiğim için müteessir ve müteessif olmuyor değilim dedi.

Rodos İkinci Dünya Savaşında Yunanlıların eline geçmiştir, hala onlardadır.

1 Ocak 1523 gecesi şövalyeler, kendilerini Avrupa’ya götürecek gemilere bindiler, adayı Türk hakimiyetine bırakarak uzaklaşıp gittiler. Artık Rodos’ta Türk bayrağı dalgalanıyordu.

Rodosun fethinin sonuçları

Muhasarada Osmanlı ordusu yirmi binden fazla şehit vermiştir. Şartlar arasında şövalyelerin top ve silah dışında eşyalarını alarak on gün içinde Rodos’tan ayrılması, ellerindeki Müslümanları serbest bırakması ve bu süreçte şehirde bulunan istihkamların yeniçeriler tarafından güven altına alınmasına, asıl kuvvetlerin iki km uzaklıkta beklemesi vardı. Kalenin boşaltılmasından sonra, şövalyeler Üstad-ı Azam gemileriyle adayı terk etti. Rodos Kalesiyle birlikte, on iki ada ve Bodrum Osmanlı Devletine bırakılmıştır. Şövalyeler Rodos’tan ayrıldıktan sonra Trablusgarp ve Malta’ya yerleşerek, Hıristiyanlık için çalışmalarına buralarda devam etmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman 29 Aralık günü şehre girerek, kaleyi gezmiştir. 2 Ocak’ta camiye çevrilen Saint Jean Kilisesinde namına okunan hutbeyi dinlemiş, Cuma namazını kılmıştır. Bu yıldan sonra Rodos 400 yıldan fazla Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. Diğer adalarla birlikte Rodos Trablusgarp savaşlarında 1912 yılında İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. İkinci Dünya Savaşında Rodos’un Yunanlıların eline geçmesine engel olunamamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir