Kızılderililer tarihi


kızıldereli

Amerika’nın yerli halkı kadar az tanına, aynı zamanda çok sevilen ve çok ünlü olan bir başka topluluk gösterilmez. Red İndian diye adlandırılan bu toplumun adı bile bir yanılgının sonucudur: Kristof Kolomb, Amerika kıyılarına çıktığı zaman, Hindistan’a vardığını sanmıştı. Bu yüzden burada yaşayan halk Hint’li anlamından İndian dedi. Avrupa’lı sömürgeciler, Hindistan sandıkları bu ülkenin kuzeyine doğru ilerledikleri zaman, yüzleri ve gövdeleri kırmızı toprak boyasıyla boyanmış, çıplak savaşçılarla karşılaştılar ve onlara Red İndian (Kızı Hintliler) dediler. Kızılderili adı işte böylece verilmiş oldu.

Kızılderililerden insanlığa kalanlar

Bugün, Kızılderililere, Amerindiyenler (Amerika Hintlileri) de denilmektedir. Kızılderililerden insanlığa pek çok kalmıştı: önce, ileri bir sanat ve ince bir uygarlığın kalıntıları (Meksika’da Aztekler, Peru’da İnkalar, Guatemala’da Mayalar) sonra, Avrupalıların hemen benimsediği bahçecilik, hamak örme, tütün, tütün çubuğu, içi boş kauçuk top, kızak gibi buluşlar ve nihayet masalların ve western filimlerinin bütün dünya çocuklarına sevdirdiği ve oyunlarına konu olan savaş folkloru.

Düzlüklerde yaşayan Kızılderililerin hayatında bizon avının önemli yeri vardı. Bizonun eti başlıca besin maddesi, derisi hem çadır, hem de giyecek ham maddesiydi; sinirleriyle iplik ve biz, sidik torbasıyla su koymak için matara yaparlardı.

Bir buz denizinden geçiş

Eski bir inancın tersine, Kızılderililer kırmızı ırktan gelmiş değildir, kökenleri sarı ırktır, ataları Moğollardır 40.000 yıl kadar önce, Sibirya’dan göç eden ilk gruplar Bering Boğazı’nı geçerek Kuzey Amerika’ya ulaşmışlardı. Sonra, sıradağları izleyerek güneydeki büyük ovalara indiler, gruplar orada bölündü, dağıldı.

Kızılderililer, geride bıraktıkları buzlu düzlüklerden çok farklı olan bu değişik topraklarda yerleştiler ve özgün uygarlıklar yarattılar. Zıpkın, balık ağı, tuzak, ok, tane öğütmek için değirmen taşı yaparak yaşama biçimlerini yavaş yavaş değiştirdiler. Toprağa yerleşip tarımla uğraşmaya koyuldular.

Amerika’nın keşfi sırasında Kızılderililer, Avrupalıların bilmediği bitkiler (patates, mısır, domates) yetiştiriyorlar ve sık sık, ileri tarım tekniklerine başvuruyorlardı.

Bir kavimler mozaiği

Kolomb öncesi Amerika’nın haritası, bir kavimler ve toplumlar mozaiğidir. Kurak ve yaşamaya elverişsiz Colorada’da, genellikle büyük bir aileden artakalmış gruplar yaşar. Av hayvanlarının pek bol olduğu daha kuzeyde daha önemli gruplar karibu, geyik ve ayı avlarlar.

Kabileler halinde toplanmış olan Pueblolar geniş bir bölgeye dağılmış olan birçok köyde (İspanyolca, pueblo adını buradan almışlardır) yaşarlar (bugünkü Colorada, Arizona ve Yeni Meksika). Giderek tarım yoğunlaşmış, nüfus artmış, kalabalık ve güçlü klanların meydana gelmesiyle sağlamlaştırarak dayanışma doğmuştur. Bu kabilelerden bazıları pek ünlüdür: Zuniler, Hopiler, Navahovar, İrokualar, Mohikanlar…

Uzun süre düzlükte yaşayan bir Kızıderili, örnek Kızıderili sayılır. Western filimleri, boyalı yüzüyle, kuş tüylerinden kocaman başlığıyla ve bindiği eğersiz atıyla bu tipi tanıtmış ve sevdirmiştir.

İspanyollar tarafından Amerika’ya getirilmiş olan at XVIII. yy. dan itibaren, Şeyenler, Apaşlar ve Komançiler tarafından benimsendi. Bunlar o zaman tarımdan vazgeçip düzlüklerde dörtnala at koşturarak avladıkları bizonlarla geçinir oldular.

Dini inanışları

İspanyolların gelmesinden çok önce, genellikle birbirlerinden epeyce uzakta yaşayan başka toplumlar şeflikler halinde örgütlenmişlerdi. Birkaç kabileye bir şef kumanda ediyordu. Din resmiydi ve şaman (rahip) Güneş’e yapan Natçezlerde olduğu gibi, şefin yanında iktidara katılıyordu.

Mexico vadisindeki Toltekler, sonra da Aztekler, dört yüzyıla kalmadan zengin ve güçlü bir devlet kurdular. Bu büyük fatihlerin imparatorluğu bugünkü Orta Amerika’nın geniş bir bölümünü kapladı. Sanat ve edebiyatta ilerlediler. Özgün ve cüretli mimarileri Cortez ile arkadaşlarını hayran bırakacak, hazineleri de göz kamaştıracaktı.

Fetihten sonra Kızıderililer gerçek bir soykırıma uğradılar. Bitmek bilmeyen savaşlar, alkolizmin getirdiği felaketler, salgın hastalıklar ve sefalet sonucunda sayıları pek azaldı.

Günümüzde Kızılderililer

Birkaç gruptan ibaret kalan Kuzey Amerika Kızılderilileri, 1887’den itibaren kamplara yerleştirdiler. Sayısı 118’i bulan bu kamplar Amerika Birleşik Devletleri’nin her yerine ve özellikle güneybatı bölgesine dağılmıştır. Kızılderililer, Kızılderili işleri Bürosu’nun memurları tarafından yönetilmektedir. Avcılık, balıkçılık yapar ve elsanatlarıyla uğraşırlar. Irkdaşlarından ayrı kalmış olmaları, can sıkıntısı, aşırı viski kullanma alışkanlığı, çiçek ve kolera, büyük kıyımlardan canını kurtarmış olan nüfusu da geniş ölçüde azalmaya yol açmıştır.

Her şeye rağmen, oyuz yıla yakın bir süredir, Kuzey Amerika’da yaşayan 600.000 Kızıldereli, bir dereceye kadar canlanmakta, diriliş göstermektedir. Navaholar, Amerikan yaşamına katılıyorlar.Geleneklerini korumaya çaba göstermekle birlikte, Siularla İrokullar artık New York’ta ve Chicago’da yaşamayı kabul ediyorlar. 150.000’e yakın genç, çeşitli öğrenim kurumlarına devam ediyor. Ancak, 1973 ilkbaharında, Wounded Knee köyünün 200 Siu tarafından işgalinden de anlaşılacağı gibi, Kızıldereliler, ikinci sınıf vatanda olarak yaşamaya hiç bir zaman boyun eğmiş değillerdir.

Kıtanın güneyinde

Orta Amerika ve Güney Amerika’da 15 milyon Kızıldereli yaşar.Bunların çoğunluğu And Dağları’na yerleşmişlerdir ve en yoksul toplum tabakasını oluştururlar. İyice melezleşmiş, dil ve törelerinde Avrupa kültürünün derin etkisinde kalmışlardır. Çoğu, yabancı dinini, tekniklerini, yaşama tarzını benimsemiştir.

Batu uygarlığının henüz etkilemediği kabileler, sadece Amazon bölgesinde kalmışlardır. Burada Taş Devri’ne yakın, pek ilkel bir yaşam sürerler (Jivarolar). Ancak uygarlık tarafından sürekli izlenen, ormanın değerlendirilmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Amazon yerlileri, çok geçmeden bir anı olarak kalacaktır.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir