Tarih

Lusitania faciası

Atlantik’te süratle ilerlemekte olan bir gemi vardır. İrlanda artık yakında olmalıydı. Zira kızıl bir güneş ufku aydınlatıyor ve hafif hafif esen sabah rüzgarı karalardan çiçek kokularını getiriyordu. Denizin enginliğine rağmen herkes kendisini kırlarda, çiçekler arasında zannediyordu.

Seyahat çok rahat geçmekteydi. Okyanusun dalgaları bu dev gemiye çok az tesir ediyordu zaten. Lusitania, 32.000 tonluk bir yolcu gemisiydi. Hem de 232 metre uzunluğunda, dört pervaneli, 64.000 beygir gücündeki makineleri sayesinde 25 mil sürat yapabilen dev bir gemiydi. 1909 senesine kadar Atlantik sürat rekoru hep Lusitania’ya ait olmuş ve Mavi kurdeleyi alarak Atlantik kraliçesi unvanını kazanmıştı. Velhasıl lüks salon ve kamaralarıyla, dört uzun bacasıyla şahane bir gemiydi.

Köprü üstünde süvari William Thomas Turner geminin seyir durumunu kontrol ediyordu. Süvari Turner, otuz beş senelik denizciydi. Kısa boylu, tıknaz ve kiremit renkli suratlı, boncuk gibi duran mavi gözleriyle gayet tipik bir adamdı. Adeta denizciler için yaratılmıştı ve mürettebat tarafından son derece sevilirdi.

Tehlikeli sahaya doğru

7 Mayıs 1915 sabahında Süvari Turner sessiz fakat son derece düşünceyliydi. Çünkü bildiği bir şey vardı; Almanya, harbi ticaret gemilerine saldıracak kadar genişlemişti. 8 Şubat 1915 te Berlin’de alınmış olan karara göre Pas da Calai, ingiiltere ve İrlanda arasında kalan sahadaki bütün ticaret gemileri sorumsuz bir batma tehlikesiyle karşı karşıya idiler.

Lusitania tehlikeli sulara 6 Mayıs sabahı saat yedide girmişti. Süvari Turner Queenstown’daki sahil muhafaza merkezinden bir telsiz ihbarı almıştı. Bu mesajda: Güney İrlanda sahillerinde üviyeti meçhul bir denizaltı tespit edilmiştir deniyordu. İngili Amirallik Dairesi ise; azami süratle ilerlemesini ve Saint-Geırges kanalından geçerken sahile fazla yaklaşılmamasını, ayrıca denizaltıların hücumlarından sakınabilmek için zigzag bir rota ile ilerlemesini tavsiye etmekteydi.

Lusitania faciasından sonra Amerika harbe girerek 1. Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirmiştir.

Kesif sis

Kül rengi bir sonsuzluk Lusitania’yı içine alıvermişti. Bu kuzeyin ezeli tehdidi kesif sis baskınıydı. Öyle ki, tabaka tabaka yayılıyor ve göz gözü görmez hale getiriyordu. İşte bu yüzden Süvari Turner, ilk ve son çareye başvurdu; geminin süratini kumanda dinleyecek bir şekilde azalttı. Sonra Denizde çatışmayı önleme tüzüğü kaidelerine göre hareket ederek muntazam fasılalarla düdük çaldırttı. Yolcular birden korkarak dışarılara fırladılar ve koyu bir sis içinde kaldıklarını görünce sakinleşerek kendi eğlencelerine döndüler. Gemi zabitanı ve mürettebat sis sayesinde denizaltıların gözünden saklanabileceklerini sanıyor ve seviniyorlardı. Fakat talih onlara küsmüştü bir kere. Sis saat on birde bir perde gibi kaybolup çekilmişti. Şimdi koca gemi sakin denizde tek başına emsalsiz bir hedef halindeydi.

Süvari süratını kesiyor

Lusitania

Kaptan Turner, şühesiz bu kararı rastgele vermemişti. Lusitania, Newyork’da hareket etmiş, Liverpool limanına gidiyordu. Büyük tonajlı olması sebebiyle bu limana suların ancak en yüksek olduğu saatlerde girebilir, aksi halde liman ağzında karaya otururdu. Sular en yüksek seviyeye ertesi sabah saat 8 de varacaktı. Eğer Lusitania azami süratle seyretsedi, liman ağzına istenilen zamandan çok evvel varmış olacaktı bu durumda limana girebilmek için beklemesi icap edecekti. Mersey Boğazında beklemek ise Lusitania’nın felaketi davet etmesi demekti. Zira koca gövdesiyle denizaltılara karşı mükemmel bir hedef teşkil ederdi.

1. Dünya savaşı milyonlarca insanın hayatına son verirken, Lusitania Amerika’nın sulh havasını İngiltere’ye götürüyordu. Birinci sınıf salonlarda küçük guruplar halinde yolcular barıştan bahsediyorlardı. Kayıtlardan da anlaşılacağı üzere bütün batma olayları Avrupa sahilleri civarında cereyan etmekteydi. Fakat herkes Lusitania’nın yüksek sürati sebebiyle batırılamayacağına inandırılmıştı.

Daha da acı gerçekler vardı. Gemi mürettebatına, hareketlerinden bir kaç gün evvel vazifelerinden ayrılmalarını bildiren telgraflar gönderilmişti. Hatta telgraflarda imza yerine ölme kelimesi mevcuttu. Bu olay basında ve halk efkarında asap bozucu fesatlıklar diye adlandırıldı ve telgrafların Alman sefaretinden gönderildiği iddia edildi. Ama hakikat ne olursa olsun, bu kadar karışıklığın sebebini teşkil eden bir gerçek vardı: Almanlar gemiyi batırmaya karar vermişti.

Gemide Amerikan tabaalı 159 yolcu vardı. Lusitania hakkında mütalaa ileri sürenler, Almanlar’ın gemiyi Amerikalılarla çatışmamak için batırmayacaklarını söylüyorlardı. Zira böyle bir durum Amerika tarafından misilleme ile karşılanabilir ve olay zincirleme devam ederek büyüyebilirdi.

Korkunç patlama

Bir anda korkunç bir patlama oldu ve kapkara bir duman geminin sancak tarafından göğe doğru yükseldi. Yolcular susmuş, şaşkın, ne yapacaklarını bilemez halde sağa sola koşuşuyorlardı. Bazılarının yolculukları sona ermişti bile… infilakın tesiriyle etrafa savrulan tahta ve demir aksam, civarda pek çok kişiyi yaralamış ve öldürmüştü. Şuursuzca bir saldırış vardı; yolcular filikalara çullanıyor ve felaketi adete kendileri davet ediyordu. Halbuki Kaptan Turner gemiyi terk emrini vermemişti. Onun son umudu bütün imkanlarını kullanarak, azami süratle en yakın sahile doğru yaklaşmaya çalışmaktı.

Lusitania faciasında 1198 kişi yaşamını yitirmiştir.

Fakat Lusitania’nın yarası çok ağırdı ve gemideki meyil süratle artıyordu. Süvari ve mürettebatın karşısındaki en büyük engel, yolcuların taşkınlığıydı. Telsiz operatörü Leith, her zaman olduğu gibi cihazının başındaydı ve beynelminel kanaldan, batmak olduklarını Kingstown koyundan on mil açıkta bulunduklarını yayınlıyordu. S.O.S işaretini devamlı tekrarlarken dinamo arıza yapmıştı, ama derhal yedek dinamoyu devreye aldı. Leith sabırla yardım istemeye devam ediyordu.

Gemi zabitan ve mürettebatı kadınların ve çocukların kurtarılmasına çalışıyordu. Süvari Turner ihtiyar bir kadına can yeleği çıkarıp bir çocuğa giydirirken gördü.

Ölüm piyangosu

Felaket haberi Kingstown’da hemen yayılmış ve hazırlanan bütün deniz vasıtaları yola çıkarılmıştı. Böylece iki romorkör, dört balıkçı gemisi mümkün olan güçleri kullanarak hadise mahaline yaklaşıyordu. Bu tekneler ancak 761 kişiyi kurtarabilecekti. Halbuki bu ölüm piyangosuna New York’dan 1959 yolcu katılmıştı. Demek ki felaketin bilançosu 1198 kişiydi… Koca gemi 3 top atışından sonra 20 dakika sonra batmıştı.

Almanlar’ın kendilerini haklı çıkarmak için ileri sürdükleri tez; gemide cephane bulunduğuydu. Bunların infilaki muhakkak ki, geminin batışını süratlendirmişti. Almanlar’ın görüşüne iştrak edenler arasında liman işçileri ile kazazedelerin aileleri bulunuyordu. Kazazedeler, tazminat alabilmek için Cunard Line Şirketini çeşitli ithamlar altında bırakmışlardı. Onlara göre bir yolcu gemisi hüviyetine bürüne Lusitania’da yolcular yem olarak kullanılmış ve aslında cephane nakledilmiştir. Şirket aleyhine açılan davalar 67 celse ve üç sene sürdü.

Gemi enkazından sahile vuran kısımlar arasında herhangi bir patlayıcı madde artığı bulunamadı. Lusitania’nın ambarlarında 125 sandık obüs, 5468 sandık mermi, 18 sandık mermi tapası ve sair harp levazımatı yüklüğü olduğu açıklandı, lakin bu cephanenin tapaları olmadığından patlaması imkansızdı.

Süvari Turner de bazı töhmetler altında bırakıldı. Kendisine denizaltılardan sakınması için zig zag rota tatbik etmesi tavsiye edildiği halde, o bunu yapmamıştı. İngiliz bahriye dairesi de çok ağır ithamlara maruz kaldı. Zira Alman tehlikesinin arttığı bir sırada böyle bir gemiyi himayesiz bırakacak kadar gaflette bulunulması, akıl alacak bir davranış olamazdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir