Kimdir

Cahit Zarifoğlu kimdir?

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, 1 Temmuz 1940 yılında Ankara’da doğdu.  Önce Lise yıllarında Maraş gazetelerinde şiir ve hikayeleri yayınlandı. Sonra Mavera Dergisi şairleri arasında katıldı. Şiirlerinde Sezai Karakoç’un etkisi görülür. Eğitim hayatını İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyat bölümünde tamamladı. Fakülteden mezun olduktan sonra Diriliş adlı kısa bir süre dergide şiirlerini yayınladı.

cahit zarifoğlu

Goethe Enstitüsü’nün dil kurslarına katılmak üzere iki defa Almanya’ya gitti. Bu sırada belli başlı Avrupa ülkelerini ve kültürlerini tanıdı. 1975’de Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’nda mütercim olarak çalışmaya başladı. 1976’da TRT Genel Müdür Mütercim Sekreteri görevine atandı. Aynı kurumun değişik ünitelerinde raportör, araştırma görevlisi, uzman ve şef olarak çalıştı. İstanbul Radyosu’nda denetçi olarak görev yaptı.

Edebi Kişiliği ve Sanat Anlayışı

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu; eskilerin tabiriyle kademini arza şair-i maderzat olarak basanlardan, anadan doğma şair. Onun şiiri sadece hissettikleri üzerine inşa edilmiş değildir, aksine kendine has bir üslupla duygunun ve aklın neticesinde bir “hikmet” farkındalığı ile yazılmıştır.

Zarifoğlu, şiirlerinde doğumdan ölüme, börtüden böceğe, arzdan semaya, zerreden kürreye hasılı kelam, tüm mahlukatı ve tüm mahlukatın yaratıcısını vurgulu bir şekilde konu edinir. Onun şiiri pek çok farklı deryadan ve ummandan beslenir. Zarifoğlu şiiri keşfedilmeyi bekleyen bir ummandır.

Veyahut Enis Batur’un dediği gibi “Cahit Zarifoğlu bir gün keşfedilecek özel bir adadır. ” Zarifoğlu şiirinin malzemesinin bolluğu şiirinin beslendiği kaynakların bolluğuyla doğru orantılıdır. Babasının memuriyeti nedeniyle gezilen şehirler, yine babasının annesi ile evli iken başka bir kişi ile yeniden evlenişi, “babaya muğber” oluş ve babadan kaçış; uzatmalı üniversite hayatı, Alman Filolojisi talebeliği, otostopla Avrupa’yı geziş, yeni ırk ve yeni dilden insanlarla kurulan arkadaşlıklar; uçuş, avcılık ve güreş gibi meraklar; Necip Fazıl Kısakürek , Sezai Karakoç, Nuri Pakdil gibi kişilerle kurulan yakınlıklar; Necip Fazıl aracılığıyla Şeyh Kasım Arvasi‘ye damat olma; İslam, Afganistan , Filistin, tasavvuf, dava, müslüman, mümin.

İşte tüm bunlar ve daha fazlası Zarifoğlu biyografisin in özeti olması yanında onun şiirinin kaynaklarından bir parçadır. Bir şairin şiirin i anlaşılmaz olarak nitelemek yerine onun biyografisine ilişkin noktalar bilindiği oranda, şiirini anlaşılmaz kılan bir çok nokta da ortadan kalkacaktır.

“Kavuşmalarımız ağır aksak, ayrılıklarımız koşar adım.”

Bazı şiirleri anlamanın yolu şairini tanımaktan geçecektir. Zarifoğlu’nun dediği gibi “Ne çok acı var. ” Acı onun şiirinin, hayatının ve soyut aşkının bedelidir. Onun şiirinde babaya kırgınlık, gücenmişlik ve babaya karşı muğber oluş kendini gösterir. “Kaçmak ve bulmak. ” Zarifoğlu kimden kaçtı, şüphesiz bir babadan kaçtı; ama bu öyle bir kaçış ki her an babayı bulabilirim duygusuyla.

Zarifoğlu’nda “Kapalılık gitgide içe kapanış konumuna dönüşmüştür. Besbelli yalnızlık. Zaman zaman İbsen’in kaygılı ferdiyetini , zaman zaman Rilke’nin haykırışlarını anımsatan, yaşamı ve ölümü bir sorgu gibi karşımıza çıkaran Cahit Zarifoğlu şiiri, bir gün, çok daha aydınlık bir ortamda acısını asıl okuruna iletecektir.” (Selim İleri).

Zarifoğlu; şiirini, hiçbir akım ve gruba dahil olmadan, tümünden bağımsız kendine ait bir ses ve kendine has bir üslupla, içeriğini takdir ettiği tüm üstatlarından soyutlanmış bir zeminde kaleme almıştır. Zarifoğlu’nun kapalı, içe dönük mizacı ve bu mizacın etkisindeki şiirler, şair ve şiirinin, çevresiyle ilgisizliği olarak anlaşılmamalıdır. Bu şiirler kendini “acz” olarak tan ımlayan tevazu sahibi bir şairin şiirleridir.

Zarifoğlu gerçekten yürek safında zarif bir şair, zarif bir insan ve zarif bir müslümandır. O, gece vakti komşularının daktilo sesinden rahatsız olabilme ihtimalini düşünen, dergiye gelen okur mektuplarını herhangi bir yüksünmeye ve ki Kudüs’ün çığlığı, Afganistan’ın çocukları, Filistin’in dökülen kanı birlenmeye kapılmadan tek tek cevap veren zat-ı zariftir. kendini gösterir.

Zarifoğlu kalemi ve kelamıyla daima davasını ve kendi dünya görüşünü karakterize eder. Fakat bu yönelişin, onun Cahit Zarifoğlu şiir yazmanın yanında pek çok düzyazı da kadar şiirindeki genel çizgiyi değiştirecek boyuta ulaştığı söylenemez leme almıştır. Bu düzyazılarının çeşitliliği hikayeden, denemeye, aksine bu tutum şiirini güçlendirir. Zarifoğlu “dervişane” tuturomandan günlüğe, tiyatrodan çocuk hikayesine kadar geniştir.

Zarifoğlu’nun toplu olarak yayınlanan şiirleri, dört ana bölümden oluşuyor. Bunlar işaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller , Korku ve Yakarış. Sondaki Ek bölümü ise tema bakımından diğerlerine yakın duran bir içeriktedir. Duyguların zarifçe nakşedildiği bir bütünü simgeliyor. Onun şiirleri tek tek kapalı ve anlaşılmaz gibi dursa dahi ancak parçalarını birleştirebildiğiniz ölçüde bir şeyler anlayabileceğimiz bir bütündür. Zarifoğlu’nun şiirlerini bir bütün olarak yapboza benzetsek teşbihte hata etmiş sayılmayız. Onun şiiri için kapalı ve anlaşılmaz gibi derken anlamsız olduğu asla söylenemez. Aksine Zarifoğlu’nun kendine has üslubu sebebiyle onun şiiri çetin bir şiirdir, bu yüzden okuyucu tarafından özel bir dikkat ve çaba gerektirerek incelenmelidir.

Zarifoğlu, İşaret Çocukları’nda, şüphesiz olması beklenen ve istenen bir nesli işaret ediyor. Yedi Güzel Adam’da, işaret neslin
vasıfları belirtiliyor. Şair “Yedi Güzel Adam” şiirinde, aslında yedi tane güzel insan yok, her kim ki bu vasıflara uyuyor, yedi güzel Zarifoğlu şiirinde aşk maddi-manevi bir “yar” olarak tezahür eder.

Bu “yar” kimi zaman bir “eş”e kimi zaman ise daha aşkın bir kavrama tekabül eder (dava, yaratıcı vb.). Zarifoğlu, şiirlerinde
maddi olarak bu ideal yar/eş temalarını çizerken, bu yar ile ilgili hissedilen en yoğun duygu, yar’ın/eş’in erkeğinin ardında duruşu ve ona ilham verişidir. “Önce sağlam olmalı arkam O ince gelin Belirir hemen ardında erin 1 000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi” Bir diğer örnek, “Yar kurbanın alam Dola yaşmağını bileğime Ki düşmanı güzel vuranı ” damdan biridir, diyor. Menziller’de ise bu neslin durması gere- Aşkın maddi olduğu kadar manevi bir boyutu da vardır şüphesiz.

Yedi Güzel Adam adlı şiir kitabına kadar Cahit Zarifoğlu’ nda İkinci Yeni etkisi olduğu söylenebilir. Özellikle ilk dönem şiirlerinde içe kapalılık ve kendi evine yabancılık hali şiirinin temel dayanaklarından birisidir. Yedi Güzel Adam adlı şiiri modern T ürk şiirinin en büyük zaferlerindendir. Onun şiiri yaşayan bir şiirdir, şiirini okurken kendinizi şair ile adeta bir masada oturmuş ve konuşur halde bulursunuz. Şair masadan kalkar ve şiir biter.

Anne şiiri

Yüzümde duyuyorum
Bakışını
Uyurken de

Ellerin
Öyle sıcak ki
Kış gecesinde

Sen olmasan
Kimden duyardım ben
Yavrum kelimesini

Evimiz senle dolu
Sokaklar
Niçin güzel
Sana dönüşü var diye

Anne
Ne olur
Eksilme hiç
Başımızdan

Cahit Zarifoğlu

Onun şiirini anlamak için okuyucunun yapması gerekenler aslında bellidir, biyografisini öğrenmek, şiir hakkındaki görüşlerini
kavramak, tek tek şiirleri bir yapboz parçası gibi birleştirerek bütüne ulaşmak ve bunların hepsinde önce “zarifçe” bir üslup takınmak. Montaigne’in dediği gibi, ” şiir büyük zekaların rüyalarıdır ” ve bu rüyalara ortak olmak, ciddi çabalar gerektiriyor.

7 Haziran 1987 tarihinde akciğer kanseri hastalığından İstanbul’da vefat etti. Kabri Üsküdar Beylerbeyi’ndeki Küplüce Mezarlığı’nda ve kayınpederi olan Kasım Arvasi ile yan yanadır. Her sene 7 Haziran’da sevenleri tarafından mezarı başında anılır.

Eserleri

  • İşaret Çocukları (şiir),
  • Yedi Güzel Adam (şiir),
  • Menziller (şiir),
  • Korku ve Yakarış (şiir),
  • İnsanlar (hikaye),
  • Serçekuş (çocuk hikayesi),
  • Katıraslan (çocuk hikayesi),
  • Ağaçkakanlar (çocuk hikayesi),
  • Küçük Şehzade (çocuk hikayesi),
  • Gülücük (çocuk şiiri),
  • Ağaç Okul (Çocuklara Afganistan Şiirleri),
  • Savaş Ritimleri (roman),
  • Ana (roman),
  • Yaşamak (günlük),
  • Sütçü İmam (tiyatro).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir