Nedir

Mezhep ne demektir? mezheplerin çıkış sebebi nedir?

Mezhep, Arapça kökenli bir kelime olup “gidilen, takip edilen yol r, yöntem” anlamına gelir. Dinin anlaşılması ve kavranmasında; Allah Resülü’nü şahsi hayatıyla, içtimai hayata bakan yönleriyle, ibadete ve akideye bakan taraflarıyla kavrama, o mevzuda bir kısım tevillerde, tefsirlerde bulunma ve böylece bir ekol meydana getirme işine mezhep diyoruz.

Mezhepler, inanç ve ibadet yönüyle iki kısımdır. Eşari, Maturidi gibi mezhepler inanç esaslı mezheperdir. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli gibi mezhepler de ibadet esaslı mezhepleredir. Ne var ki mezheplerin farklı uygulamalarından hareketle “Farklı dinler mi var da böyle farklı namaz kılınıyor, abdesti bozan şeyler niye farklı?” gibi algılamada bir kısım yanılgılar göze çarpıyor. Hatta art niyetler taşıyan insanların hücumuna maruz kalınabiliyor.

Öncelikle şunun bilinmesi gerekir. Hiç bir mezhep imamı ben mezhep kuruyorum, düşüncesine girmemiştir. İlk mezhep imamı, diyebileceğimiz İmam Ebu Hanife Hazretleri hicri seksen senesinde dünyaya gelmiş, yine hicri yüz elli senesinde vefat etmiştir. Ebu Hanife’nin yaptığı şey; sahabe-i kiramdan ve sahabeyi gören tabiin-i izamdan Efendimiz’in ahval, etvar ve davranışlarına dair meseleleri alıp bir araya getirmek olmuştur.

Her mezhep imamının yetiştiği ortam vardır. İlim ortamı dediğimiz bu ortamda Kuran ve hadislerin algılanmasında farklı yaklaşımlar olmuş, her imam kendisini yetiştiren hocasının ve hocasının görüştüğü sahabe-i kiramın bakışını, yaşadığı yerin örfünü ve kendi çıkarımlarını esas alarak bir kanat ortaya koymuştur. Bu kanaat, geniş topluluklar tarafından sahiplenilmiş ve böylece mezhepler ortaya çıkmıştır.

Şimdi anlatacağımız hadise imamların birbirine saygısını ifade eden çok güzel bir misaldir.

İmam-ı Şafii, Bağdat’ta İmam Ebu Hanife’nin kabrini ziyaret eder. Bağdat’a A’zamiyye Camii’nde, medresesinde metfundur İmam Ebu Hanife. Şafiiler, sabah namazında kunut okurlar ama İmam Şafii Bağdat’a gittiği o gün sabah namazında kunut okumaz. Talebeleri sorar:

– Ey imam niçin kunutu terk ettin?

Telebelerine şöyle cevap verir:

– Ebu Hanife’nin huzurunda haya ederim ona muhalefet etmeye. Eğer İmam Ebu Hanife, şu taşa altın dese o onun altın olduğunu ispat eder.


İmamların farklı meseleleri farklı anlamaları husunda şu misal bir ışık tutar. İmam Şafii Hazretleri, insanın vücudundan kan çıktığı nzaman abdestin bozulmadığını hükmediyor. Ama insanın eli nikah düşen bir kadına değdiği zaman abdestinin bozulacağına hükmediyor. Ebu Hanife; abdestini insan elinin kadının eline değdiği zaman bozulmayacağına, vücudundan az dahi olsa kan çıkıp akıp dağıldığıo zaman, bozulacağına hükmediyor.

Konunun farklı anlaışmasının temelinde şu vardır. İmam Şafii Hazretleri şöyle der: “Resül-ü Ekrem’le beraber ashab-ı kiram harb ederlerdi. Çok defa vücutlarından yara alırlardı, ondan sonra kılıcı kanlı, kabzası kanlı, vücudu kanlı Allah’ın huzurunda dururlardı, namaz kılarlardı. Demek ki vücuttan çıkan bu kan abdesti bozmuyordu, bozsaydı Allah Resulü ikaz ederdi.”

Ebu Hanife’nin talebeleri bu kanaate şöyle cevap verirler: “Ya imam, sen doğru söylüyorsun ama bu harb zamanı gibi bir zarurete mebnidir. Yoksa her zaman böyle olmaz. Binaenaleh sair zamanda insanın vücudundan kan çıksa onu yıkaması gerekir.”

Görüldüğü üzere ortaya çıkan durum, hadiseye farklı yaklaşılmasından kaynaklanan bir ayrılıktır. Mezheplerin bütün meseleleri teferruatta böyle ihtilaf etmiştir ve bu o kadar tatlı bir ayrılıktır ki Allah’a çok şükretmeliyiz. Mezhepleri böyle ihtilaf ettirmiş, meseleye genişlik kazandırmıştır. Böylece inşallah bizler de işin neresinden girer, hangisiyle amel edersek kurtulmuş oluyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir