Kimdir

Doğan Avcıoğlu kimdir?

Çocukluğu ve Öğrenimi

Nüfus kütüğündeki adı Mehmet Erdoğan Avcıoğlu‘dur. 1926 yılında Bursa’nın Mustafa Kemal Paşa ilçesinde doğmuştur ve Bursa ili Mustafa Kemal Paşa ilçesi, Lala şahin mahallesine kayıtlıdır. Babası Ahmet Celalettin Bey , annesi Fatma Pakize hanım’dır. Bir öğretmen ailesi ortamında Suna ve Hamdi adlı iki kardeşiyle yetişen küçük Doğan, ortaokul öğrencisiyken, şiire meraklıdır; o yıllarda Bursa Hapishanesinde mahkûm şair Nâzım Hikmet’i bir okul arkadaşıyla ziyaret etmek istemiş, fakat, iki küçük öğrencinin bu merakları Nâzım tarafından kabul edilmediklerinden giderilmemiştir. Nâzım’ın bir  rovokasyon ihtimaline karşı tedbirli davranmış olmasını beğenmiş, “Ciddi adam, beni kabul etmedi,” demiştir. 1943 yılında Bursa Erkek Lisesini bitirmiş,7 çok sevdiği pokeri lise çağında bu şehirde öğrenmiş, kısa bir süre İstanbul Hukuk Fakültesine devam etmiş ve daha sonra yüksek öğrenim için ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir.

Paris Siyasal Bilimler Okulunda siyaset ve ekonomi eğitimi gören Doğan Avcıoğlu, aynı okulun uluslararası ilişkiler öğrencisi Metin Toker ve o yıllarda Fransa’da bulunan Prof. Turan Güneş ile dost olmuştur. Paris Siyasal Bilimler Okulu öğrencisi iken, Türkiye’de Adnan Menderes Hükümetine karşı muhalefet eden aydınların yayımladıkları Forum dergisine gönderdiği okuyucu mektupları ile dergi yazarlarından Aydın Yalçın’ın görüşlerini eleştirmiştir. Forum’da basılan okuyucu mektupları, 1960’lı yıllarda Yön’ü yayımlarken, Aydın Yalçın ile yapacağı amansız tartışmaların ilk habercisidir.

Avcıoğlu, Paris’teki öğrenimi tamamlandıktan sonra, Yalçın Küçük’ün ilginç benzetmesiyle “Fransız şematizmini, İngiliz ampirisizmiyle düzeltmek için” bir süre Londra’da kalmış ve bu arada İngilizcesini de ilerletmiştir. Fransa’daki öğrenim yıllarının Doğan Avcıoğlu üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bir kere “düşman” olduğu liberal demokrasiyi incelemiş; Batı Avrupa ülkeleriyle Türkiye’yi kıyaslamıştır. Kendi deyişiyle, “Türkiye’nin neden böyle olduğunu ve kurtuluşun nasıl olabileceğini” düşünmeye başlamıştır. O yıllarda en çok beğendiği ve etkilendiği şahsiyet, Pierre Mendes France’dır. Fransız devlet adamının parlamentoya karşı güçlü hükümeti savunan görüşleri, sonradan Avcıoğlu’nun “zinde güçler” adını verdiği ordu, aydınlar ve gençliğe dayanarak reformları gerçekleştirecek olan hükümet modelini benimsemesinde etkili olmuştur. Elbette Fransız İhtilalinin ve genel olarak ihtilal dönemi Fransız düşünürlerin etkileri de anılmalıdır.

Yön dergisi

1961 yılında Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile hatalık yön dergisini kurdu. 6 yıl yayınlanan dergi Türkiye sol hareketi içerisinde önemli bir role sahiptir.

Yön dergisi bildirisine göre, Atatürk devrimleri ile amaç edinilen çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, milli üretimi yükseltmekte gösterilecek başarıya bağlıdır. Bu nedenle aydınların belli bir kalkınma felsefesinin ana hatları üzerinde anlaşmaya varmaları gerekmektedir. Böyle bir kalkınma felsefesinin hareket noktaları, bütün insanların seferber edilmesi, kitlelerin sosyal adalete kavuşturulması, istismarın kaldırılması ve demokrasinin kitlelere mal edilmesidir. Bunun adı, bildiriyi imzalayanlara göre, “yeni devletçilik” olmaktadır.

Bazılarına göre, Yöncü sosyalizm Türk sosyalizmi iddiasıyla, marksist sosyalizmden uzaktır. Yöncü hareketi şiddetle eleştirenlerin başında Hikmet Kıvılcımlı gelir, ona göre “Yönizm”, sınıflar üstü “aydın ve zinde kuvvetlerin güdeceği bir devletçiliktir. Batılılaşma bir ülkede, kapitalizmi kurmaktır. Ayrıca “Türkiye’nin Düzeni” tek sebepli açıklamalara dayanmakla eleştirilmiştir.

Kurucu Mecliste (1961)

6 Ocak 1961 günü, Kurucu Meclisin sivil kanadını oluşturan Temsilciler Meclisinde, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlık kontenjanından Mümtaz Soysal ve Coşkun Kırca’yla birlikte seçilen Doğan Avcıoğlu’nun yaşamında yeni bir dönemdir. Yalçın Küçük’e göre , Doğan Avcıoğlu’nun “Kurucu Mecliste Anayasa Komisyonu üyeliği, ilk ciddi siyasal staj” olmuştur. “1961 Anayasası laboratuvar çalışmalarında iktidara açılan yolları belirlerken, zorlu dönüşümleri gerçekleştirmeye hükümlü bir merkezi iktidarın ayaklarını bağlamamaya özen göstermek istemiştir. Doğan Avcıoğlu’nun Temsilciler Meclisi Anayasa komisyonu çalışmalarında edindiği birikim, 1971 ilkbaharında arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmasına yol açan, hızlı kalkınma için iktidarın ordu desteğiyle ele geçirilmesine yönelik siyasi eylemini kökleştirmiştir, denilebilir. Çoğunluğunu Cumhuriyet Halk Partililerin oluşturdukları Anayasa Komisyonunda ve Temsilciler Meclisi Genel Kurulunda kendi deyimiyle  “tutucular koalisyonu” bütünüyle egemen olmuştur. “Tutucular koalisyonu’, ülkenin acil gereksinimi olan anayasal reformlara geçit vermemiştir,” şeklindeki tanıklığı, söz konusu birikimin bir yansımasıdır.

“Silahsız” Entelektüel

Eski – ideal- arkadaşlarıyla askeri mahkemelerdeki sıkıntılı tutukluluk ve yargılamanın ardından, yolların ayrıldığının farkındadır. Kişisel yaşamında yeni bir dönem başlamaktadır. Popülerdir; fakat, 1960 ‘lardaki gibi etkin değildir. Yalnız, yapayalnızdır. Kuşkusuz büyük yol ayrımının pek çok nedeni vardır; ama en önemlisi, parlamento içinde ve dışında, “devrim”i seçim yoluyla gerçekleştireceğine inanılan bir liderin (Bülent Ecevit) ve siyasi hareketin (yeni CHP) hızla güçlenmeye başlamasıdır. 1970’ler Türkiye’si, sosyal demokrat düşüncenin beklenmedik yükselişine ve kısa süreli de olsa iktidarına sahne olmuştur. 1971 askeri müdahalesinin tartışmasız mağlubu Doğan Avcıoğlu, “Türkiye için sosyal demokrasi zaman kaybıdır,” dese de; 1960’ların ilk yarısında etrafında toplanan arkadaşlarının neredeyse tamamının Bülent Ecevit liderliğindeki yeni Cumhuriyet Halk Partisi’ne açık destek verdiklerini görmektedir. 1971 deneyimi, sol çevrede “Baasçı rejimler’i gözden düşürmüştür. Haşan Cemal’in gözlemine göre bu açıdan “değişmeyen tek kişi“, Doğan Avcıoğlu’dur. Ancak, o da çok partili rejime karşı olan düşüncelerini, yazmak yerine, köşesine çekilmiş ve tarihle uğraşmayı tercih etmiştir.

Kitapları

Türkiye’nin Düzeni“: Doğan Avcıoğlu’nun ilk yapıtıdır ve Yön ile Devrim dergileri arasında bir yerde durmaktadır. Yön, 1967 ‘d e kapanmış, Devrim 1969’da yayımlanır; Türkiye’nin Düzeni, 1968 ‘de basılmıştır. Bu kitap büyük yankılar uyandırmış; gerek yöntemi, gerekse savunduğu görüşler pek çok çevrede tartışılmıştır. Avcıoğlu’nun bu yapıtı hakkında çarpıcı yorumların biri de Kemal Tahir’e aittir. Ünlü romancı, bu yapıtın Şevket Süreyya Aydemir’inkiler gibi “zinde kuvvetleri enayi belleyerek” yazıldığı ve “devrim üzerine belgesel romanların başa güreşenlerinden” olduğu görüşündedir.

Milli Kurtuluş Tarihi”: Alışılmış bir tarih kitabı olmayan bu yapıtta Doğan Avcıoğlu Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu soruna yanıt aramaktadır. Temel soru, “Türkiye’nin kurtuluş tarihi, acaba bir milli kurtulamayış tarihi midir?” veya “Milli kurtuluşçuluğun büyük lideri Atatürk, nehri ters akıtmayı mı denemiştir?” şeklindedir. “Türk Kurtuluş Savaşı” üzerine en kapsamlı popüler eserlerin başında gelmektedir.

Türklerin Tarihi“: Türklerin Orta Asya’dan “ulus” olarak gelmediklerini, Anadolu’da yerli topluluklarla karışarak “ulus”
olduklarını; ancak, “ulus” olarak varlıklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla açıklık ve kesinlik kazandığını söyleyen Doğan Avcıoğlu’nun, bu yapıtında esas amacı Türk tarihi üzerinde kuramlar geliştirebilmek için derinliğine bir inceleme yapmaktır. Mevcut tarih bilgisi ışığında bunu başarmıştır.

Devrim ve Demokrasi“: Doğan Avcıoğlu’nun 1 2 Eylül 1980 öncesi siyasi koşullar üzerine görüşlerini ve 1969-1977
yılları arasındaki makalelerini toplamaktadır. Bunlar arasında 1971 ‘de “Devrim Üzerine” adıyla basılan ve 12 Mart 1971’deki askeri müdahalenin ardından başbakanlığa atanan Prof. Nihad Erim’in isteğiyle Refo rm Hükümeti için hazırlanmış bulunan program da yer almaktadır.

Ölümü

1 2 Eylül 1 9 8 0 askeri döneminde, lstanbul Çamlıca’daki evine yakın koşu parkurunda her sabah düzenli olarak koşan ve sonra akşama kadar odasında çalışan Doğan Avcıoğlu’nun kanser tanısını öğrendiğinde ağzından çıkan sözler, yaşam felsefe sine son derece uygundur-. “Her cepheden her kurşuna karşı önlem aldım, kanserle arkamdan hançerlendim.” Yalçın Küçük’ün benzetmesiyle, “bu anlamsız hastalığı son derece soğukkanlı ve çok kibar” karşılamıştır.

Doğan Avcıoğlu’nun, 9 Mart 1971 ‘de yenilgisiyle başlayan yalnızlığı ve “yol arkadaşları” için yüreğinde taşıdığı burukluk, ölümünden hemen önce eşine, “Yazılmasın nerede gömüleceğim, tören falan istemem,” diye sıkı sıkıya tembihte bulunmasında etkili olmuş mudur, bilinmez, ancak ölüm haberinin duyurulmamasma rağmen, Büyükada’da, 5 Kasım 1983 Cumartesi günü yapılan cenaze töreninde “yol arkadaşları”, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, Altan Öymen, Uğur Mumcu, Haşan Cemal, Uluç Gürkan, Korgeneral Cemal Madanoğlu, Orgeneral Muhsin Batur… onu son yolculuğunda yalnız bırakmadılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir