Kimdir

Nikolay Vasilyeviç Gogol kimdir?

Nikolay Vasilyeviç Gogol Yanovski 19 Mart 1809 da Rusya’nın Poltava eyaletinin Mirgorod kasabasındaki Vasilyevka malikanesinde dünyaya geldi. 21 Şubat 1852 de Moskova’da hayata gözlerini yumdu. Boş inançlara bağlı bir taşra çevresinde yetişmiş olması yüzünden olacak, daha küçük yaştan beri şeytanla pek içli dışlı olmuştu. Ukrayna’nın küçük arazi sahibi bir ailesindendir. Bilindiği gibi Ukrayna folkloru, pederşahi aile hayatı ile onun ilk ilham kaynağını teşkil eder.

gogol

Gogol’un babası da edebiyat meraklısı geçinir ve zengin komşusu ve hısımı D.P. Troçinski’nin meşgul olduğu amatör tiyatro topluluğu için hafif komediler yazardı. Bu Troçinski, Büyük Katarina, Çar Pavel ve Çar Aleksander devirlerinin ileri gelen devlet adamlarındandı.

Babasının da koruyucusu olan Troçinski tarafından tertiplenen eğlentiler genç Gogol üzerinde derin bir etki yaratmış olmalı ki, bunların anılarına eserlerinde ve bu arada Ölü Canlar da da rastlıyoruz. Fakat 1825’te Gogol henüz on altı yaşındayken ölmüş olan babası, delikanlının çocukluğu üzeirnde herhangi bir etki yaratmışa benzememektedir. Buna karşılıl, dindar olan ve oğluna pek bağlı bulunan annesi, Gogol üzerinde büyük bir dini ve ahlaki tesir yaratmıştır ki, yazar bundan ömrü oldukça kurtulamamıştır.

Edebi kişiliği ve eserleri

Gogol okulda pek çalışkan öğrenci değildi. Yalnız, daha genç yaşta amatör bir tiyatro artisti olarak, arkadaşlarının dikkatini kendi üzerine çekti. Henüz okul sıralarındayken Hans Küchelgarten adlı bir şiir yazdı ve 1828 yılı Aralık ayında Petersburg’a gelir gelmez bunu kendi hesabına bastırdı Fakt eser pek ilgi uyandırmadı. Gogol hem bu durumdan, hem de eserin kendisinden memnun kalmış olacak ki kitabını hemencecik yaktı. Böylece de Gogol, bitirdiği bir işi ateşe vermek suretiyle edebiyatçılığa başlamış oldu. Son eseri olan Ölü Canlar’ın ikinci kısmını da yaktığı düşünülürse, insan bu manalı nokta üzerinde durmaktan kendini alamaz.

1831 yılında Gogol, arı yetiştiricisi Fudi Panko takma adı altında Dikanka Geceleri adlı eserinin ilk bölümünü yayınladı. Bu kitabın ikinci cildi de ertesi yıl çıktı. Bu eserinde Gogol birçok çocukluk anılarını kullandı, Rus folklarından faydalandı. Bu hikayelerin çoğunda köy hayatı tasvir edilmekte, ise şeytanlar, büyücüler, cüceler de karışmaktadır. Fakat başka bir atkım hikayelerde de reazlizm ve mizahı bir arada görürüz ki, sonradan, olgunluk çağında bu, yazarın eserlerinin ana vasfı olacaktır. Bu kitap halkın hoşuna gitti ve Gogol kısa zamanda büyük bir ün kazandı.

Bir yıl sonra, 1832 yazında Gogol Ukrayna’ya giderken Moskova’dan da geçti ve orada ünlü bir takım şahsiyetlerle, bu arada tarihçi Pogodin ve yazar Sergey Aksakov’la tanıştı. Bunlar uzun zaman onun dostları olarak kaldılar ve kendisini her fırsatta savunmaktan geri durmadılar. Petersburg’a dönünce Gogol hemen Mirgorod ve Arabesk’leri adlı iki hikaye yazmaya koyuldu, bunların her ikisi 1834 de yayınlandı.

Mirgorod, Gogol’un kazanmış olduğu ünü daha da pekiştirdi. Fakat eleştirmecilerin de halkın da en çok hoşuna giden, Tara- Bulba adlı hikaye oldu. Renkli bir destan olan bu hikayenin konusu, batı Rusya’nın geçmişinden alınmıştı.

Fakat o zaman kadar Gogol henüz hikayenin dar çerçevesinden dışarıya çıkan hiçbir eser vermemişti. 1834’te başlayıp 1839 da devam ederek 1841 de tamamladığı Palto adlı eseri de bir hikayedir. Gogol kendi devrindeki Rus edebiyatı üzerinde bu eseriyle büyük bir etki yaratmıştır. Nitekim Turgenyev: Biz hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık diyor, Dostayevski de aynı sözü tekrarlıyordu.

Gogol’un edebi hayatının en önemli olayı, Revizor-Müfettiş adlı eserinin 19 Nisan 1836 da oynanışı oldu. Çarlık sansürünün çıkardığı güçlükler yenildikten sonra oynanan ve insanla olduğu kadar toplumla da adamakıllı alay eden bu dokunaklı hicviye, çok derin yankılar yarattı. Hatta söylendiğine göre Çar I. Nikola bakanlarına: Gidip piyesi görün de biraz ders alın demişti.

Gogol Ölü Canlar’ı yazma işine giriştiği zaman, bu eserin ne büyük bir önem kazanacağını kavrayamamıştı. Nitekim Puşkn’e şunları yazıyordu: Konu, büyük bir roman gibi genişlemeye başladı, çok da tuhaf bir şey olacak galiba. Gogol eserinin ne gibi bir mahiyet alacağını idrak etti. Nitekim yine o sıralarda şunları yazıyordu: Kalemimden öyle canavar fırlıyor ki buna ben de şaşıyorum. Bunu kim görse korkudan titrer.

Ölü Canlar’ın yayınlanışı, Gogol’un hayatta şaşırıp bocaladığı devreye rastlar. Bütün gün İncil’i okuyor, kendi kendine: Acaba bir manastıra mı kapansam, yoksa Kudüs’e bir hac ziyareti mi yapsam? diye sorup duruyordu. Derken birdenbire kalkıkp Petersburg’a gitti; oradan da 5 Haziran tarihinde Roma’ya gitmek üzre yola çıktı, Roma’da bundan sonra güzel bir eser yazarak kendi ruh selametini sağlamak istiyordu.Yazacağı eser, Ölü Canlar’ın ikinci kısmı olacak ve tam manasıyla Ölü bir can olan can taciri Çiçikov, sonunda, yaşayan bir can haline gelecekti. Tam o sırada, eserinin yayınlanan kısmı için ileri sürülen yargıları öğrendi. Gazeteci Bulgarin’e göre Gogol soytarının biri, ikinci bir Paul de Kocktu. Romantikler ise onu, edebi mesleğine ihanet etmiş olmakla suçluyorlar, Taras Bulba gibi bir eseri yazmış olan sanatçının, bu kadar iğrenç bir realizm göstermiş olmasını bir türlü affedemiyorlardı. Belinski ise Ölü Canlar daki realizmi beğeniyor, fakat Gogol’un gösterdiği aşırı vatanseverlikte adeta ürküyorlardı. Nitekim, romanın ikinci kısmını yakında çıkacağını öğrenmekle de yine öylece ürkmekteydi. Bu noktada düşüncelerini şöyle açıklamaktaydı: Ölü Canlar’ın devamı kim bilir nasıl olacak? Galiba karşımızda hiç görülmemiş cinsten birtakım yaratıklar çıkartılacak. Yalnız, Batı aleminin artık çürüdüğünü ilan eden koyu islavcılar, kitaptaki lirik parçalar ve milliyetçi fikirler yüzünden büyük bir şevk ve heyecan duymaktaydılar.

Kitap yayınlanır yayınlanmaz hemen her tarafta dehşetl bir öfke yarattı. Belinski’nin Gogol’a yazdığı ağır bir mektup, yazarı hem öfkelendirdi, hem heyecanlandırdı. İşte bu ıstıraplı çırpınınmalar içinde yazar, sonradan da tekrarlayacağı bir hareketi yaptı. Ölü Canlar’ın ikinci kısmı üzerinde tam beş yıldır çalışmaktaydı. Yazdığoı bölümler hiç çekinmedne ateşte yaktı. Beri yandan da: Bana bun yapmak kuvvetini verdiği için Tanrı’ya şükürler ederim, diye yazıyordu. Kudüs’e tasarladığı hac ziyaretini yapmaya nihayet kendini karar vermeye sevkettiği için, Tanrı’ya ayrıca teşekkür etmekteydi. Bu ziyareti yapmayı boyuna geriye atmıştı.

Rusya içinde yaptığı uzun bir yoluculuk da derdine derman olmadı. 1851 yılı Ekim ayında, Ölü Canlar’ın ikinci kısmını yayınlamayacağını bildirdi.

1852 de beş parasız kalmış, kont Aleksi Tolstoy’un evinde oturmaya başlamıştı. O yıl Şubatının yedinci günü, Ölü Canlar’ın müsvedderinden geri kalanını da yakmaya karar verdi. Devamlı olarak oruç tuttuğu için yatağa düştü. 20 Şubatta hala bir şey yememekle ayak dirediği için, ona zorla yemek yedirmeye karar verdiler. Hemen o gün can çekişmeye başladı. Ertesi 21 Şubat sabahı da öldü. Son sözleri şunlar olmuştu: “Bir merdiven! çabuk bir merdiven getirin!”.

Fakat, hayat hakkındaki düşüncesini şu cümle ile anlatmıştı. “Ölüm olmasaydı, hayat bütün güzelliğin kaybederdi.”

Eserleri

  • Ölü Canlar
  • Taras Bulba
  • Müfettiş
  • Portre
  • Eski Zaman Beyleri•
  • Evlenme
  • Bir Delinin Hatıra Defteri
  • Petersburg Hikâyeleri
  • Masallar
  • Fayton
  • Dava

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir