Kimdir

Dadaloğlu kimdir? hayatı, edebi kişiliği

On dokuzuncu yüzyılda yaşamış, güney illerinin büyük şairi Dadaloğlu’nun hayatı hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Bu durum hemen bütün halk şairleri için böyledir. Bence bunun değişik sebepleri arasında en önemlisi saz şairlerinin çoğunun ümmi oluşu ve aydın zümrenin onlara önem vermemesidir. Bu yüzden yazılı belge bulmak çok güçtür, Hele Divan şairlerinden bahseden tezkerelerde halk şairlerinin adlarına raslamak mümkün değildir. Bunun için, yaşadıkları zamanda hayatlarına dair bilgi verilmeyen halk şairlerini incelemek zorlaşmaktadır. Bu durum karşısında halk rivayetleri ve şiirlerinin incelenmesiyle yetinmek zorundayız.

Dadaloğlu, Toros dağlarında dolaşan göçebe’ Türkmen aşiretlerinin Avşar boyundandır. Şiirlerinde:

Kalkın göç eyledi Avşar illeri
Ağır ağır giden iller bizimdir

gibi mısralara raslanmaktadır.

Bu aşiretin gezdiği yerler Torosların Erzin, Payas, Adana, Kozan çevreleridir. Tarihçi Cevdet Paşa, bu çevrelerdeki gezginci aşiretlerin köyler kurarak yerleşmeleri için hükumet tarafından ödevlendirilmişti. Onun yerinde yaptığı inceleme sonunda verdiği bilgide şöyle deniliyor: Ekser ahalisi Selçukilerden kalma Türklerdir ki Varşak aşiretinden müteşaip (ayrılmış) cemaatler (topluluklar) dır. Bu dağlılar Kozanoğu!larının piyade askeri olup Çukurova’da Ceyhan nehrinin sağ cihetindeki göçebe aşiretler dahi anların süvari askeri idi.

İşte bu yerlerdeki aşiret beyleri zaman zaman birbiriyle kavga ettikleri gibi hazan birleşerek hükumete karşı isyan ettikleri olurdu. Hükumete asker ve vergi vermezlerdi. Buralarda hüküm süren Kozanoğullarının, İngilizlerin de teşvikiyle bir gün istiklal peşinde koşup kendi başlarına bir hükumet kurmasından bile korkuluyordu. Bu yüzden Kozan ve çevresinin uslandırılmasıyla, göçebeliği bırakmalarına karar verilmiş; Fırka-i Islahiye adiyle bir ordu kurulmuştu. Yukarıda adı geçen Cevdet Paşa da bu fırkanın komiserliğine tayin edilmişti. Fırka-i Islahiye Kumandanı Derviş paşanın iyi idaresiyle fazla kan dökülmeden aşiretlerin isyanı bastırılmış, bir kısmı başka taraflara gönderilerek yerleştirilmiştir ( 1868). Bu son olaydan sonra derebeylerinin nüfuzları kalmadı. Bu arada Dadaloğlu’nun aşireti Avşarlılar da Sivas’ın Aziziye ilçesinin Sinde! köyüne yerleştirildi. Bu son dövüşün acılarını Dadaloğlu, içli sazının tellerinde dile getirmiştir. Türkülerinde onun hayalini görür gibi oluruz. Bir elinde sazı, bir elinde tüfeği’ tepeden tepeye koşarak aşiret erlerini savaşa teşvik ederken, Osmanlı’ya hıncını haykırır:

Kaypak Osmanlılar size aınan mı

Biraz sonra:

Şahtan ferman, Türkmen ili göçünce
Daha da hey Osmanlıya aman mı

der. Top gürültülerine karışan sazının tellerine dokunur, Padişaha meydan okur:

Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

diye haykırır.

Bunun gibi tarihi olaylarla ilgili türküleri çoktur. Daha önce Ramazan oğulları ile Kozanoğulları ve diğer beylerin boğuşması Dadaloğlu’nun ailesinin de karıştığı olaylardır. Bu olayların geçtiği zamana bakarak Dadaloğlu’nun 1785 – 1868 yılları arasında yaşadığı anlaşılmaktadır. Şairimizin asıl adının Veli olduğunda rivayetler birleşmektedir. Onun üslil.buna uyan bazı şiirlerde bu ada raslamaktayız. Babası da Dadaloli;lu Aşık Musa adında bir şairdir. Bu çevredeki aşiretlerin tarihini inceleyen eski bir yazma kitapta, Adana valisi tarafından idam ettirilen ( 1776) bir aşiret beyinin oğlu için Dadaloğlu Aşık Musa’nın söylediği ağıt yazılıdır. Bundan anladığımız, Dadaloğlunun bir aile adı olduğu ve şairimiz tarafından çok zaman şiirlerinde bir ad gibi kullandığıdır.

Dadaloğlu’nun bir zamanlar köylerde imamlık etmiş olduğu rivayeti, okur-yazar bir kimse olduğunu gösteriyor. Belki de derebeyleri onu hem katip olarak yanlarından ayırmamışlar hem de eğlencelerinin baş aşıkı olarak sevmişlerdir.

Bazı ihtiyarların söylediğine göre, son Kozanoğlu’nun sürülmesinden ve aşiretinin Sıvas’a yerleştirilmesinden bir müddet sonra, ömrünün son yıllarını Çukurova’da geçirmek üzere dönmüş, Adana pazarlarında türküler söylemiştir. Bu zamanlarda 80 – 85 yaşlarında, beyaz sakallı, uzun boylu bir ihtiyarmış. Eski günlerin hatıralarını dile getiren türkülerini söyleyerek dağların hür sinesine atılarak kaybolmuştur. Bugün nerede yattığı meçhul bir aziz olarak gönüllerde yaşamaktadır. Dadaloğlu, edebiyatımızda bir cenk şairi olarak ad bırakmıştır. Türküleri hala kutlu bir emanet gibi .aşiretler arasında oğuldan oğula geçmektedir.

Dadaloğlu’nun edebi kişiliği

Dadaloğlu’nun pek az şiirini biliyoruz. Bunlar da hep ağızdan toplanmıştıır. Hayatının pek hareketli geçmiş olması, türkülerinin zamanında yazılamaması sonucunu vermiştir. Bu yüzden şiirlerinin, ilk şeklinden oldukça farklı olduğu anlaşılıyor. Böyle olmakla beraber hazan Karacaoğlan’ın içliliği, hazan Köroğlu’nun kahraman edası onda birleşir. Kanaatimce adı geçen bu iki şairin en kuvvetli ve son temsilcisi Dadaloğlu’dur. Bu sebeple Karacaoğlan’la şiirlerinin karıştırıldığı da olmuştur.

Dadaloğlu, kavga olmadığı zamanlar bir aşk ve tabiat şairidir. Her türlü güzelliğe vurgundur. Fakat asıl özelliği ve kudreti cenkler için yaktığı türkülerinde görülür. Yaşadığı çevrenin tarihi olayları onu bir cenk şairi yapmıştır. Belki de en güzel eserleri dağlarda döğüşler arasında toz duman içinde kaybolup gitmiştir.

Şiirlerinde saf bir halk dili hakimdir. Şehir ve kasaba halk şairlerinin az çok ağdalı dili onda yoktur. Hele divan şiirinin mazmunlarını hiç kullanmamıştır. Bir aşiret çocuğu olduğu sade, samimi, içli, hazan sert konuşmasından bellidir. Eldeki şiirlerinde koşma, türkü, semai, varsağı ve destan gibi halk şiir geleneğinin nevilerini kullandığı görülmektedir. Bilhassa türkülerinde yüksek başarı göstermektedir.

Şiir söylemeye vesile olan bazı küçük hikayeler de söylemiş olduğu aşiret ihtiyarlarının rivayetleri arasındadır. Bunlardan bazıları toplanmıştır; Mesela, aşiretler arasında söylenip gelmekte olan, 1638 de 4. Murat zamanında Bağdad’ın fethi sırasında kahramanlıklarıyla meşhur “Genç Osman” menkıbesini, Dadaloğlu kendi şiirleriyle zenginleştirmiştir.

Fakat bazı araştırıcıların iddia ettikleri gibi büyük halk hikayelerinin sahibi değildir. Bunlardan “Hurşit ile Mahmihri” Dadaloğlu’ndan çok önceki yazmalarda ve saz şairlerinin şiirlerinde vardır. Her güzel eserin, sevilen kimselere maledilmesi, bir halk pisikolojisidir. Esasen pek he yecanlı ve hareketli olaylar arasında hayat süren şairimizin, böyle uzun hikayeler telif etmesi mümkün değildir.

Dadaloğlu büyük bir halk şairidir. Şiirlerinde kudretli bit sanat ifadesi görülür. İlgilendiği olaylar dolayısiyle hem bir devrin tarihini hem de bir toplumun duyuş ve düşüncelerini yaşatmıştır. Bu bakımdan Dadaloğlu, edebiyatımızın dikkatle üzerinde durulmaya değer orijinal bir şairidir.

Yazar – Araştırmacı – Cahit ÖZTELLİ

Dadaloğlu şiiri

Gönülden gönüle yol gider derler
Onu sürmeğe bir hoşça can gerek
Doğru söyle yiğit işin doğrusun
Hileba:z olamaz yiğit bön gerek ( 1 )

Buna kılıç derler aralar açar
Püskürür meydana al kanlar saçar
Bazı kötüler de öğünür geçer
Yiğit batman döğer gözde hor gerek

Yüksek kayalarda şahinler olmaz
Kısırdır katırlar kulun kunlamaz (2)
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
Nedir kuru ağaç bize din gerek (3)

Dadaloğlu der ki belim bükülür
Gözümün gevheri yere dökülür
Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır
Koç yiğide emmi dayı il gerek

(1) Bön: saf, temiz kalpli.
(2) Kulun kunlamak: Yavrulamak, doğurmak (atlar ve katırlar hakkında).
(3) Kuru ağaç: (burada) saz, çalgı. Bu mısra softaların sözüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir