Kimdir

Lord Byron kimdir?

Sonradan “lord” unvanını alan George Gordon Byron, 22 Ocak 1788 de Londra’da doğmuş, 19 Nisan 1824 te Yunanistandaki Misolongi’de ölmüştür. Dedeleri, Byron adlı eski bir Normandiyalı ailedendir, bunlar arasındaki hırçın ve acaip kimseler eksik değildi. Kendi annesi Catherine Gordon of Gicht de tuhaf, marazi tabiatlı bir kadındı.

Genç Byron’un çocukluğu Aberdeen’de geçti. Babası John Byron’a, sürdüğü haşarı ve haylazca hayat yüzünden, “Deli Jack” diyorlardı. Nitekim bu hayırsız baba, ana-oğulu bırakarak çekip girmiş, her ikisini de beş parasız bırakmıştı.

George Byron’un içinde yaşamakta olduğu İskoçya çevresi, oradaki toplumun üzerine çökmüş olan koyu karanlık kalvinist mezhebi de delikanlının sağ bacağındaki bir sakatlık, onda çok melonkolik bir mizacın yer etmesine yol açtı. Bu yüzden genç Byron kendisini hiçbir kayıtla bağlı samamaya başladı. Esasen, kişiliğinin bu tarafını karanlık olmakla beraber sadık çizgiler halinde Lara adlı manzum eserinin ilk kısmında anlatmıştır.

Byron’un içinde, doğuştan bir keder vardı. Ömrünün acıklı bir şekilde sona ereceği sanki içine doğmuştu. Benliğindeki zaaflara adeta insanüstü denecek bir enerji ile karşı koymaya çalışıyordu. İşte bütün bu özellikleri şair, edebi çalışmalarının en civcivli devresinde tasvir edip canlandırmaya çalışmıştır.

Byron öğrenimini Harrow ile Cambridge’deki Trinitylege’de yaptı. Orada bulunduğu zamanlarda da acayip huylu ve kavgacı bir insan olarak tanındı. 1798 de, Byron Lordlarının beşincisi olan büyük amcası William ona miras olarak asalet unvanı ile malını, mülkünü bıraktı. 1808 de Byron dedelerinin romantik konakları olan Newstead Abbey’e yerleşti. Mart 1809 da Lordlar Kamarası’na üye oldu ve orada ilk söylevini de Şubat 1812 de verdi.

Byron’un asıl olgunluk çağı, Avrupa’da yaptığı inceleme gezisinden sonra başlar. Nitekm o devirde genç ingiliz asillerinin böyle bir yolculuk yapmaları gelenek hükmündeydi.

Byron 1809 yılı yazında Falmouth’tan yola çıkarak Lizbon, Sevil ve Kadiks’e oradan da Doğuya gitti ve bu yolculuktan, 1811 Temmuzunda döndü.1812 yılı Mart ayında “Şövalye Harold” adlı eserinin ilk iki kısmını yayınladı. Bu eserin kazandığıo büyük başarıda, Byron’un mensup olduğu aristokratlar çevresinin de payı vardır.

Sonradan Lord Melbourne ile evlenecek olan Lady Caroline Lamb o sıralarda şaire aşık oldu ve bu sevgi zaman zaman delice, acayip bir hüviyete büründü.

Byron 1813 Haziranı ile 1814 Ağustosu arasında manzum birer hikaye olan “Gavur“, “Abdos’lu Gelin“, “Korsan
ve “Lara” adlı eserlerini yazdı. 1816’nın Ocak ve Şubat aylarında da “Korent Kuşatması” ve “Parisina” adlı eserlerini verdi ki bunlar da öncekiler kader büyük bir başarı kazandılar.

Şairin eserlerinde canladırdığı karanlık kişiler, okuyucuların zihninde, şairin kişiliğiyle karıştı; böylece de Byron hakkında bir efsane doğmuş oldu ki, başlangıçta bu hal onun ne kadar lehine olduysa, sonunda da o kadar aleyhine oldu. Hatta bu durum, evlendikten sonra Byron’a zarar vermeye bile başladı. Ancak, böyle bir efsanenin ortaya çıkmasına şairin kendisi de sebep oldu.

Esasen şair kendisinin de, ailesinin de lanetlenmiş insanlar olduklarına inanıyor, bu yüzden günün birinde delireceğini sanıyordu. Bu inancını ise adeta gösteriş yaparcasına açığa vurmaktan çekinmedi. Karısı Anna Isabella Milbanke müsbet düşünceli ve böyle bir kadınla olan birleşmesinden birtakım sapıkça zevkler edinmek çarelerini araştırdı. Byron’un babasının ilk karısından olma Augusta Leigh adlı bir üvey kızkardeşi vardı ki 1807 de bu kız, kuzeni olan George Leigh ile evlenmişti. Byron birtakım imalar, dolambaçlı sözlerle karısında kendisiyle üvey kız kardeşi arasında günahkar bir münasebetin mevcut olduğu şüphesini uyandırdı.

Byron’un 2 Ocak 1815 te kıyılan nikahı ancak bir yıl sürdü. O yılın Aralık ayında Augusta Ada adında bir kız doğurmuş olan Lady Byron, 1816 yılı Ocak ayında kocasının evinden ayrılarak bir boşanma davası açtı.

Prenses Charlotte hakkında yazdığı bazı manzumelerde o zamanki kral Naibi ile alay etmiş olduğu için zaten muhafazakarlar nezdinde de küçümsenmeye, hor görülmeye başlandı. Üvey kızkardeşiyle münasebette bulunduğu yolundaki söylentiler, aristokrasi çevrelerinde yayılmaya ve bunlara herkes inanmaya başladı.

Byron o sırada kendi aile hayatından ilham alarak “Hoşça Kal” ve “Bir Deneme” adlı iki şiir yazmıştı. Bunlar kendisinin haberi olmadan yayınlandı. Yine o sıralarda İngiltere’de bir vatanseverlik havası esmekteydi. Byrıon ise bu vatanseverlerce duygulara aykırı bir mahiyet taşıyan “Star of the Legion of Gonour” adlı iki şiir yazmıştı. İşte bütün bunlar, kendisi aleyginde belirmiş olan duyguları da da alevlendirdi. 24 Nisan 1816 da Byron epey karşı koymakla beraber karısından boşandığını tasdik eden resmi belgeyi imzaladıktan sonra, İngiltere’den büyün bütün ayrıldı.

Brüksel’e gitti, oradan da Waterloo’ya geçerek Napoleon’un yenilmesiyle sonuçlanan ünlü savaşın cereyan ettiği alanı gördü. Sonra Cenevre’ye giderek oraya Shelley ailesine ve Miss Clare Clermont’a rastladı. Ondan bir kızı oldu. 1817 yılı Ocak ayında doğan bu kıza Allegra adı verildi.

Shelley, Byron’a Wordsworth’u okumasını öğütlemişti. Ayrıca yaptığı devamlı telkinler üzerine Byron, çevresindeki tabiat güzelliklerini de görmeye başladı. Bunun üzerine “Şövalye Harold” adlı eserinin üçünü kısmın yazdı ve “Manfred” adlı trajeiddisnde de Goethe’nin etkisi altında kalmış olduğu görüldü.

1816 yılının Ekim ayında Milano’ya sonra Verona’ya oradan da, Venedik’e gitti ve bu sonuncu şehirde üç yıl oturdu. 1817 yılı Nisan ve Mayıs aylarında Roma’da üç hafta kaldı, bu arada Ferrare’ye de uğradı. Bu şehir ona “Tasso’nun Sızlanışı” adlı eserini iham etti.

Byron Venedik’in sefahat çevrelerinde çok çapkın ve hovardaca bir hayat sürmüştü. Nitekim bunları kendisi de yazdığı mektuplarda uzun uzun ve çok canlı bir şekilde anlatır. Bu mektuplar, Lady Melbourne’a yazdığı o girift ve çapraşık bir psikoloji ile dolu mektuplarla tam bir tezat halindedir. Venedik’tan yazdığı mektuplarda şairin birlikte aşk maceraları yaşadığı birtakım kadınlar ve bu ara Marianna Segati ile Margeraita Cogni’nin adına sık sık rastlanır.

19 Nisan tarihinde, menenjit yüzünden hayata gözlerini yumdu.Ölüsü Londra’ya geldiğinde halk büyük matem gösterileri yaptı. Cesedi de Harrow-onthe-Hill kilisesine gömüldü.

Eserleri

Şiir

  • Aylaklık Saatleri (Hours of Idleness, 1807),
  • Mezappa (1819)

Oyun

  • Gavur,
  • Bir Türk Masalından Bir Parça (1813),
  • Korsan (The Corsair, 1814),
  • Manfred (1817),
  • Tasso’nun Yasası (The Lament of Tasso),
  • Beppo (1818)
  • Kabil (Cain, 1822)
  • Marino Faliero,
  • Venedik Cumhuriyet Şefi (Marino Faliero Doge of Venice, 1821)
  • Foscariler (The Two Foscari, 1820),
  • Werner (1823),
  • Sardanapal (Sardanapalus)

Roman

  • Don Juan (1819)

Gezi

  • Kanto (I ve II, 1812/ III, 1817 / Kanto IV, 1818 / dizinin tümü: 1819),
  • Child Harold’un Hac Gezisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir