izmir escort bayan

Mısır Piramitleri Nasıl İnşa Edildi?


Mısır Piramitleri
Mısır Piramitleri

Mısır Piramitleri, zamanımızdan 4750 yıl önce yapılmış firavun mezarlarıdır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Keops Piramidi, Mısırdadır. Kahire yakınında, Nil nehrinin batısında, Gize yaylaı üzerinde haşmetle durmaktadır.

Keops piramidinin yanında ondan biraz daha küçük olan Kefren ve Mikeerinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere, firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyalar bulunduğu beş piramit daha vardır.

Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır’ın 4. sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır.İkinci büyük piramit, Keopos’un kardeşi olan ve o öldükten sonra Taht’a çıkan Kefren’e aittir. Mikerinos ise M.Ö. 2500 yıllarında hüküm süren firavundur.

Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt kabirlerin en eskisi ve en büyüğüdür. Bunların en haşmetlisi olan Keops piramidi dış görünüşü ile de dünyanın birinci harikası olmak niteliğini haketmiştir.

Fakat bu kral mezarlarından çıkan eşsiz sanat eserleri; kral, kraliçe, prens heykelleri, piramitlerden daha az değerli harikalar değillerdir.Zaten piramitler, firavunun mumyası ile o sanat harikalarını, o eşsiz hazineyi korumak için yapılmışlardır. Öyleyse piramitler, yalnız çok muazzam taş yığınları oldukları için değil, bu nitelikleri yanında, içlerinde eşsiz sanat eserlerini sakladıkları için önemlidir.

Önce, yapı olarak neden bir harika sayıldıklarını, sonra, sakladığı eserlerin neden harika olduklarını belirtmek için, bunların özelliklerini anlatalım.

100.000 esirin 30 yıl çalışarak meydana getirdiği anıt

Zamanımızdan 4750 yıl kadar önce yapılan Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metresinin aşındığı hesaplanıyor. Bazısı 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.300 blok taşın üst üste yığılmasıyla meydana getirilmiştir. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.24 metrelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuş. Odanın boyu 10.5, eni 5, yüksekliği ise 6 metre. Buraya 50 metrelik bir dehlizden giriliyor. Biri kraliçeye ait olmak üzere iki oda daha var.

Tarihçi Heredot’un anlattığına göre, ağır granit blokları, üst kısımlara çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa hazırlanmış. Yalız bu rampanın hazırlanışı bile 10 yıl sürmüş.Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmış. Sonra da Keops‘un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiş.

Piramitleri neden yaptılar?

Eski Mısırlıların inanışına göre ölüler, sadece dünya değiştirirler, gerçekten ölmezler. Ruhları yaşamaya devam eder. Fakat ruh, Tanrı katına varıncaya kadar zaman geçer, vücut değişir, yok olur. Onu, yani kendi vücudunu tanıyamaz. Öyleyse, vücudunu da ölmezleştirmek gerek. Ölüler, işte bunun için mumyalanır ve mumya olarak gömülürler.

Firavunun mezarında dinlenen mumya bir ölü değil, kuğu kanatlı, atmaca uçuşlu bir kuştur. Sonsuz maviliklere doğru uçar… uçar…

Yedi kadar göğe çıkınca, onu tanrıca Nut karşılayacak ve bir yıldız gibi gökyüzündeki yerine yerleştirecek. Daha sonra tanrı Ra yazıcılarından birini gönderip, kayığına kürekçi yazdıracak.O da, tanrı Ra’nın gökler gibi büyük kayığında, yıldızlarca kürekçilerden biri olacak. Bu şerefli görev onu tanrılaştıracak. Doylarda, şölenlerde tanrılarla beraber oturacak. Karnını bu şölenlerde doyurup, gökyüzü adalarında ve sularında geziye çıkacak. Susadığı zaman tanrıça Nut’un memesi ağızındadır: Emecek. Acıkırsa, tanrı Ra‘nın sofrası önündedir: Yiyecek. Gönlünce dolaşıp, gönlünce eğlenecek. Gökyüzü zevklerinden bıkarsa, yeryüzünün kapıları açıktır: Mezarına dönüp dünyada nimetlerini tadacak.İçkisini içecek, kılıcını kuşanacak, mücevherlerini takacak, karısını ve çocuklarını sevecek.

Bunları, tabutunda gülümseyerek yatan mumyanın elindeki kutsal kitaptan okuyoruz. Bu kitap bize, Mısırlıların ölüleri niçin mumyaladıklarını, firavunların kendilerine niçin öyle muazzam mezar yaptırdıklarını da anlatmış oluyor. Esi Mısır mumyaları 4-5 bin yıldan beri canlı gibi durmakta, 4-5 bin yıl sonra gün ışığını bizimle paylaşmaktadır.

Tanrıça Nut

Mısırlıların Gökyüzü Tanrıçası Nut idi. Güneş ve Ay onun vücudu etrafında dolaşarak, gündüz ve geceyi meydana getirirdi. Nut’u, yukarıda Hava tanrısı olan Shu tutuyordu. Nut’un kocası olan Tanrı Geb ise, dünyaya hükmediyordu. Nut her akşam içinde Tanrı Ra bulunan güneş kayığını tutar, her sabah tekrar bırakırdı.

Firavun Kefren

Mısırdaki ikinci büyük piramidi yaptıran Firavun Kefren, Keops’tan sonra Tahta çımıştır. (m.Ö. 27. yüzyıl).

Mumyalar yalnız üç şeyden korkar

Yalnız firavunlar değil, bütün ölüler ve kutsal sayılan bütün hayvanlar mumyalanırdı: Saçları hala pırıl pırıl, yüzleri beşbin yıllık geçmişi anlatır gibi manalı, kocaman gözleri ve gülen dudaklarıyla alay eder gibi bakan mumyalar! Çünkü hepsi gülüyor. Eski Mısırlıların büyüde ve çeşitli bilim dallarında ulaştıkları başarının sırrı, sanki mumyaların gülümseyen dudaklarında!

Mısırlıların en büyük tanrılarından biri Osiris’tir. Ölü, uzun yolculuğun sonunda Osiris’in katına çıkacak, ona kendisini tanıtacaktır. Unutursa elindeki kitaba bakacak. Orada her şey yazılıdır: Kimliği de, nasıl hareket etmesi gerektiği de.

Ölü, yalnız üç şeyden korkar: Büyüsünü bozabilecek olan timsahtan, ısırıp zehirlenmekten, bu şekilde mumyayı bozmak ihtimali olan yılandan; hafızasını kaybetmekten. Ama, yılan ve timsah o muhteşem mezara giremezler. Elindeki kitap da geçmişini unuturmaz.

Firavunlar, Osiris’in yeryüzündeki temsilcileri oldukları için, mezarları, adlarına, şanlarına layık bir şekilde yapılırdı. Mezarı bozup firavunun mumyasını dokunacak olanların vay haline! Bunlar mutlaka cezalarını görürler. Uğursuzluk ve felaket peşlerini bırakmaz. Mumya, kendisini rahatsız edenlerden intikamını mutlaka alır.

Firavun mezarlarını açıp, mumyaları çıkaranların hemen hemen hepsi bir felakete uğradıkları için, mumyaların büyülü olduklarına yirminci yüzyılda bile inanılmaktadır. Ama artık bilim adamları, mumyaya dokunanların başlarına niçin dert açtıklarını, niçin felakete uğradıklarını anlamış bulunuyorlar. Bunu daha aşağıda öğreneceğiz.

Mumya yaşıyor! Mumya yaşıyor!

Eski Mısırlıların ölülerini niçin mumyaladıklarını öğrendik. Ruh gibi vücudu da ölmezliğe kavuşturmak istediklerini anladık. Bunu ne derece başardılar?

Bu soruyu, Dr. Sehı’in bir denemesini anlatarak cevaplamaya çalışacağız.Mumyalar üzernde en büyük araştırmayı, en ayrıntılı incelemeyi ingiliz Drç Sehıt yaptı.

Dr. Sehlt, 3000 yılllık bir mumyanın radyografisine bakınca gözlerine inanamadı. Telaşla filmi bırakıp, ölünün, daha doğrusu 3000 yıldan beri gülümseyerek yatan mumyanın ciğerinden parçalar çıkardı. Bunları, elleri titreyerek mikroskobun altına götürdü, sonra kimyevi karışımlara soktu. Az sonra da, beti benzi sapsarı, gözleri faltaşı gibi açılmış olarak laboratuvardan dışarı fırladı. Arkadaşları şaşkın şaşkın ona bakıyor, O ise durmadan bağırıyordu: – Mumya yaşıyor! Mumya yaşıyor!

Dokor rüya görmüyordu. Aklını da yitirmemişti. İç organları çıkarılmamış mumyayı incelerken karşılaştığı gerçek, onu şaşkına çevirmişti.

Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür

Mumyaların biyolojik bakımdan yarı canlı oldukları bugünün bilim adamları kabul ediyor. Çünkü mumyaların kaslarında, hala hayatın mayası demek olan enzimler var. Vatikan Müzesi’nde 3000 yıllık bir mumya hala tazeliğini ve güzelliğini koruyor. Doktorlar bu mumyanın midesinin çıkarılmadığını, sapasağlam ve üzüm suyunu hazmedecek durumda olduğunu oybirliği ile kabul ve iddia ediyorlar. Besbelli, eski Mısır bilginleri bazı alanlarda bugünkü insanlardan daha ileri idiler. Bu, kuru bir iddia değildir. İşte mumyalar! işte eserleri. Hepsi müzelerde, müzeler ise herkese açık.

Bugünün anlayışı ile çelişkili görünse de, mumyalara dokunanların felakete uğradıkları bir gerçektir. Buna artık yalnız Nil vadisindeki fellahlar değil dünyanın tanınmış arkeologları da inanıyor.

Ölüler nasıl mumyalanır?

Mısırlıların din anlayışı yüzyıllar boyunca değişegeldi. Önceleri gökyüzünü bir inek, yeryüzünü de bu ineğin karnına uzanıp yatmış bir adam olarak sembolize ediyorlardı. Ağaçlar ve bütün bitkiler bu adamın sırtındaki kıllardan başka bir şey değildi. Sonra, tanrıça Nut’a taptılar. Tanrıça Nut’u inek olakra sembolize ettikleri gökyüzü ile karıştırdıkları devirler oldu. Nut, bütün tanrıların anası ve gökyüzü sularının yaratıcısı isi. Daha sonra, Amon-Ra dedikleri güneşe taptılar. Ölüleri koruyan yüce tanrı da Osiris idi.

Zamanla tanrıların sayısı arttı. Nil tanrısı Apis, atmaca tanrısı Horus ve sayıları 2000’e varan bir sürü tanrı. Boğa, inek, koç, maymun, timsah, kedi, fare ve kurbağa da kutsal hayvanlardı.

Cenaze töreni, düşmanalrı tarafından öldürülen tanrı Osiris’in cenaze törenine benzetilirdi. Osiris, ölünce karısı onun vücudunu mumyalamıştı.

Yoksul, zengin herkes ölüsünü mumyalatırdı. Onun için de her keseye uygun mumyalama tarifleri vardı.Fakirlerin ölüsü kolay mumyalanırdı. 70 gün süren bir soda lavajı yapılır, bağırsaklar temizlenirdi.Orta hal ölülerin mide ve bağırsaklarına lavajdan sonra, servilerden çıkarılan bir çeşit yağ doldurulur ve akmaması için vücut tıkanırdı.

Zenginlerin ölüsünü mumyalamak seri halinde bir sürü işlem gerektirirdi. Ölünün mide ve bağırsakları da çıkarılır, karın bomboş kalırdı. Çengelle ve burun deliklerinden ilaç dökmek suretiyle beynini de çıkarırlardı. Vücutla beraber çıkarılan iç organları da mumyalanır ve ayrı bir yerde saklanırdı.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir