İnanç

Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?

Mevlid benzeri kaside ve ilahilerin geçmişi epeyce eskidir. Peygamber Efendimiz’in yad edildiği kaside ve ilahi türü manzum eserler hep söylenegelmiştir. Hatta Kainatın Efendimizi Medine’ye teşrif ettiklerinde kendisini bütün Medine halkı hep bir ağızdan,

Talael bedru aleyna min Seniyyatil veda
Vecebeşşükrü aleyna ma dea lillahi dai

diye karşılamışlardır. Manzum olarak söylenen bu şiiri, defler eşliğinde söylemişlerdi. İslam tarihinin koro halinde söylenen ilk kaside ve ilahisinin bu olduğunu söyleyebiliriz.

Bununla birlikte bazılarının iddiası olan Hristiyanlıktaki koro ilahilerinden etkilenme gibi bir anlayış eksik ve dayanıksız bir yaklaşımdır. Bugün Tasavvuf Edebiyatı ve Musikisi dev bir arşiv halinde Müslümanlar’a hizmet etmektedir. Üstelik tasavvuf musikisi batıyı etkilemekte, hayran bırakmaktadır.

Bugün birçok İslam ülkesinde Efendimiz’i yad etmek, O’na salat ü selam getirmek maksadıyla okunan mevlid benzeri ilahiler, kasideler vardır. Hatta bazısı Efendimiz de dinlemiş ve tasvip etmiştir.

Türkçemizde yirmiden fazla manzum mevlid vardır. Bu mevlidlerin içinde en meşhur olanı ise Süleyman Çelebi’nin mevlididir. Süleyman Çelebi, 1409 yılında Vesiletü’n-Necat isimli mevlid kitabı yazmış ve bu da beste halinde Osmanlı’da günümüzde yaygın bir şekilde okunagelmiştir. Hatta doğumdan ölüme kadar, güzel bir işin ardından, satın alınan bir eşyanın hatırı için Süleyman Çelebi’nin mevlidi okunmuştur.

Mevlidin hükmü nedir?

Mevlid okutmak, farz, vacip ya da sünnet kategorisinde bir ibadet değildir. Ancak Efendimiz’in yad edilmesine aracılık yaptığı için çok bereketlere vesile olması ümit edilir. Mevcut programların dışında daha geneli kucaklayacak tarzda mevlid programları planlamak ve üzerinde düşünmek gerekir.

Mevlid okumak karşılığında para alınır mı?

Mevlid gibi güzel bir ibadeti, ticaret konusu haline getirmemek, riya ve gösterişlere, kendini beğenmeye girmemek çok önemlidir. Yüce Allah’ı ve Peygamber Efendimiz’i anma mevzuunda samimi olmaya çok dikkat etmek lazımdır. Bir insan, Cenab-ı Hakk’ı andığında gözleri gerçekten yaşarmadığı ve burun kemikleri dahi sızlamadığı halde,

Her kaçan anarsam seni, kararım kalmaz Allah’ım
Senden gayrı gözüm yaşın, kimseler silmez Allah’ım (Yunus Emre)

der ve riyakarlıklara, yalanlara girerse Allah’a karşı yalan söylemiş; Allah Resülü’ne de saygısızlık yapmış olur.

İnsan içinden gelmeyen bir şeyi söylememeli; mutlaka bir şey söylemedikçe, kalbinin sesine tercüman olmalı, hislerinde yer bulmuş şeyleri ifade etmelidir. Vicdan ve şurundan vize alamamış sözleri gün yüzüne çıkarmamalı, riyakarlık ifade eden sesleri sineye gömmeli ve asla kimseye duyurmamalıdır.

Mevid okuyan da ilahi söyleyen de katıldığı programda birkaç kelam ederek o günün ehemmiyetini dile getiren de mutlaka çok samimi olmalıdır. O güne ve o sözleri söylemeye önceden hazırlanmalıdır. Vaaz etmeye giden bir insanın, aman gözüme bir günah girmesin, kulağıma bir kir bulaşmasın, kafam dağılmasın; aman bir günahkar olarak halkın karşısına gitmeyeyim, diyerek dikkat ve teyakkuz içinde camiye yürümesi gibi -ki vaz u nasihatin mümin kalplerde yer bulması adına bu çok önemlidir mevlid programlarında vazife alan insan da samimiyet ve ihlasa çok dikkat etmelidir. Süslü-püslü şeylerle değil, samimiyetle doldurulmuş bir gönülle, kalbin süs ve ziynetiyle halkın karşısına çıkmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir