Yaşam

Asit yağmurları nedir? nasıl oluşur? etkileri nelerdir ?

Evlerimizde kullandığımız sayısız eşyayı üreten fabrikalar, evlerimizde ve bu fabrikalarda kullanılan elektriği üreten santraller, tarım ürünlerinin üretildiği uçsuz bucaksız tarlalar, bizleri kimi zaman sevdiklerimize kavuşturan kimi zaman okula, işe götüren taşıtlar. Hayatımızı kolaylaştıran etrafımızdaki bunca şeyin aslında doğaya nelere mal olduğunu biliyor muyuz? Çalıştırılan her otomobilin, boşa yakılan lambaların, bilinçsizce kullanılan gübrelerin, günlük hayatta kullandığımız sanayi ürünlerinin yol açtığı zararlardan sadece biri asit yağmurları.

Asit yağmuru terimi ilk olarak 1852’de İskoç kimyager Robert  Angus Smith tarafından Endüstri Devrimi’nin önemli şehirlerinden Manchester’a (İngiltere) düşen yağıştaki asit oranının artmasını tanımlamak için kullanılmış. Smith, sanayileşme ve kullanılan fosil yakıtlar sonucunda artan hava kirliliği ile asit yağmurları arasındaki ilişkiyi keşfetmiş. Asit yağmurları 1852 yılında keşfedildiği halde 1960’ların sonuna kadar bu olgu hakkında geniş çaplı gözlem ve araştırma yapılmamış. Ta ki bilim insanları nehirlerdeki ve göllerdeki asitlik artışını ve büyük sanayi bölgelerinin çevresindeki bitkilerde meydana gelen tahribatı gözlemleyene kadar. Normalde yağmur suyu asit özelliğindedir, pH’sı 5,5–5,6 arasında değişir. Bu, atmosferde bulunan karbon dioksitin (CO2) yağmur suyuyla etkileşime girerek karbonik asit (H2CO3) meydana getirmesinden kaynaklanır.

“Asit yağışı” terimi, yağmur, kar, sis-bulut, çiğ veya kuru partiküllerde asidik komponentlerin depolanması anlamında kullanılır. Asit yağışları, “asit presipitasyonu” ve “asit depozisyonu” gibi terimlerle de ifade edilmektedir.

Hızlı nüfus artışı ve çarpık kentleşme, ısınma ve enerji amaçlı fosil yakıt kullanımı, yoğun trafik, volkanik ve endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan kükürtdioksit, azot oksit, partikül madde ve hidrokarbonlar, sanayide kullanılan klor, amonyak, karbondioksit ve metan gibi gazlar, nüklüer denemeler, kimyasal ve biyolojik silahlar, tarımsal ilaçlar ile ürettiği oksijenle havanın temizlenmesini sağlayan ormanların çeşitli yolarla yok edilmesi havayı dolayısıyla dünyayı kirletmektedir. Bu kirletici maddeler iki ile yedi gün havada asılı kalabildikleri gibi reaksiyonlara girebilir ve rüzgarlarla yüzlerce kilometre uzağa taşınabilirler. Çeşitli yanma olayları sonucu havaya karışan SO2, SO3, NOX gibi gazlar atmosferdeki su molekülleri ile birleşerek sülfüroz asit, sülfürik asit ve nitrik asit gibi asitleri oluştururlar. Bu asitleri içeren ve yeryüzüne inen yağışlara asit yağmurları denir.

Asit yağmurlarının kuru ve yaş olmak üzere iki tipi vardır. Kuru yağışlar, asidik gaz ve partikülleri ifade eder. Atmosferdeki asiditenin yaklaşık yarısı kuru depozisyon olarak yeryüzüne geri döner. Rüzgar bu asidik partikül ve gazları binalar, arabalar, evler, ormanlar ve toprağa taşır. Yaş yağışlar  ise, yağmur, kar ve çiği ifade eder.

Asit yağmuru, doğal ve antropojenik (insan kaynaklı) kaynaklardan gelen kükürt dioksit (SO2) ve azot oksit (NOx) gazlarının bulutlardaki su damlacıkları içinde çözünerek daha sonra yağış olarak yer yüzüne inecek olan bu su kütlelerinin asitliğini artırması sonucu oluşur. Bu gazların atmosferde su, oksijen ve asit özelliğindeki birtakım kimyasallarla tepkimeye girmesi sonucunda sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3 – ) oluşur. Kükürt dioksit ve azot oksit gazları kirletici kaynaklardan yayıldıktan sonra hâkim rüzgârlar tarafından ülke sınırlarının dışına hatta bazen yüzlerce kilometre uzağa taşınabilmektedir.

Doğal kaynaklar; volkanlar, okyanuslar, biyolojik çürüme, orman yangınları gibi durumları içerir. Yapay kaynaklar ise, hammaddelerin insan kullanımına sunulması için geçen süreç içinde oluşan kaynaklardır. Fosil yakıtların yakılması, petrokimya endüstrisi, demir-çelik endüstrisi, gübre endüstrisi, maden eritimi, kağıt hamurunun kağıda dönüşümü, atıkların yakılması gibi, herhangi bir üretim sürecinde oluşan kirleticileri bacalar yoluyla atmosfere atan kaynakları içeren “sabit kaynaklar” ile ulaşımda kullanılan taşıtların egzos emisyonlarından oluşan kaynakları içeren “hareketli kaynaklar” olarak ele alınmaktadırlar (1-4,9,15,16). Nitrik asidin çoğu atmosfere salınan azot oksit gazlarından kaynaklıdır. Fakat tarımsal uygulamaların da asit yağmurlarına etkisi vardır ki bu, amonyaktan kaynaklanır. Toprakta ürün kalitesini artırmak için kullanılan gübreler fosfor (P) ve azot (N) bakımından zengindir. Gübre sanayisinde çoğu gübreler Haber-Bosch adı verilen bir işlem sonucu elde edilir. Bu işlemde, havadan alınan reaktif olmayan azot (N2), reaktif olan amonyağa (NH3) çevrilir. Amonyak ise ya doğrudan buharlaşarak bulut kütleleri içinde ya da dolaylı bir şekilde yüzey sularıyla taşınarak bazı kimyasal olaylar sonucu nitrik asiti (HNO3 – ) oluşturur. Kükürt dioksitin ve azot oksitlerin yağmur suları- nı asitlendiren asitlere dönüşmesi, birkaç çeşit tepkimeyle meydana gelir.

2SO2 (g) + O2 (g) g → 2SO3 (g)

SO3 (g) + H2O (s) g→ H2 SO4 (s)

SO2 (g) + OH – (s) g →HOSO2 – (g)

HOSO2 – (g) + O2 (g) → HO2 – (s)+ SO3 (g)

SO3 (g) + H2O (s) → H2SO4 (s)

NO2 (g) + OH – (g) →  HNO3 – (g)

NO- (g) + 1/2O2 (g)  →   NO2 – (g)

2NO2 – (g) + H2O (s)  →    HNO3 – (g) + HNO2 (g)

Dünya çapında kükürt dioksit salımlarında azalma gözlemlenirken gelişmekte olan ülkelerde artan taşıt sayısına bağlı olarak azot oksit gazlarının salımı artıyor. Yeni araştırmalar, son yıllarda oluşan asit yağmurlarının özellikle yerleşim yerlerine yakın olanlarının çoğunun, azot oksitlerden kaynaklandı- ğını gösteriyor. Asit yağmuru ve asit birikimi, son 20 yıl içinde bölgesel ölçekte önemli çevre problemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bilhassa İskandinav ülkelerinde, Kanada’da ve ABD’nin kuzeydoğu eyaletlerinde sulak yaşamda, bitkilerde ve toprakta olumsuz değişmelere yol açıyor. Çeşitli ülkelerde asit yağmurlarının etkilerini azaltmak amacıyla yasal düzenlemeler yapılıyor.

ASİT YAĞMURLARININ ETKİLERİ

  • Asit yağmurları ağaçların ve bitkilerin büyümesini yavaşlatır, ağaçların ve bitkilerin görünümünü ve sağlığını bozar. Asit yağmuru özellikle yaprakları sarartır.
  • Asit yağmuruna maruz kalan taş ve metaller bozulmaya başlar ve boyası gider. Aynı zamanda bina ve anıtlar içinde aynı durum söz konusudur. Dolayısıyla tarihi eserlere de zarar vermektedir.
  • Asit yağmuru içeren göllerde veya herhangi su da yüzmek çok tehlikelidir. Tahrişe ve akciğerlerin hasarlanmasına neden olabilir.
  • Asit yağmurları göl, akarsu ve denizlere düşerek sudaki asit dengesinin bozulmasına yol açar. Bu nedenle balıkları etkiler. İnsanların bu balıkları tüketmesiyle sağlık problemleri oluşabilir.
  • Havadaki sülfat solunum ile alındığında kansere yol açabilir. Bundan dolayı bu durumlarda yürüyüşe çıkmamaya özen gösterilmelidir.

Asit Yağmurlarının İnsanlar ve Hayvanlar Üzerine Etkisi

Fosil yakıtlarının yanması sonucu bileşimlerindeki kükürt, SO2 ve SO3’in toplamını ifade eden SOX emisyonuna dönüşür. İnsanlarda solunum yolu enfeksiyonlarına, kalp rahatsızlıklarına neden olan SOX emisyonu, atmosferde yağmurla birleşerek asit yağmurları olarak yeryüzüne döner. Fosil yakıtlarının yanmasıyla oluşan NOX emisyonu ise solunum sonucu aside dönüşerek insanlarda akciğer dokusunu tahrip etmektedir. Bu gaz CO2 gibi bir sera gazıdır.

Asitleşmenin çevre üzerine olan çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprakta ve göl yataklarında bulunan civa, kadminyum yada alüminyum gibi ağır metallerle tepkimeye giren asit nemi, normal koşullarda çözünemeyen maddeler oluşturur. Daha sonra bu maddeler besin zinciri ya da içme suyu yolu ile bitki, hayvan ve insana ulaşıp toksik etkiler meydana getirir.

Asit karakterli zerrecikler, SO2 ve NOx’lerın atmosfere dağılması ile oluşur. Sonuçta meydana gelen nitrik ve sülfürik asit toz, is, kurum ve duman gibi partiküller üzerine yapışır. Bu partiküllerin direkt olarak solunması üst solunum yolları cidarının zedelenmesine, nemli ve sıcak akciğer alveollerinden kimyasal olarak kana geçmesi de, akciğerlerde kanamalara neden olur (Müezzinoğlu, 1987; Turan ve Gökalp, 1993; Anonim, 2000).

Asit yağmurlarının yer altı, yer üstü ve içme sularına karışması, toprak ağır metalleri ile tepkimeye girmesi, bitkiler ve balıklar üzerindeki etkilerine bağlı olarak bu unsurların kullanılması sonucunda insan bünyesinde asit maddelerinin depolanmasına ve bunun sonucunda guatr, ülser, kronik bronşit, astım ve anfizeme gibi hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadır (Anonim, 2000; Kızıloğlu ve Bilen, 2000).

Bazı araştırmacılar asit yağmurlarının insan sağlığı üzerine etkilerini ayrıntılı bir şekilde araştırma ihtiyacı duymuşlar. Bu amaçla Ankara’da yapılan bir çalışmada toplanan yağmur örneklerinin ortalama 7ppb Pb, 56.7ppb Cu, 968.3ppb Co, 1028.7ppb Ni, ve 12.4ppb Zn (Kemal, 2000) içerdiği tesbit edilmiştir. Schmidt (1989), yaptığı bir araştırmada Almanya’nın kentsel ve kırsal kesimlerinden aldığı yağmur suyu örneklerinin ağır metal içeriklerini belirlemiştir. Araştırmacı yaptığı çalışmada yağmur sularının ağır metal içeriklerini kırsal alanlarda Pb 20-60ppb, Cu 1-10ppb, Co 0.1-1ppb, Ni 1- 10ppb ve Zn 50-100ppb arasında, kentsel alanlarda ise Pb 200-1000ppb, Cu 20-150ppb, Co 0.5-5ppb, Ni 5- 20ppb ve Zn 100-1000ppb arasında bulmuştur. ABD’de 1985 de bu konu üzerine yapılan bir araştırmada asitli suların insanlarda böbrek ve üriner sistemde çeşitli hastalıklara yol açtığı ve insan sağlığı üstündeki zararlı etkisinin parasal olarak 180 milyon dolar olduğu, bunun 1990’da 220 milyon dolara karşılık geldiği bulunmuştur (Veziroğlu, 1998).

Asit yağmurları, solunum ve beslenme zinciri yolu ile hayvanları da olumsuz etkilemektedir. Bu yağışlardan en fazla etkilenenler kurbağalar ve balık yumurtalarıdır. Genellikle atmosferdeki kirleticilerin yem bitkilerine adsorbe olmasıyla veya asit yağmurlarının toksik etkisi ile hayvanlarda kronik zehirlenmeler ortaya çıkmaktadır. Böyle yerlerdeki çayırlardan beslenen hayvanlarda ölümlerin artığı tespit edilmiştir (Müezzinoğlu,1987; Karpuzcu, 1991; Şişli, 1999).

Asit yağmurları ile ormanların giderek bozulması da, yabani ve evcil hayvan populasyonunu olumsuz yönde etkilemektedir. Yabani hayvanların yaşam alanlarının daralması, hastalıkların hızla yayılması, hayvanlarda çeşitli davranış değişiklikleri ve üreme gibi problemlere yol açmaktadır. Bulundukları ortamda meydana gelen değişiklikler, hayvanlarda avlanma kabiliyetinin azalmasına yol açabildiği gibi, aynı zamanda bazı türlerin üzerindeki avcı hayvanların zararlarının artmasına neden olmaktadır (Traş ve Elmas, 1998).

 Nesneler Üzerindeki Etkileri

Asit yağmurları otomobil boyalarına da ciddi şekilde zarar verebiliyor. Otomobil endüstrisinde çevresel serpinti olarak tabir edilen etmenler arasında yer alan asit yağmurlarının özellikle yeni boyanan araçların boyalarında aşınma yarattığı biliniyor. Yapılan araştırmalarda otomobillerin bu şekilde hasar gören bölgelerinde asit yağmurundan kaynaklı yüksek miktarda sülfata rastlanmış.

Asit yağmurları ve asit özelliğindeki parçacıkların kuru birikimi ayrıca metallerin korozyonuna, çeşitli boya ve yapı malzemelerinin (örneğin mermer, kireçtaşı) dokularının bozulmasına neden olabiliyor. Asit yağmurlarına sebep olan sülfat ve nitrat parçacıkları aynı zamanda görüş mesafesini de azaltır. ABD’nin doğu kesimlerinde görüş mesafesinin düşmesi nedeni % 50-%70 oranında sülfat parçacıklarından kaynaklanıyor. Batı kesimlerinde ise görüş mesafesinin düşmesinde genellikle nitrat önemli rol oynuyor.

Asit Yağışlarının Ekosistemler  Üzerine Etkileri

Birincil kirleticilerin artmasıyla atmosferde miktarı artan sülfürik ve nitrik asitler, atmosfer olayları aracılığıyla bir yerden bir başka yere kolaylıkla taşınabilirler. Böylece, kirletici hava, karıştığı yerin çok ötelerinde de asit yağışları olarak yeryüzüne inmekte, toprağa, suya, bitki örtüsüne, hatta eşyalara yıkıcı ve uzun süreli nitelikte zarar verebilmektedir . Ekosistemlerin değişmez kuralı olan “karşılıklı etkileşim” gereğince; 4 ekosistemlerdeki kimyasal maddelerin uğrayacakları değişim ile, o ekosistemde ne cins canlıların yaşayabileceği belirlenmekte ve dolayısıyla tüm canlı türleri değişik biçimlerde etkilenmektedirler.

 A.Topraklar

Toprak karaya dayalı yaşam için vazgeçilmezdir. Kalsiyum ve kireç taşı içeren topraklar, granit bazlı kum veya çakıla göre, sülfirik ve nitrik asidi daha fazla nötralize edebilir. Bu nedenle, bazı alanlar ve havzalar aside duyarlı (zayıf tamponlu) olarak adlandırılır, bu tür toprakların pH’ı hızla değişmektedir ve asit yağışları nedeniyle ciddi ekolojik zarara uğramaktadırlar . Asit yağışlarının bir sonucu olarak bazı duyarlı toprakların kimyasında uzun vadede değişiklikler oluşur. Asit yağışları toprak içine girdiklerinde, Ca, K ve Mg gibi vital bitkilerin büyümeleri için gerekli olan maddeleri kimyasal reaksiyonlarla yağmalar ve gelecekteki orman üretkenliği için potansiyel bir tehlike oluştururlar. Dahası, organik materyallerin çürüyerek besin haline gelmesinde önemli rolleri olan pek çok mikroorganizma da azalır. Normal koşullar altında toprağa bağlı olan ancak asitlerin çözücü özelliklerinin etkisiyle toprak partiküllerinin kırılması yoluyla alüminyum, kadmiyum ve cıva gibi zehirleyici metaller topraktan süzülürler.

  1. Su yaşamı

Asit yağışları su ekosistemlerini de etkiler. Göl ve nehirlerin çoğunun sudaki pH’ı 6-8 arasındadır. Tatlı su çevresinin doğal kirliliği, Son buzul çağından beri bazı göllerin pH’ının, asit yağışlarının etkileri olmaksızın doğal olarak asidik olmasına rağmen; dünya çapında pek çok gölün hızla asitleşmesi doğal değildir, bu asidik kirlenmenin bir sonucudur . 1970’lerde asit yağışı nedeni ile cıva, alüminyum ve kadmiyum gibi ağır toksik metallerin yüksek konsantrasyonlarda asidik göllerde toplandığı ve su canlılarının sayısı ile biyoçeşitliliğinin azaldığı görülmüştür . Asit yağışlarının su yaşamına dahil oluşu ile ilgili birkaç yol vardır. Presipitasyon biçiminde direk olarak girebilirler, kanalizasyon sistemleri yoluyla drene edilebilir ya da daha sık görülen şekliyle bir havza yoluyla su yatağına girebilirler . Diğer bir yol ise, bahar asit şokudur. Asidik kar baharda eridiği zaman, kardaki asitler toprak ve göl içine girer. Pek çok organizma için doğurganlık çağı olduğundan bahar önemli bir dönemdir. Ani pH değişimi tehlikelidir, çünkü asit, genç ve yumurta halindeki pek çok su canlısında ciddi deformitelere neden olabilir . Eğer havza toprağı alkaliden zenginse asit yağışları nötralize edilebilir, fakat eğer havza ince ve alkaliden fakir ise zamanla asidikleşir. Granit ve çürümüş bazlı 5 toprak gibi asidik bir jeolojisi olan alanlar su asidifikasyonu yönünden en hassas alanlardır. Asidikleşen göl, organik çürümelerin de başlaması nedeniyle açık bir mavi gibi görünür . Asit yağışları; göller, dereler, nehirler, küçük körfezler, havuzlar ve diğer su oluşumlarının asiditesini artırarak; balık ve diğer su canlıların uzun süre yaşayamayacakları biçimde etkilerler. Su bitkileri en iyi pH 7.0 ve 9.2 arasında yetişir. Asidite arttığında, su içindeki bitkiler azalır ve su kuşları temel yiyecek kaynaklarından yoksun kalır. pH 6’da, taze su karidesi yaşayamaz. pH 5.5’te, tepede yaşayan bakteriyel ayrıştırıcılar ölmeye başlar ve yaklaşık pH 4.5’in altında tüm balıklar ölür. Ayrıca, asidik moleküller, balığın oksijeni iyi absorbe edememesine neden olabilecek şekilde solungaçlarında mukusa yol açabilir. Aynı zamanda, düşük bir pH seviyesi, balığın dokularındaki tuz dengesini de bozacaktır. Bu, üremelerinde probleme neden olur, yumurtaları çok kırılgan ve zayıftır. Kalsiyum eksikliği kemiklerinde deformite ve omurgalarında zayıflığa neden olabilir.

  1. Ormanlar ve Bitki Örtüsü

Bilim adamları uzun yıllar, hiçbir neden olmaksızın bazı ormanların çok yavaş büyümekte olduğunu belirtmişlerdir. Ağaçlar önceden olduğu kadar hızlı büyümüyorlardı. Yapraklar ve çamların iğneleri kahverengiye dönüşmüştü ve yeşil olmalarının beklendiği anda da dökülmekteydi . Nihayet, ormanların kimyası ve biyolojisi ile ilgili bilgilerin toplanması ve yazılmasından sonra, araştırmacılar bu durumun asit yağışlarının sonucu olduğunu fark ettiler . Ağaç yapraklarının renginin sarılaşması ve büyümelerinin yavaşlaması, hava kirliliği nedeniyle ağaçların başının belada olmasının ilk belirtisidir. Asit yağışları genellikle ormanları hemen ve direk öldürmez. Onlar daha çok, yapraklarına zarar vererek, kendileri için gerekli besinleri sınırlayarak ya da topraktan yavaşça salınan toksik maddelerle zehirleyerek zarar verirler . Yapraklar asitlerle sıkça yıkanırsa, koruyucu örtüler zarar görebilir, örtü kaybı ise yaprağın yapısının bozulmasına neden olarak, kahverengi noktalar ortaya çıkarır. Fotosentez yapan yapraklar hasarlandığında, yeterli yiyecek enerjisi üretemez. Ağaçlar bir kez zayıfladığında, muhtemelen kendilerini öldürecek olan hastalık veya böceklere ve soğuk havaya daha duyarlı hale gelirler . Asit yağışları olduğunda, asidik su toprakta mineralizasyona neden olmaktadır. Ca, K ve Mg gibi minaraller, ağaçlar ve diğer bitkiler tarafından büyümeleri için kullanılamadan uzaklara yıkanmaktadır. Bu minerallerin azalması da, bitki büyüme hızlarında azalmaya neden olur . Asidik su sadece besinleri bitkilerden uzaklaştırmaz, aynı zamanda kurşun, çinko, bakır, krom ve alüminyum gibi toksik maddelerin asidifiye olmuş toprakta daha mobil hale gelmesine yardım ederek bitki ve ağaç 6 köklerine zarar verir ve Mg, K gibi diğer minerallerin bitkiler tarafından kullanılması ile de etkileşir. Asit yağışları, bu metalleri salar ve ağaçlarla diğer bitkilerin ve aynı zamanda ormanların büyümesi için gerekli olan yosunların, alglerin, nitrojen fixe bakterilerin ve mantarların büyümesini önler. 

OLASI ÇÖZÜMLER

Peki bu kadar olumsuz sonuçları olan asit yağ-muru sorunuyla ilgili neler yapılabilir? Yağmurlar her yeri etkileyebildiği için olumsuz sonuçları önlemek yerine asit yağmurlarının oluşmasını önleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor.

A)Asit yağışlarının nedenini ve etkilerini anlama

Küresel boyut kazanmış olan asit yağışları probleminin çözümünde, asit yağışlarının çevreye nasıl zarar verdiğinin ve probleme neden olan kirleticilerin kaynaklarında ne gibi değişiklikler yapılabileceğinin anlaşılması en önemli basamaktır. Bu soruların yanıtları karar vericilere, asit yağışlarını nasıl azaltacakları ve kontrol altına alacaklarını belirlemede yardımcı olacaktır(Türkiye’nin Çevre Sorunları, Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını, Mayıs 1991).

B.Tesis Kaynaklı Emisyonların Azaltılması

Asit yağışları probleminin çözümünde bir diğer yöntem, kirleticilerin kaynaklarından atmosfere çıkışını sınırlamaktır. Bu amaçla, endüstride kullanılabilecek uygun teknolojiler vardır ve bunlar yanma öncesi, yanma sırasında ve sonrasında uygulanabilirler ya da düşük nitrojen oksit içeren yakıt kullanılabilir(Keleş R, Hamamcı C, Çevrebilim, 4. Baskı, İmge Kitabevi, 2002).

C.Taşıt Kaynaklı Emisyonların Azaltılması

Endüstrileşmiş ülkelerde 1970’lerden beri yollardaki araç sayıları giderek artmıştır. Trafikteki bu büyük artışla, kirletici emisyonları minimumda tutmak artan bir önem kazanmıştır. Bunun için, emisyon kontrol teknolojilerinin kullanımı gibi pek çok yol vardır (10). Nitrojen oksit azaltılması, daha zor bir problemdir, çünkü asidik kirliliğin bu tipinin ana sorumlusu taşıtların egzozudur. Bu kaynaklardan gelen emisyonlar özel olarak tasarlanan katalitik konverter ile düzenlenerek kontrol edilebilir (12,13). Bu yöntem, araç performansı ve yakıt tüketimini oldukça az miktarda etkileyen görece daha düşük maliyetli bir yöntemdir. Avrupa Birliğine üye ülkelerde, Ocak 1993’ten beri satılan yeni arabalar katalitik konverterlidir. Yine, egsoz çıkışı kısıtlamaları, denetimleri de önemlidir. Daha küçük, daha hafif taşıtlar daha az yakıt kullanır ve daha az kirletici üretir. Yapımda daha hafif malzemeler kullanan teknolojik gelişim emisyonları azaltabilir. D.Kireçleme Asidifiye olmuş olan göllerin pH’ı, kireçleme yöntemiyle artırılabilir. Suya oldukça fazla miktarlarda hidrate kireç, sönmemiş kireç veya soda (sodyum bikarbonat) eklenerek  8  pH’ ı artırılabilir. Bu yöntemi uygulayan bazı alanlarda başarılı sonuçlar alındığı bildirilmektedir. Batı Galler’de bu yöntemin uygulanmasıyla, bazı göllerin pH’ı 5.5’ten 7’ye çıkmış ve burada kahverengi alabalıklar bir kez daha yaşama şansını yakalamışlardır. Ancak bu yöntem, işlem sonrası, gölün yine hızla asidifiye olması riskinin yüksek olduğu bölgelerde ve maliyet yönünden gölün büyük boyutta olması gibi durumlar için uygun olmayabilir. Bu yöntem, Norveç ve İsveç’te de yoğun bir şekilde kullanılmaktadır, fakat ABD’de çok sık başvurulan bir yöntem değildir. Kireçleme pahalıdır, suyun pH’ının istenen düzeyde kalmasının sağlanması için tekrar tekrar yapılmalıdır ve kirliliği azaltma ya da önleme çabasından ziyade, sadece spesifik alanlarda kısa süreli bir çare olarak düşünülmektedir. Dahası, toprağın kimyası, su yaşamı, orman sağlığı gibi olumsuz değişiklikleri çözemez ve, materyallerin hasarı ve insan sağlığı riskinin azaltılmasının yolu bu değildir. Yine de, kireçleme ile, bölgede asit emisyonları azaltılana ya da yok edilene kadar doğal populasyonun yerlerinde kalmaları sağlanmış olur (Akdur R, Ekolojik Denge, Çevre Kirliliği ve İnsan Sağlığı, Halk Sağlığı, AnTıp A.Ş. Yayınları, 1998, 62-63)

 E.Alternatif Enerji Kaynaklarının Kullanımı

Tesisler için fosil yakıtların alternatifi olarak; nükleer, su, rüzgar, jeotermal ve solar enerji tipleri mevcuttur. Benzer şekilde taşıtlar için de doğal gaz, benzin ve pil gibi güç kaynakları kullanımı mümkün olabilir. Ancak bu kaynakların çevreye sağlayacakları yarar kadar, oldukça önemli derecede maliyetleri de vardır. Fakat teknolojideki ilerlemeler ve çevre düzenlemeleri bu durumu gelecekte değiştirebilir.

 F.Bireysel Çabalar

Tek bir kişinin kendi başına asit depozisyonunu önleyemeyeceği düşünülebilir, ancak pek çok çevre problemi gibi asit yağışları da büyük oranda, tek tek insanların oluşturduğu ve milyonların kümülatif eylemleriyle meydana gelmektedir. Her bir birey bu problemin çözümü için, kendisinin probleme katkısını azaltabilir ve çözümün bir parçası olabilir. Asit depozisyonu probleminin en geniş kısmını enerji üretimi oluşturduğu için, bireyler tüketici olarak enerji tasarrufu yapabilirler. Örneğin; kullanılmadığı zamanlarda ışıklar, bilgisayarlar ve diğer elektrikli cihazlar kapatılabilir, sadece ihtiyacı karşılama ölçüsünde açık tutulabilir; aydınlatmada, havalandırmada, ısıtıcılarda, buzdolabı ve çamaşır makineleri gibi cihazla seçerken, enerjiyi randımanlı kullanan cihazlar tercih edilebilir; kışın 20 C0 ve yazın 22 C0 sıcaklığın korunması yeterli olabilir, evde olunmadığı zamanlarda da bu sıcaklıklar kışın daha düşük ve yazın daha yüksek tutulabilir; toplu taşıma araçları kullanmak, hatta yürümek veya bisiklete binmek tercih edilebilir; düşük NOx emisyonlu taşıtlar tercih edilebilir; iyi bilgilenmek ve bilgilendirmek de çok önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir