Kimdir

Abraham Lincoln kimdir?

Köleleri kurtaran Başkan’ın kendisi de yoksul bir ailenin çocuğuydu. 12 Şubat 1809’da dünyaya geldiği yer, Kentucky eyaletinin Nolin Creek bölgesinde, tahtalardan yapılmış bir kulübeydi. Bir barakadan büyük olmayan bu kulübenin bir kapısı, bir penceresi, bacası ve toprak zemini vardı. Bu kulübede, bebek ”Abe”, iki yaşındaki ablası Saralı, annesi Nancy ve babası Thomas yaşarlardı. Neşeli, sıcak ilişkileri olan Thomas, küçük bir çiftçiydi ve Kentucky topraklarında bir şeyler üretmeye çabalıyordu. Küçük aile, Nolin Creek’de uzun süre kalmadı. Toprak, nehir kıyısında, Knob Creek denen bölgede daha verimliydi ve böylece Lincolnlar oraya göçtüler. Abraham yedi yaşına geldiğinde, en yeni eyalet olan Indiana’ya gittiler.

Politika ve yasa

New Salem’deki dükkanda nehir taşımacılığı konusunda konuşulmadığı ve Lincoln’ın açık saçık fıkralarına gülünmediği zamanlarda, herkes politika konuşurdu.

Onlarını sözlerini, Lincoln dikkatle dinlerdi. Babasının çiftliğindeki ağır ve zahmetli işlerden kaçıp oralara gelmişti. Ama yaşamında, İllinois’deki New Salem’den daha da ileri gitmeyi amaçlayan bir gençti. Politikanın ona yararı olur muydu acaba? Olabilir gibi görünüyordu; politikaya giren adamların daha hızlı ilerledikleri belliydi. Böylece, 1832′ de Abraham Lincoln, Illinois eyalet meclisi için adaylığını koydu. Kazanamadı ama bu deneyim onun, daha da hırslanmasına yol açtı.

1834 seçimlerinde bu şansı elde etti. O yıl, İllinois eyalet meclisi çalışmaya başladığında, aralarında ince yüzlü, gözleri geleceğe kararlılıkla bakan, insan irisi bir adam vardı. Artık kendi listesine eklediği bir hırsı daha bulunuyordu: Avukat olmaya karar vermişti. Bir avukat! Bu karar, hafif indiana şivesiyle konuşan bir sınır adamı için olağanüstü bir istekti. Ama, yasalardan ilk etkilendiği yer de indiana’ydı. Oradan ayrılmadan az önce, bölgesel mahkeme salonlarını ve oradaki yasal dramları izlemişti. Çok etkilenmiş ve Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’m okuyarak ülkenin nasıl idare edildiğini anlamaya çalışmıştı.

“Eşit yaratılmıştır”

Aynı zamanda, Bağımsızlık Bildirgesi’ni de okumuştu: Ülke kurucularının, 1776’da, İngiliz idaresinden ayrılırken, Kral George’a yazdıkları, mükemmel bir bildirgeydi bu. Bildirge’de şöyle deniyordu : “İnanıyoruz ki, tüm insanlar eşit yaratılmıştır ve yaradanları tarafından kendilerine, Yaşama, Özgürlük ve Mutluluğu Arama hakkı verilmiştir…” Genç adam, bu sözleri ömrü boyunca unutmayacaktı. Sonunda, 1830 yılında Lincoln, artık yasa yapan kişiler arasına girmişti ve eğitimini daha da ileri götürmek istiyordu. Bulabildiği tüm hukuk kitaplarını topladı ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra Mart 1937’de, yirmi sekiz yaşındayken, tam yetkili bir avukat olmuştu. O yılın Nisan ayında, New Salem’den ayrılarak, eyalet başkenti olan Springfield’a şansını aramaya gitti.

 

Lincoln’ın Amerika’sı

Bugünün Amerika Birleşik Devletleri, doğuda Atlas Okyanusu’ndan, batıdaki Büyük Okyanus’a kadar uzanır. 238 milyonluk nüfusuyla, dünyanın dördüncü büyük ülkesidir. Abraham Lincoln’ın zamanında durum değişikti. Lincoln’ın doğumundan az önce, 1800’lü yılların başlarında, nüfus ancak beş milyondan biraz fazlaydı. Ayrıca bir kıtaya yayılmış bir ülke değildi. 1770’li yıllarda, İngiliz egemenliğine karşı direnen insanlar, Doğu’da, Avrupalıların kurduğu on üç sömürgede yaşıyorlardı.

ABD’nin yavaş yavaş büyüyen nüfusu, on üç sömürgenin sınırlarının dışına taşarak batıya doğru yayılmaya başladı. Her ulaştıkları yerde, bir yerleşim bölgesi oluşturacak kadar insan birikince, orası bir eyalet sayılıyordu. Lincoln ailesinin de bu batıya gidişte rolü vardı; Virginia’daki evlerinden kalkarak Amerika’nın yerli halkı tarafından ateşli biçimde savunulan Kentucky’nin “karanlık ve kanlı topraklarında” şanslarını denemek üzere ilerlemişlerdi. Bu ilerleyiş, Abraham’ın büyükbabasına şans getirmemiş ve adam kızılderililer tarafından öldürülmüştü.

Köle sahiplerinin gücü

  • Köle sahipleri, kölelerini ellerinde tutmak için, her şeyi yaparlardı.
  • Köleler, hiçbir şeyi satamaz ya da satın alamazlardı. Hiçbir şeye sahip olmalarına izin verilmezdi.
  • Okuma ve yazma öğrenmelerine izin yoktu.
  • Evlenemezlerdi.
  • Bir mahkemede tanıklık yapamazlardı.
  • Kendilerini korumak için bile olsa, bir beyaza vuramazlardı.
  • Sahiplerinin topraklarından dışarı izinsiz çıkamazlardı. Toprak gibi, onlar da sahiplerinin malıydı: Oradan ayrılmaları, sahiplerini soymak anlamına gelirdi. Bunun için görecekleri ceza, en azından yine kırbaçlanmaktı.
  • Köleler bir hata yaptıklarında, öldüresiye kırbaçlanır, dövülür hatta yakılırdı.

Lincoln ve kölelik

Kuzeyli hukuk adamı, Abraham Lincoln da bu konuyla çok ilgileniyordu. Onun görüşleri birçok Kuzeyli tarafından paylaşılıyordu. Lincoln, kölelikten ve onunla ilgili her şeyden nefret ediyordu. Bu nedenle ülkesinin bölünmesinden endişeleniyordu: Eşitlik ve demokrasi temelleri üzerine kurulmuş Birlik’in yıkılmasından korkuyordu. Köleliğin yayılmasına
karşıydı. Aşırı pamuk ekiminin toprağı çok zayıflatması üzerine, er geç köleliğin sona ereceğini düşünüyordu. Ama kölelik, pamuk ekimi bölgesinden başka yerlere yayılırsa, bir daha hiç önlenemeyebilirdi.

Aslında Lincoln, her şeyi yok etmekten yana biri değildi. Tersine, ılımlı bir yapısı vardı. Bu, zayıflık ve cehaletten kaynaklanmıyordu; tersine zor ve kendini tanımakla geçen, kendi kendini eğittiği gençlik yıllarından kaynaklanıyordu. Üvey annesinin dediği gibi, o iyi yürekli bir çocuktu. Hala iyi yürekliydi ama yıllarla birlikte olgunlaşmış ve başka boyutlara ulaşmıştı. Lincoln iyi yürekliydi. Yasalara saygısı vardı ama daha da fazlasını yapmak istiyordu. İnsanlara saygısı büyüktü: Farklı dünya görüşlerine, farklı düşlerine ve umutlarına, başkalarının istediği gibi değil de, kendi istedikleri gibi olma haklarına saygısı vardı. Sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin yasalarına göre, eski köle eyaletlerinin, topraklarını kendi istedikleri gibi yönetme hakkına saygı gösteriyordu; Hatta özgür bir ülkede, yasalar izin veriyorsa, insanların özgürce köle sahibi olmalarına da hak verebilirdi.

Abraham Lincoln, Başkan

Doğulular, Ortabatı’dan gelen bu karışık saçlı, tiz sesli ve çukur gözleri ışıldayan şamatacı avukatı dinlerken çok etkileniyorlardı. New York Cooper Ensititüsü’nde, Cumhuriyetçilerin amaçlarına olan inançlarından söz ederken, hepsi onu çılgınca alkışlıyordu.

Lincoln, “Güney, Kuzey’in, köleliği yanlış bir iş olarak değerlendirmesini istemiyor,” diyordu. “Tüm anlaşmazlık onların düşüncesi doğru, bizim düşüncemiz yanlış şeklindeki anlayıştan kaynaklanıyor.

Köleliğin yanlış olduğunu kabul ederken, onların istediği gibi davranabilir miyiz? Oylarımızı, kendi isteğimizin tersine, onların istediği gibi verebilir miyiz?” Lincoln, sözlerini bağlarken, olgun New Yorklular ayağa kalkmış alkışlıyorlardı. “Şuna inanmalıyız ki doğru, güç yaratır ve bu inançla görevimizi, bizim anladığımız biçimde, sonuna dek yapalım.”

Mayıs 1860’da, Cumhuriyetçilerin adayı olan Lincoln, Kasım ayında seçimlere katıldı ve kazandı. Kuzey eyaletlerinin biri hariç, tümünden oy almış ve Amerika Birleşik Devletleri’nin on altıncı Başkan’ı seçilmişti. Bu, ılımlı, insancıl, akıllı ve mantıklı olmanın zaferiydi. Ve bu zafer, ABD’nin savaşa girmesine yol açtı.

Lincoln karar veriyor

Köleliği kaldırmak için, dikkatle, yavaşça ve sınır eyaletlerinin onaylarını da alarak davranmak üzere planlar yaptı. Ama bu eyaletlerin hiçbiri, onayını vermedi. Lincoln, yeniden kendi kendisiyle tartıştı.Pekala; demek ki, işi zor yanından halletmeleri gerekiyordu. Demek ki, köleliği yasaklamayı, onay üzerine değil, savaş durumunun ona verdiği büyük güçlerden yararlanarak, başkanlık yargısı üzerine oturtacaktı. Ve, Temmuz 1862’de kesin kararını verdi.

Savaşın bitmesi gerekiyordu. Kölelere gereksinimi vardı: Ama köle olarak değil, Kuzey’i istekle ve hevesle destekleyecek özgür i nsanlar olarak. Onların özgürlüğü Başkan’ın ellerindeydi ve o artık bunu onlara teslim etmek istiyordu. Birlik ordusunun Başkumandanı olarak, esaretten kurtulduklarını bildirecekti.

Amerika Birleşik Devletleri’nin on altıncı Başkanı Abraham Lincoln, 1 Ocak 1863’te Özgürlük Bildirgesi’ni imzalayarak dört milyon kişiyi kölelikten kurtardı.

Altın kalemli adam

Pencere kenarındaki masa başında oturan uzun boylu adam, uzanarak bir kağıdı kendine doğru çekti. Öteki eliyle de kalemini aldı; atacağı imzaya uygun altın bir kalemdi bu. Onu izleyen insanlar sessizce bekliyorlardı. Başkan, bu masada her gün çeşitli kağıtları imzalardı mektuplar, yasalar, Güney’de bitip tükenmeyen savaş için orduya emirler, kaçak askerlerin af belgeleri. Altın kalemli adam iyi yürekli bir insandı: Acıyı tanırdı ve kaçaklara her zaman bağışlayıcı bir tutumla yaklaşırdı.

Ama bugün imzalanacak belge, bir af belgesinden daha önemliydi: Günlerden 1 Ocak 1863‘tü. Bu, tüm insanların bağışlanması gibi bir şeydi. Nesiller boyu ilk kez, gerçek ve yasal insanoğulları gibi hissedeceklerdi kendilerini. İmzalanacak belge, milyonlarca kölenin özgürlüğünü ilan edecekti: Bunlar, uzun yıllardır Güney’de, beyaz asi çiftçiler tarafından satın alınan ve kullanılan siyah insanlardı.

Abraham Lincoln, ABD’nin sahip olduğu en büyük başkanlardan biridir. Olağanüstü bir adamdı : Hem alçakgönüllü hem hırslıydı, hem şefkatli hem katıydı, temkinliydi ama keskin bir zekası vardı. Yüzyıl sonra, bugün bile, tarihteki birçok liderin basit görünmesine neden olabiliyor. Ama Abraham Lincoln’ın bu özelliklerinin yanında iki önemli başarısı daha vardır. Ülkesini, kendi kendini mahvetmekten kurtarmıştır. Ve köleleri özgürlüğe kavuşturmuştur.

Başkanın ölümü

Sonraki dokuz saat, korkunç saatlerdi. Seyirciler panik içinde kaçışmaya başlamışlardı. Suikastçı kaçıp giderken, bir doktor, devlet locasına koşarak Lıncoln’i  yaşama döndürmeye çalışmıştı. Sonra, başkanı yolun karşısındaki bir eve taşımışlar ve bir yatağa yatırmışlardı.

Şok ve üzüntüden neredeyse aklını kaçırmış gibi olan Mary de yanındaydı. General Grant’in adamlarından biri olan büyük oğlu Robert da oradaydı. Haber Washington’a yayılınca, başka doktorlar, devlet adamları ve dostları koşup gelmişlerdi. Birçok kişi, Lincoln’a saldıran adamı görmüştü. Bu adam aktör John Wilkes Booth’du. Sessizce locaya girmiş, sahneye yoğunlaşmış olan başkanının arkasında durmuş ve tam kafasının arkasına ateş etmişti. Booth’un Güney’den yana olduğu ve Güney’i mahveden kişi olarak gördüğü Lincoln’ dan nefret ettiği biliniyordu. Locadan şöyle bağırmıştı: “Tüm gaddarlar böyle yok olsun. ” Onu yakalamak üzere peşine adamlar salındı. Ve Washington’da hızla sıkıyönetim ilan edildi. Lincoln’ın ikinci başkanı Andrew Johnson, hemen göreve çağırıldı. Başkan’ın yattığı evin dışında, acılı insanlar toplanmış haber bekliyorlardı. Sabah oldu. 15 Nisan 1865 günü, sabah yediyi iki dakika geçe Abraham Lincoln öldü. O, Amerika Birleşik Devletleri’nin suikaste uğrayan ilk başkanıydı ama son da olmadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir