Yaşam

Kapitalizm sömürmeye dayanan bir sistem midir?

Kapitalist sistemin başlıca üreticileri işçilerdir. Tarih boyunca bütün üretici sınıfların yaptığı gibi onlar da bizzat kullandıkları aletler üzerinde emeklerini harcayarak nesnelerin biçimini değiştirir, yeni ürünler yaratırlar. Buna karşılık bu yeni sosyal sistemin hâkim sınıfı olan kapitalistlerin, millî gelirden yani ürünler toplamından aldıkları payın mahiyeti nedir? Acaba kapitalist sınıf üretken bir sınıf mıdır ve toplam üründen aldığı pay esas itibariyle üretime yaptığı katkının karşılığı mıdır? Yoksa daha önceki sömürücü sınıfların yerine geçen ve çalışmadan yaşayan bir yeni aylak sınıf mıdır? Eğer bu ikinci soruya «evet» cevabını verirsek kapitalizmin sömürmeye dayanan bir sistem olduğunu kabul etmiş oluruz; zira üretken olmayan bir sınıf varlığım refah içinde sürdürebiliyorsa, bu ancak toplumun gerçek üreticilerinin yarattığı ürünlere el koyarak gerçekleştirilebilir. Bu da sömürme olgusunun ta kendisidir.

Kapitalistler çalışmazlar mı? Şüphesiz ki bu adamlar boş durmazlar. Bazen sabahtan akşama kadar dayalı döşeli bürolarında otururlar. Telefonla konuşurlar. Evrak imzalar; sağa sola direktif verirler. Diğer kapitalistlerle pazarlık eder; siyaset adamları ile temas ederler. Ziyaretçilerle görüşür, önemli kararlar alırlar. Kapitalistlerin bir çoğunun son derece meşgul bir görünüşü vardır. Özellikle kapitalizmin çocukluk devresinde kapitalist işletmenin günlük faaliyetleri bizzat kapitalist tarafından yürütülürdü; üretimle ilgili teknik ve idari kararları doğrudan doğruya fabrikatör verirdi. Bu durumda kapitalistleri aylaklıkla vasıflandırmak haksızlık etmek olmaz mı? Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken iki husus vardır.

Bir kere, sömürmeye dayanan bütün eski sistemlerde sömürücü sınıfa dahil fertler üretimle ilgili önemli konularda bizzat karar vermek ve kararlarının üreticiler tarafından uygulanmasını doğrudan doğruya denetlemek yetkilerine sahip olmuşlardır. Bu yetkiyi dilerlerse bizzat kullanabilirler, ya da ellerine geçen ürün fazlasından küçük bir pay verdikleri adamlarına, kâhyalarına devredebilirler.

Karar verme, emretme ve denetleme yetkilerini bizzat kullandıkları hallerde, örneğin köle sahibinin kölesine o gün yapacağı işleri emretmesi veya arazisinde angarya çalışan köylülerin işi ağırdan almamaları için feodal beyin bizzat başlarında bulunması hallerinde olduğu gibi, bu türden faaliyetlerin «üretken» sayılması mantık sınırlarını bir hayli zorlamaktadır. Böyle bir görüşün kabulü halinde, hâkim sınıfa dahil olmanın sağladığı hakların ve yetkilerin icrasını «üretim» saymak gerekir ki, bu halde «üretim» kavramı bütün anlamını yitirmiş olur. Biz «çalışma» derken «üretici» emeği kastediyoruz; «aylak» bir sınıftan meramımız ise sabahtan akşama sırtüstü yatıp çubuklarını tüttüren insanlar değil, üretken bir faaliyette bulunmayan bir sınıftır. Bu anlamda kapitalistler de şüphesiz ki boş durmayan; üretim araçları üzerindeki mülkiyetlerinin kendilerine sağladığı yetkileri icra ederken, karar ve direktif verirken, denetlerken vakit sarfeden insanlardır. Ancak bu «vakit sarfı», «üretici emek sarfı» değildir ve bu yüzden kapitalistlere üretken bir sınıf diyemeyeceğiz.

ikinci olarak üretimin teknik ve İdarî bakımdan düzenlenmesini verimli bir faaliyet, üretken bir iş saysak dahi; bu, kapitalistlerin aylak bir sınıf sayılmasına engel değildir. Zira kapitalistin geliri, ürünler toplamından aldığı pay, esas olarak bu tür faaliyetlerinden değil, doğrudan doğruya mülkiyetten, üretim aletlerine sahip olmasından doğar. Bunun böyle olduğu modern kapitalizmin gösterdiği bazı gelişmelerde açık seçik ortaya çıkmaktadır. Kapitalist işletmeler büyüyüp şirketler şeklinde örgütlenince, üretimin günbegün yürütülmesi, planlanıp, denetlenmesi tek bir insanın gücünü ve imkânlarını aşacak derecede karmaşık bir hal almıştır. Bu durumda kapitalistler işletmenin teknik ve idari işlerini mühendislere, profesyonel yöneticilere ve uzmanlara devretmişler; günlük işlerden ellerini eteklerini çekmişlerdir. Burjuva bilim adamları bu gelişimi «yönetim devrimi», «mülkiyetle kontrolün birbirinden ayrılması» diye adlandırarak kapitalizmin olumlu yönde bir bünye değiştirmesi olarak yorumlamışlardır.

Gerçekte ise, tam tersine, bu gelişim kapitalist sömürmenin karakterini bütün çıplaklığıyla ortaya koymakta; en saf ve katıksız şekilde gözler önüne sermektedir. Zira, kapitalist sınıfın geliri işletmenin yönetimine ait verimli, üretken bir faaliyetten doğmuş olsaydı; bu faaliyetleri başkalarına devrettikleri andan itibaren kapitalistlerin aç kalmaları, üretimden pay alamamaları ve bir sınıf olarak yok olmaları gerekirdi. Gerçekte ise kapitalistler eskisi gibi ürünler toplamından pay almaya devam etmişlerdir; zira onların geliri bir sınıf olarak var oldukları andan itibaren esas olarak üretimi düzenlemelerinden değil, mülkiyetten doğmuştur. Kapitalizmin ileri bir aşamasında yönetimi başkalarına devrederek saf mülk geliri elde etmeleri ise bir «devrim» değil bir çöküş belirtisidir.

Bir paralellik kurmak gerekirse bu gelişimi feodalizmin çöküş döneminde feodal beylerin malikânelerini terk ederek arazilerinin yönetimini kâhyalarına devretmelerine benzetebiliriz. Her iki halde de sömürücü sınıf üretime karşı bütün ilgisini yitirmiş ve sadece ürün fazlasını yiyen bir karakter kazanmıştır. Ekonomik anlamda aylak bir sınıf olmaktan, mutlak olarak aylak bir sınıf, haline dönüşmüştür. Öyle sanıyoruz ki bu açıklamalar kapitalist sınıfın üretici bir sınıf olmadığını göstermeye yetmiştir. Kapitalist sistemde işçi sınıfı, toplumun diğer üretken sınıfları ile (örneğin köylülerle) birlikte bütün değerleri yaratır. Ancak ürünlerin bir kısmına üretici olmayan hâkim sınıf, yani kapitalist sınıf el koyar. Böyle bir hal ancak sömürmeye dayanan bir sistemde mümkündür.

Ne var ki kapitalist sömürme, diğer sistemlerden farklı bölüşüm ilişkileri içinde olur. Şimdiye kadar kapitalizmin sömürmeye dayandığını gösterdik; bu sömürmenin ne gibi bölüşüm ilişkileri içinde gerçekleştiğini, ürün fazlasına kapitalist sınıfın el koymasını mümkün kılan özel şartları açıklamanın zamanı artık gelmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir