Evrim Nedir? Evrimin Tanımı Ve Önemi


Evrim
Evrim

Mevcut TÜRLERDEKİ değişim ya da yeni türlerin ortaya çıkması anlamına gelen evrim, dünyada yaşamın olduğu üç milyar yıldır gerçekleşmektedir. Ne var ki evrim insana kadar uzanan ve en tepede yer alarak doğaya hâkim olmak isteyen bizlere ulaştığında da sona eren bir merdiven değildir; biz dünyada olsak da olmasak da devam edecektir. Çok karmaşık bir evrim süreci sonucunda dünyada şu anda varolan yaklaşık 30 milyon canlı türü oluşmuştur; çok daha fazla sayıda türün ise soyu tükenmiştir. SOY TÜKENMELERİNİN çoğu doğrudan veya dolaylı olarak insan aktiviteleri yüzünden olmuştur ve EKO-SİSTEMLER kendilerini yeniden düzenlemektedir. Doğaya müdahalelerimiz sonucunda, “otsu” türler aşırı gelişmiş ve hatta bölünerek yeni ot türleri ortaya çıkmıştır. Evrim çevremizde ve içimizde devam etmektedir.

DNA moleküllerinden oluşan genler bir organizmanın nasıl gelişeceğini ve davranacağını belirleyen bir tür senaryodur. DNA’nın karmaşık kimyasının, ebeveynlerinin özelliklerini kalıtım yoluyla yavrulara geçmesini sağlayan kesin bir düzeni vardır. Yeni neslin özellikleri iki ebeveyn organizmanın genlerinin sıra dışı kombinasyonlarla bir araya gelmesiyle oluşur. DNA mutasyona uğrayabilir; özellikle yeni DNA eldenmişse veya kendini aşırı seviyede kopyalıyorsa hafif farklılıklar gösterebilir. radyasyon, güneşten gelen kızılötesi ışınlar veya kimyasal maddeler yüzünden zarar görerek değişebilir.

Özellikle BAKTERİLERDE çeşitlilik, DNA aktarımı üzerinden gerçekleşir. Pek çok durumda DNA taşıyıcı bakteriler aracılığıyla alıcıya iletilir ve orada hazır bulunan DNA’yla birleşir. Ama gen haritalamasından öğrendiğimiz üzere, DNA aktarımı yalnızca bakterilerle özgü değildir; bu aktarım evrimin fosil kayıtlarındaki ani ve açıklanamayan sıçramalara da izahat getirebilir.

BİYOTEKNOLOJİ sayesinde diğer türlerin DNA’sının insanlara veya bir insanın DNA’sının diğer bir insana aktarılabilmesini sağlayan ve sonuçta da hastalık eğilimi olan DNAların başkalarıyla değiştirilmesini amaçlayan bu iletim sürecinden, son zamanlarda nasıl faydalanılacağını öğrendik. Bu iletimlerin bazılarının ölümcül olduğu kanıtlanmıştır fakat bazı gen transferleri organizmalardaki kalıtımsal değişimlerin, hayvan veya bitkilerin geleneksel üremesinde olduğundan daha hızlı olmasını sağlamaktadır.

Doğan, yumurtadan çıkan, filizlenen veya tomurcuklanan organizmaların pek azı hayatta kalmayı başarır, bu yüzden canlılar gereğinden fazla sayıda ürerler. Bazı kalıtımsal özellikler belirli bir organizmaya yaşadığı ortamda hayatta kalabilme konusunda kendine has avantajlar sunduğu için doğal seleksiyon gerçekleşir. Bazı DNA değişiklikleri ölüme veya bozukluğa yol açar; değiştirilmiş DNA’lar genellikle organizmaların hayatta kalamamasına veya en azından bu değişimin işe yaramamasına neden olur. Fakat kimi zaman bu sonuçlar avantaja da dönüşebilir.

DNA’sı değiştirilmiş bir kertenkele daha uzun kuyruğu olan bir yavru üretebilir. Bu uzun kuyruk, kertenkelenin ince dallar üzerinde koşarken dengesini geliştirmesine fayda sağlıyorsa, uzun kuyruklu yavru, eski kısa kuyruklu yavrulara göre hayatta kalma konusunda daha başarılı olabilir. Bu uzun kuyruklu kertenkelelerden üreyen yavrular, hayatta kalma konusunda kısa kuyruklu olanların yavrularına göre daha başarılı olabilir. Zaman içinde de çok sayıda ince dalın olduğu bir NİŞTE uzun kuyruklu kertenkeleler yaygınlaşabilir. Kısa kuyruklu olanlar ise zaman için-de yok olabilir veya biri kısa kuyruklu, diğeri uzun kuyruklu olan iki tür, farklı nişlerde yaşayabilir.

Türler aynı zamanda farklı organizma türlerinin uzun süre temas halinde yaşadığı ve beraberce hayatta kaldığı ORTAKYAŞAM sayesinde olu-şan yakın birlikteliklerle evrimleşir. Tek başına yaşayan ilk bakteri türleri bir araya gelerek işbirliği yapmış ve kendilerine has özellikler kazanmıştır. Bir arada yaşayan ortaklar hayatta kalabilmiş ve yeni nesiller üretebilmiştir.

Milyonlarca yıl içinde, üç veya dört tip bakterinin birleşiminden oluşan tek hücreli bakterilerden TEK HÜCRELİ CANLILAR evrimleşmiştir. Sonuçta, bakteri hücresi birleşimleri tamamen birbirine bağımlı hale gelmiştir. Daha sonra, bu tek hücreli canlılardan bitkiler, hayvanlar ve MANTARLAR gibi daha büyük canlılar oluşmuştur. Bir insan yalnızca kalp, akciğerler, karaciğer, beyin, kaslar gibi sıkı bir işbirliği içinde olan organlar bütünü değildir, aynı zamanda ortakyaşam için tek başına yaşamak-tan vazgeçmiş ve üst seviyede evrimleşmiş bir MİKROP birliği olarak da görülebilir. İnsanlar sürekli evrim geçiren mikroplarla kuşatılmış haldedir ve bir anlamda bu mikroplardan oluşur.

Bazı değişiklikler, yukarıdaki uzun kuyruklu kertenkele örneğinde olduğu gibi, organizmaya bariz avantajlar getirir. Ne var ki, türler hiçbir zaman tek başlarına evrimleşmezler; daha ziyade fiziksel, kimyasal ve biyolojik unsurların etkisi altında, belirli doğal yaşam alanlarının içinde, belirli yer ve zamanlarda diğer türlerin üyeleriyle, karmaşık bir etkileşim içinde evrimleşirler. Bazen bir tür diğeriyle beraber evrimleşirken görülen göz alıcı işbirliği, birlikte evrim kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yüzden bazı bitkiler kuşlar için zehirli olan meyveler üretirken ve kuşlar da bunlardan uzak dururken, bazı bitkiler kuşları cezbeden meyveler üretecek şekilde evrimleşir ve bu sayede kuşlar bu bitkinin tohumlarını çevresine taşıyarak yayılmasına yardımcı olur.

Bitkiler ve onları yiyen hayvanlar arasındaki bu ilişkilerde zarif bir KARŞILIKLI BAĞIMLILIK yapısı oluşmuştur. Bazı bitkiler sadece polenlerini dağıtan kelebek, güve, kınkanatlı böcek veya yarasa gibi hayvanların yardımıyla çoğalabilir. Bunun karşılığında da bitki bu hayvanların yavrularının veya larvalarının yegâne besin kaynağı olur. Bu ikililerden hiç-biri diğeri olmadan yaşamını sürdüremez.

Birlikte evrim ilişkileri her zaman bu kadar bağlayıcı değildir. Her organizma gaz, sıvı ve kimi zaman da katı atıklar üretir. Bir türün atıkları pek çok diğer türün besini olabilir. Fotosentez veya kimyasal sentez yapan tüm organizmalar diğer canlı türleri için atık üretir. Kelebekler sadece yedikleri bitkilerle bir arada değil, aynı zamanda birçok bakteri, tek hücreli canlı, bitki ve böcekle, kısacası yaşamın tüm donanımıyla birlikte evrimleşir. Bir canlı türü fotosentez yapmak, plastik veya kâğıdı sindirmek, avlanmak veya avlanmaktan kurtulmak gibi yeni yeteneklerle evrimleşirken, diğer türlerin üyeleri de bu yeni duruma ayak uydurmak, aksi takdirde de ölmek durumundadır. Bu evrimleşme tepkilerinin birlikteliği sonucu ekosistemlerde yavaş değişimler olur.

Biz Batılılar, ilerlemeyle ilgili düşlerimizde evrimi kusursuzluğa giden bir yol olarak görmeye meyilliyizdir. Kimileri bu kusursuzluğu insanlıkla özdeşleştirir. Halbuki, evrim önceden planlanmadan gerçekleşen bir süreçtir, kendiliğinden olur. Hiçbir tür diğerinden “daha iyi” değildir; varlıklar arasındaki hiyerarşi tamamen bir insan icadıdır. Bugün canlı olan her tür, sadece canlı olduğu için en az diğer türler kadar başarılıdır.

Canlıların tümü ortak atalardan gelmiştir ve bu yüzden birbirleriyle ilişkilidir. Diğer hayvanlarla veya bitkilerle ve hatta gözle görülemeyecek kadar küçük canlılarla akrabalığımız bu anlamda metaforik değildir. Cenin gelişiminde diğer memelilerle aynı yollardan geçeriz; balıklar ve kuşlarla aynı yeteneklere ve beyin yapısına sahibiz; bakterilerle DNA’lardan oluşan genlerimiz benzeşir. Yaşamımızın tarihçesi, tüm yaşamın filizlendiği ilk bakterilere, yani en yaşlı atalarımıza kadar uzanır.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir