Kimdir

Kristof Kolomb kimdir?

Kristof Kolomb‘un hikayesini efsanelerden ayırmak son derece zordu. Ona ait gerçek portre yoktur. Bilinen sadece uzun boylu, buğday tenli, mavi gözlü ve kızıl saçlı olduğudur. 1451’de Cenova şehrinde bir dokuma işçisinin oğlu olarak doğdu. Önce bir süre baba mesleğinde çalıştı, sonra 1474’te denizciliğe başladı.

Akdeniz’de, Atlantik’te ve Afrika’nın Batı kıyılarında bir çok sefere tüccar olarak katıldı. Anlaşıldığı kadarıyla Hindistan’a batıya yönelerek varma fikrini Floransalı astronom Toscanelli ile bir Portekizli din adamı arasındaki yazışmadan almıştı. Bir şey kesindir; Kristof Kolomb haritacılık konusunda tutkulu biriydi ve dünya hakkında bilinen tüm bilgilerin bir bilançosunu yapmak istemekteydi.

Seferleri sırasında Atlantik’e tanımadıkları adalara rastladıklarını ifade eden denizcilerin sözlerini dikkate aldı. 1477’den itibaren Lizbon’a yerleşti ve 1480’de tanınmış bir denizci olan bir asilzadenin kızı ile evlendi. Söylendiğine göre ailesi aracılığıyla da bu aniden beliren topraklar konusunda başka bilgiler topladı. Kolomb coşkun ruhlu, kararlı ve inatçı, güçlü kişiliği olan birisiydi ve seferini dikkatle hazırladı.

Kolomb, 1483’den itibaren projesini Portekiz kralına sundu ve üç karavela, asalet ve amirallik unvanı, keşfedilecek topraklar üzerinde kral naipliğiyle o topraklarla yapılacak tüm ticaretin yüzde 10’ununu talep etti. İstekleri aşırı bulundu ve reddedildi. Hemen İspanya’ya geçti, önce küçük bir liman olan Palos’a, sonra Cenovalı ve Floransalı birçok işadamı ile karşılaşacağı Sevilla’ya giti. Bu işadamları aracılığıyla seferini finanse edecek olan Castilla’lı Medina Dükü’ne tanıştırıldı.

İspanya kral ve kraliçesi Aragon’lu Fernando ve Castilla’lı İsabel tarafından ilk defa 1486 Ocak ayında huzura kabul edildi. Ona bir maaş bağlandığı halde, seferinin finansmanı reddedildi. Teklifleri Salamanca Üniversitesi’ne sunulmuş ve çok belirsiz olduğu kanısına varılmıştı.

Kolomb bir an Fransa’nın genç kralı III. Charles’a başvuramyı düşündü. Tam o sırada bir başrahip onu, batıya doğru sefere çıkmak isteyen denizci Pinzon kardeşlerle tanıştırdı. Bu arada Granada’nın işgali uzamakta, Mısır sultanı bu şehirdeki son İslam krallığı düştüğü takdirde Kudüs’ü yerle bir edeceği tehdidinde bulunmaktaydı. Yeniden bir haçlı ruhu ortaya çıktı. İyi bir Hıristiyan olarak Kristof Kolomb, derhal din bayrağı altına geçti.

Bundan böyle projesinin Hindistan’ı Hıristiyanlaştırmak, efsanevi Rahip Jean’ın krallığıyla birleştirmek ve İslama karı bir Doğu Hıristiyan cephesi kurmak olduğunu söyledi. Sonunda kraliçe İsabel, 1492’de Kolomb’un bütün isteklerini kabul etti.

Kolomb ve Pinzon kardeşler ve yaklaşık 90 adamla 3 Ağustos 1492 günü Palos’tan ayrıldılar. Yelkenlerin üzerine büyük haçlar çizilmiştir. Gemiler önce Kanarya Adaları’na doğru yelken açtı, orada yeniden erzak aldıktan sonra 6 Eylül’de alize rüzgarlarıyla itilerek tam Batıya yöneldiler. Bütün yolculuk boyunca Kolomb bir günlük tuttu, ama orjinali onun hayatta olduğu dönemde kayboldu. Bugün bize oğlu tarafından yazılmış biyografideki bazı alıntılar kalmıştır. Yalnız şu bilinmelidir ki, Kolomb güvenliksiz bir uzaklaşmanın endişesini engellemek için bilinçli olarak katedilen yolları kısa tutarak gemicilerini elinde tutmayı başarmıştı.

36 günlük bir yolculuktan sonra 12 Ekim 1492’de Tiranalı Juan Rodriguez Berniego gece uzakta alevler gördü. Günün ilk ışıklarıyla bir kara farkedildi. Kolomb Bahamalardaki Guanahani Adası’nı San Salvadır olarak vaftiz etti. Küba’ya 27 Ekim’de varıldı, burasının büyük bir şehir olduğunu anlayan Kolomb, orayı Japonya zanneti. 6 Aralık’ta üç gemi amiralin İspanyol Adası olarak adlandırdığı Haiti’ye yanaştı. Santa Maria gemisi bozuldu ve dönüş yolculuğunda öbür iki gemide yer bulunamayan birkaç gönüllüyle birlikte terk edildi.

16 Ocak 1493’te Kristof Kolomb Matino adında yalnız kadınların yaşadığı ve altınla dolu olduğu söylenen adayı aramayı başladı. Adalarda yerlilerle karşılaşmış ancak altın bulunamamıştı. Birkaç yerli Hıristiyanlaştırmak veya tercüme olarak kullanmak üzer gemilere alındı. 15 Mart 1493’te, ayrılışından yedi ay sonra Kolomb Palos’a gerid öndü. Keşfinin haberi daha önce geldiğinden, o anda Barselona’da olan kraliyet ailesinin huzuruna çıkmak üzere yarımadayı muzaffer bir şekilde dolaştı.

Kristof Kolomb, sırasıyla 1493, 1498 ve 1502’de yaptığı seferlerde Porto Riko, Guadeloupe, Jamaika adalarını keşfetti. Üçüncü yolculuğunda Güney Amerika’nın kuzey kıyılarına, Orinoco Nehri’nin denize döküldüğü yere yakın bir yere vardı. Ancak halen yeni bir kıta keşfettiğinin farkında değildi: kendisini Asya’da zannediyordu. Hispanyola’dan tekrar geçerek orada bir koloni oluşturdu.

Dördüncü seferi sırasında Martinik Adası’nı keşfetti ve Orta Amerika kıyılarını izleyerek Panama’da kıstağa vardı. İkinci seferinden sonra Kristof Kolomb ününden çok şey kaybetti. Keşifleri başlangıçta verdiği sözleri yerine getirmesini sağlayamamıştı. Bu keşfedilen topraklardan baharat ve altın yağmıyordu. İlk sömürgeleştirme deneyimi başarısızla sonuçlandı ve bundan o sorumlu tutuldu.

1499’da Fernando ve İsabel onun keşfedilen topraklardaki kral naibi unvanını geri aldılar. Kraliyet tarafından yollanan Bobadilla onu tutuklayıp tüm malvarlığına el koydu ve İspanya’ya yollandı. Yine Batıya geçiş kapısını bulamadan döndüğü son seferini güçlükle hazırladı.

1056’da öldüğünde, efsanenin söylediğinin terisine yoksulluk içinde değildi. Öldüğünde Malezya yarımadasına ve Hindistan’a çok yakın adalara vardığına inanmaktaydı. Ondan sonra buraları Batı Hindistan olarak adlandıracak ve yerlilere de Hintliler adı verilecekti. Ancak kısa bir süre sonra Kolomb’un keşfettiği yerlerin Asya olmadığı ortaya çıktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir