Kimdir

James Joyce kimdir?

Aslen İrlandalı olan yazar, 2 Şubat 1882’de Dublin’de doğdu. Cizvit mektebinde başlayan tahsili, dine karşı alakasının sarsılmasıyla sonradan başka bir mektepte, University College’de tamamlandı. Joyce mektebin zeki fakat dik başlı öğrencilerinden biriydi. Bilhassa felsefe ve modern dillerle alakadar oluyordu ki, bu da çağdaş Avrupa edebiyatına ve estetik teorilerine duyduğu yakınlığın tabii bir neticesi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışması ile latince, fransızca ve italyancayı öğrenci. İbsen’e olan hayranlığı onu, yazarı kendi dilinde okumaya sevkettiği için bir ara Norveççeyi de öğrenmiş görüyoruz. Bu arada ufak şiirler, makale ve risaleler neşretmekten de geri kalmıyordu. İbsen’in bir eserinde “Ben Norveç’te doğmuşum ne çıkar, ruhen kozmopolitim” diye bağıran kahramanlarından biri genç yazara çok tesir ederek onun dikkatini Avrupaya çekti.

İrlandalı yazar James Joyce

Okulu bitirdikten sonra Paris’e gidip tıp tahsiline karar verdi. Fakat her şeyden önce kendisini yazı hayatına hazırlıyordu. Mali durumu okul ücretini ödeyemeyecek kadar bozulmuştu; o sırada annesinin ölüm halinde bulunması yüzünden Dublin’e döndü. O yazı Dublin’de hocalıkla geçirdi. Sonbahara doğru karısı ile birlikte memleketinden bir daha dönmemek üzere ayrılarak Avrupaya geçti, Trieste’de yerleşti. Büyük bir eser yazmak tasavvurundaydı.

Joyce’un ilk eserleri sadece edebiyat tarihçilerini ve biyografyacıları ilgilendirecek cinstendir. Şiirleri, İrlanda’ya ait hikayeleri kendi çaplarında birer değer sayılabilirse de, sonradan tuttuğu yolun, açtığı yeni çığırın gaye ve maksadından tamamen ayrıdır. Bütün bunlar, henüz kendini, aradığı bulamamış bir gencin, hayatın çağrısına verdiği cevabı belirten Portrait of the Artist adlı otobiyografisinde belli belirsiz açıklanmıştır.

Kitap halindeki ilk eseri Chamber Music Dublin’de geçirdiği son yılların hatıraları ile yüklü, hafif, lirik şiirlerdir. Basında müsbet tesirler bıraktığı, birçoğu bestelendiği halde yazara maddi bakımdan en küçük bir menfaat temin etmemiştir.

Dubliners 1904-1905 yıllarında yazdığı hikayeleri ihtiva eder. Eserini bastırmak için yaptığı birçok teşebbüsler sonuç vermemiş ve her seferinde mürettiplerin itirazı ile karşılaşmıştır. İrlanda’yı bir daha geri dönmemek üzere terk edişi sebeplerinden biri de budur.

A Portrait of the Artist, Joyce’un cizvit mektebindeki hayatının, dinsizlikle sonuçlanan tecrübelerinin tahlillerini yapan otobiyografik bir romandır. 1904’te başladığı bu eserini on yıl sonra bitirdi. Bu süre içinde Trieste’de ingilizce hocalığı yaparak, bir bankada çalışarak iki çocuğu ve karısı ile adeta bir sefalet hayatı sürdü.

1914’te Ezra Pound, hazırladığı bir antolojiye Joyce’un Chamber Music’inden parçalar koymak için izin istedi. Joyce da ona Portrait’in müsveddelerini yolladı. Romanını kabul eden tabi, onu ingiliz matbaalarında bastırmaya muvaffak olamayınca epey müddet sonra ancak Amerika’da bastırabildi.

Ulysses‘e gelince, bu şaheserinin aslı 1906’da Dublin’de neşrettiği bir hikayeye dayanır. Fakat büyük bir hacim tutan roman olarak ona ancak 1914’te Trieste’de başladı. Maddi sefaletine, gün geçtikçe ilerleyen göz hastalığına rağmen, büyük bir sebatla çalışarak nihayet 1921’de Evet kelimesiyle bitirmeye muvakkaf oldu.

Öteki eserleri gibi bunu da bastırmak bir mesele oldu. İngiltere ve Amerikada hükümet mahafillerinin sıkı mukavemati ile karşılaştı, hatta Amerikada eserin bir iki kısmını tefrika eden dernek sahipleri mahkum bile oldu. Nihayet Ulysses’i Pariste bastırabilmek kısmet oldu. Bunda kitabı dizen mürettiplerin yanyana sıraladıkları ingilizce kelimelerin ne tuhaf, ne çarpaşık bir mana ifade ettiğini anlamamalarının da tesiri olmadı değil. Yazar kırkıncı doğum yıl dönümünde en büyük eserinin ilk tab’ını görebildi. Eserin ilk bin nüshasi bir ay gibi kısa bir zamanda satıldı. Basındaki ilk akislerini Basılan kitapların en rezili, en hayasız, Cizvit terbiyesi ile yetişmiş bir insanın şerre ve iblise eseri oluşu gibi fikirleri etrafında hülasa edebiliriz.

İkinci basımın Amerika’ya gönderilen 500 nüshası olduğu gibi posta idaresi tarafından yakıldı. İngiltere de aynı şekilde hareket etti. Fakat kaçak olarak giren nüshalar elden ele dolaşmaktaydı. Nihayet 1933’de Amerika Başsavcısı Bazı kısımlar harnekadar iç bulandırıcı ise de kaydı ile basılmasına müsaade etti. Böyleyece ingilizce konuşan alemde Ulysses’in ilk baskısı yapıldı ve ilk defa 35.000 nüsha satıldı.

Ulysses, 1904 Haziranının 16’ncı günü Dublin’de geçen bir tek günü anlatır. Eserdeki karakterler ve hadiseler Homeros’un Odyssesus’unu andırır bir şekilde bazen dahiyane, bazen anlaşılması imkansız bir tarzda birbirine karıştırılmış, birbiriyle kaynaştırılmıştır. Eserdeki her kısım mevzusu ile yakından alakadar bir üslupla kaleme alınmış olup herbiri insan vücudundan, ilim ve sanattan bir organ, bir sembol veya bir renk ifade eder. Ulysses i,çin muhtelif rehberler yardımcı kitaplar yazılmıştır ki, bunların en mükemmeli hemen hemen kitap kadar yer tutan Stewart Gilbert’in yazdığı rehberdir.

Ulysses’in bir günü naklettiği gibi, 1930’da neşrettiği gibi, 1930’da neşrettiği Finnegan’s Waye sadece bir geceyi ve şuuraltı alemini nakleder. Bu alemi madde halinde belli br şey olarak tetkik ve ortaya koyan eser budur, denilebilir. Düzinelerle dili, hatta Eskimoların dilini bile karıştırdığı bir sentezin meydana getirdiği rüyalara mahsus bir dil ile yazılan ve rehbersiz tek cümlesi anlaşılamayan bir eserdir bu. Harri Lavin, James Joyce için yazdığı büyük bir etüdünde bu kitap için şöyle der: “Tanıdığımız ingiliz yazarları arasında Joyce’un en büyükleri olduğu şüphe yok. Söyleyecek o kadar az şeyi olduğu halde bu kadar çok şey ifade edebilen başka kimse yoktur. Medeniyetin doğurduğu ihtilafları bu kadar cesurca tetkik eden bu tahlillerin kullandığı kelime ve deyimler insanı şaşırtan bir mükemmeliktedir.”

Eserlerinin gerçek değeri, doğrudan doğruya romanın o zamana kadar sahip olduğu belli yapısını, düşünce ve dilin çerçevesini darmadağan etmeye çalışan; edebiyatı her an patlamaya hazır realite parçaları ile doldurmasında aranmalıdır. Bu hürriyeti elde ettikten sonra, kaidesizlik ve perişanlık gibi görünen yepyeni estetik kaidelere sadık olarak şuuraltını ifadeye çalıştı. Joyce isminin ifade ettiği yeniliği, bütün canlılığı, bütün neşesini, hasılı her şeyi ile en son haddine kadar Ulysses’te bulmak kabildir. Bütün bu denemelerin tartılıp değerlendirilmesinin zamanı henüz gelmedi, fakat muhakkak olan bir şey varsa, o da; onun açtığı bu yeni çığırın ileride daha makul ve muvazeneli eserlerin yazılmasına sağlam bir zemin teşkil edeceğidir.

1941 de ölümü ile türlü bakımlardan bir devir sona ermiştir denebilir. O zaman Time dergisinde çıkan bir yazıda onun eserleri için “Avrupa kültürünün en entellektüel derbederliğinin en büyük, en şümullü ve mükemmelliğin en açık ifadesidir.” denilmekteydi.

Eserleri

  • Dublinliler
  • Sürgünler
  • Oda Müziği
  • Sanatçının Mektupları
  • Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
  • Ulyesses
  • Finnegens Wake

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir